Kaportacı Necmi'nin dükkanına bir müşteri geldiğini düşünün. Arabasını tamir ettirecek ama önce dükkanın güvenilir olup olmadığını bilmek istiyor. İşini düzgün yapan, hesabını açık tutan, verdiği sözün arkasında duran ustaya arabasını gönül rahatlığıyla teslim eder. Sermaye piyasalarında da durum bundan farklı değil. Yabancı yatırımcı parasını emanet edeceği ülkenin kurallarına, denetimine ve şeffaflığına bakıyor.
Dünyanın önemli endeks kuruluşlarından MSCI'nin Türkiye hakkında aldığı son kararı böyle okumak gerekiyor.
MSCI, Türk hisselerine ilişkin bazı endeks değişikliklerini geçici olarak durdurdu. Yeni şirketlerin belirli endekslere alınmasını, bazı şirketlerin üst endeks gruplarına yükseltilmesini ve endeks ağırlıklarını artırabilecek işlemleri dondurdu.
Peki, Türkiye borsadan çıkarıldı mı? Hayır. Yabancı yatırımcı Türkiye'den kovuldu mu? Hayır. Borsa İstanbul kapandı mı? Elbette hayır.
MSCI'nin söylediği daha basit: “Bazı şirketlerin hisselerinin gerçekte kimlerin elinde bulunduğunu, piyasada ne kadar hissenin serbestçe alınıp satıldığını ve bazı fonlar üzerinden koordineli işlemler yapılıp yapılmadığını daha açık görmek istiyorum.”
Bunun ekonomik karşılığı güven meselesidir.
Kararın ardından 16 Ekim'de BIST 100 endeksi yüzde 2,89 gerileyerek 11.721 puandan kapandı. Piyasa tepki verdi. Ancak bir günlük düşüşü kalıcı bir ekonomik krizin habercisi olarak görmek doğru değil.
Dünyada benzer örnekler var.
Endonezya'da MSCI'nin pay sahipliği şeffaflığına ilişkin uyarıları sonrasında yetkililer ortaklık bilgilerinin açıklanması ve halka açıklık oranlarının iyileştirilmesi için düzenlemeler başlattı. Ancak ilerleme yeterli görülmeyince kuruluş daha ağır bir statü değişikliği için danışma süreci açtı. 16 Ekim'de Endonezya borsası yüzde 11,57 düştü.
Nijerya'da döviz erişimi ve sermaye transferi sorunları çözülemeyince MSCI, ülkeyi 2024'te bağımsız piyasa statüsüne taşıdı. Buna karşılık Mısır ve Kenya'da döviz likiditesi ve yatırımcıların paralarını ülkelerine transfer edebilme koşulları iyileşince MSCI, uyguladığı özel kısıtlamaları Mayıs 2024'te kaldırdı. Demek ki bu kararlar ne değişmez bir mahkeme hükmü ne de önemsiz bir uyarı.
Türkiye'nin önünde de bir fırsat var.
MSCI'nin dondurma kararı ikinci bir duyuruya kadar geçerli. Haziran 2027 ise ilerlemenin değerlendirileceği kritik tarih. Yani tren henüz kalkmadı fakat peronda bekleyen yolcunun hazırlığını tamamlaması gerekiyor.
Burada Sermaye Piyasası Kuruluna, Borsa İstanbula, Merkezi Kayıt Kuruluşuna ve ilgili denetim kurumlarına önemli sorumluluk düşüyor. Fonların gerçek sahipleri şeffaf biçimde belirlenmeli, olağan dışı işlemler etkin biçimde denetlenmeli, kuralları ihlal edenlere uygulanan yaptırımların sonuçları kamuoyuyla paylaşılmalı.
Çünkü yabancı yatırımcı yalnızca yüksek kazanç aramaz. Kazandığı paranın hangi kurallarla korunduğunu da bilmek ister.
Türkiye'nin güven kaybetmesi, şirketlerimizin yabancı sermayeye daha zor ve daha pahalı ulaşması anlamına gelebilir. Güvenin güçlenmesi ise uzun vadeli yatırım, daha derin bir borsa ve daha güçlü finansman imkanları demektir.
MSCI'nin kararı ne felaket tellallığı yapmayı gerektiriyor ne de görmezden gelinmeyi hak ediyor.
Paniğe gerek yok. Türkiye'nin yapması gereken belli: Ev ödevini iyi çalışmak. Çünkü küresel sermaye piyasalarında güven, en az para kadar değerlidir.










