Eskiden yazar olmak kolay değildi. Önce okurdunuz, araştırırdınız, düşünürdünüz. Sonra anlatacak bir sözünüz varsa oturur yazardınız. Bugün işler biraz değişti. Bilgisayarın başına geçip birkaç cümle yazıyorsunuz, beş dakika sonra karşınıza akademik makale çıkıyor. Üstelik kaynakçalı, dipnotlu, yabancı düşünürlerden alıntılı.
Bir bakıyorsunuz, hayatında bir kitap üzerine ciddi araştırma yapmamış insan, ekonomi profesörü gibi konuşmaya başlamış. Dün uluslararası ilişkiler uzmanıydı, bugün sosyolog, yarın muhtemelen kuantum fiziği üzerine bir değerlendirme yayımlayacak.
Yapay zekâ sağ olsun, artık herkes her şeyi biliyor!
Yanlış anlaşılmasın. Benim itirazım insanların eğitim durumuna değil. Kreşe bile gitmemiş bir insan çok iyi bir yazar olabilir. Üniversite mezunu olmak da kimseye otomatik olarak bilgi ve kültür kazandırmaz. Benim itirazım, hiçbir emek vermeden başkasının ürettiği düşünceyi kendi düşüncesiymiş gibi pazarlayanlara.
Son zamanlarda internet gazetelerinde öyle köşe yazılarıyla karşılaşıyorum ki insanın gülmesi mi, üzülmesi mi gerektiğini bilemiyorum. Konu ağır, başlık iddialı, cümleler akademik. Dipnotlar deseniz eksiksiz. Bizim yeni nesil profesörler kaynakçayı da ihmal etmiyorlar maşallah!
Bir tek eksikleri var: Ne yazdıklarından haberleri bile yok.
Daha da ilginci, bazıları yapay zekânın metnin sonunda bıraktığı açıklamayı bile silmeden yayımlıyor.
‘İsterseniz bu konuyu daha kapsamlı inceleyebilir, akademik kaynaklarla destekleyebilirim.’
Muhterem yazarımız belli ki yazısını bitirmiş ama yapay zekâ hâlâ kendisine hizmet teklif ediyor!
İşte burada gülümsemeyi bırakıp düşünmek gerekiyor. Çünkü mesele yalnızca komik bir dikkatsizlik değil. Okuyucuya karşı ciddi bir saygısızlık.
Ben yazarlığın ne kadar emek istediğini kendi hayatımdan biliyorum.
İnsan hayatında en değerli şeylerden biri zaman. Yapay zekâ bize zaman kazandırıyor. Saatler sürebilecek ön araştırmaları hızlandırıyor. Daha fazla düşünmemize, üretmemize, ailemize ve sevdiklerimize zaman ayırmamıza yardımcı olabiliyor.
Fakat burada küçük bir ayrıntı var: Yapay zekânın size bilgi vermesi, sizin o bilgiye sahip olduğunuz anlamına gelmiyor.
Bir konuyu anlamakla o konu hakkında hazırlanmış metni kopyalamak aynı şey değil. Hele o metnin altına adınızı yazıp kendinizi yazar, araştırmacı veya akademisyen olarak tanıtmanız hiç değil.
Geçtiğimiz günlerde kitapların üzerine ‘İnsan yazdı’ etiketi konulmasına ilişkin bir çalışmayı okudum. Fransa'da başlayan sertifikalandırma girişimlerinin benzerleri Amerika ve İngiltere'de de uygulanıyor. Yazarların meslek kuruluşları, insan emeğiyle oluşturulan eserlerin yapay zekâ tarafından üretilenlerden ayırt edilmesini istiyor.
Bu çalışmayı sonuna kadar destekliyorum.
Düşünebiliyor musunuz? Teknoloji öyle bir noktaya geldi ki artık bir insanın kitap yazdığını ayrıca belgelemek gerekiyor.
Aslında bu etiket yalnızca yazarı korumuyor. Okuyucuya da bir tercih hakkı veriyor. Bir kitabı satın alan insan, karşısındaki metnin bir yazarın yıllar süren emeğinden mi, yoksa birkaç prompttan mı doğduğunu bilmek isteyebilir.
Elbette sertifikalar tek başına bütün sorunları çözmeyecek. Yanlış değerlendirmeler olabilir. Yapay zekâ tespit programları da her zaman güvenilir sonuç vermiyor. Bu nedenle önemli olan yalnızca bir etiket değil, dürüst ve denetlenebilir bir yayıncılık anlayışı.
Bence aynı tartışmayı gazetecilik için de başlatmalıyız. Köşe yazısında yapay zekâdan yararlanmak ayıp değil. Araştırmada, dil kontrolünde, bilgiye ulaşmada teknolojiyi kullanmak son derece doğal.
Ayıp olan, kendi düşünmediğiniz bir düşünceyi kendi fikrinizmiş gibi sunmak. Yazmadığınız bir yazının bütün emeğini sahiplenmek. Okuyucunun karşısına hiç sahip olmadığınız bir uzmanlıkla çıkmak.
Üstelik insanın kalitesini yalnızca süslü cümlelerle ölçemeyiz. Ben bir insanı tanırken nasıl konuştuğuna, düşüncesini nasıl savunduğuna, bilmediği bir soruyla karşılaştığında nasıl davrandığına da bakarım. Çünkü gerçek birikim, ezberlenmiş cümlelerden çok daha fazlasıdır.
Yapay zekâ bize büyük bir imkân sundu. Ama herkesi yazar, düşünür veya profesör yapmadı.
Eskiden insanlar kitap okuyarak bilgi sahibi olmaya çalışırdı. Şimdi bazıları kitap okumadan kitap yazarı oluyor.
Teknolojiye diyecek sözüm yok.
Benim sözüm, yapay zekâya yazdırdığı metnin altına kendi adını koyup bir de entelektüel pozları verenlere.
Hiç değilse yazının sonunda yapay zekânın size bıraktığı ‘Başka nasıl yardımcı olabilirim?’ cümlesini silin.
Okuyucuya biraz saygınız olsun…










