Adnan Ateş Yazıları

Adnan Ateş
Adnan Ateş
Yazarın Profili
19.10.2026 21:52

Borsa İstanbul’un sorunları ve çözüm yolları (1)

Haber Detay Image

Borsa İstanbul'un bugün karşı karşıya olduğu sorunların yalnızca endeksin yükselmesi veya düşmesiyle sınırlı olmadığını düşünüyorum. Bazı hisselerde görülen olağan dışı fiyat hareketleri, yatırım fonlarının belirli şirketlerde yoğunlaşması, riskli finansal işlemler ve yatırımcıların yeterince bilgilendirilmemesi üzerinde durmamız gereken konular. Bu yazımda, mevcut denetim kurumlarını ve yapılan çalışmaları yok saymadan, sorunların nereden kaynaklandığını sorgulamak ve gelişmiş ülkelerdeki uygulamalardan hareketle bazı çözüm önerilerinde bulunmak istiyorum.

Öncelikle şu soruyu sormak istiyorum: Türkiye'de borsa işlemleri saniyeler içinde gerçekleşirken, yatırımcıların birikimlerini tehlikeye atabilecek riskleri neden daha erken fark edip önleyemiyoruz? Üstelik bunu yapabilecek kurumlarımız, yetişmiş insan gücümüz ve teknolojik altyapımız da var.

Borsa yalnızca hisse senetlerinin alınıp satıldığı bir yer değildir. Şirketlerin büyümek için sermaye bulduğu, insanların yıllarca çalışarak biriktirdiği paralarını değerlendirdiği, ülke ekonomisinin geleceğine ortak olduğu önemli bir piyasadır.

Bu nedenle borsada işlem gören en değerli şeyin yalnızca hisse senedi değil, aynı zamanda güven olduğuna inanıyorum.

Güvenin zedelendiği bir piyasada yalnızca yatırımcı zarar görmez. Şirketlerin finansmana ulaşması zorlaşabilir, yeni yatırımcıların piyasaya katılma isteği azalabilir. Yerli ve yabancı sermaye açısından da soru işaretleri oluşur.

Yarım milyona yakın yatırımcıyı ilgilendiren kriz

Son dönemde yaşanan fon krizi, üzerinde düşünmemiz gereken önemli bir örnek.

Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) 23 Eylül 2026 tarihli açıklamasına göre, yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verildi. Merkezi Kayıt Kuruluşu kayıtlarında ise bu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunduğu açıklandı.

Düşünün, yaklaşık 456 bin insanın birikimini ilgilendiren bir süreçten söz ediyoruz.

Elbette bu insanların tamamının parasını kaybettiğini söyleyemeyiz. Tasfiye süreci devam ediyor. Ancak binlerce insanın birikimlerinin geleceğine ilişkin cevap beklemesi bile konunun ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.

Burada beni düşündüren yalnızca fonların tasfiye edilmesi değil. Bu noktaya gelinmeden önce risklerin ne ölçüde görülebildiği ve yatırımcıların bu risklerden ne kadar haberdar olduğudur. Örneğin bir yatırım fonu, parasının önemli bölümünü borsada çok az işlem gören birkaç şirketin hisselerine yatırıyorsa, bu durum önemli bir risk oluşturabilir. Çünkü fiyatı hızla yükselen bir hisse senedini gerektiğinde aynı kolaylıkla satamayabilirsiniz. Hele ki çok sayıda yatırımcı aynı anda parasını geri almak isterse durum daha da zorlaşabilir.

Peki, yatırımcı bunları yeterince biliyor mu?

Fonunun günlük ne kadar kazandırdığını telefonundan gören bir vatandaş, o fonun ne kadar risk taşıdığını da aynı kolaylıkla anlayabiliyor mu? Bence tartışmaya buradan başlamalıyız.

Kurallarımız var, peki yeterince işe yarıyor mu?

Türkiye'de sermaye piyasalarının denetimsiz olduğunu söylemek haksızlık olur.

SPK, Borsa İstanbul, Merkezi Kayıt Kuruluşu ve Takasbank gibi önemli kurumlarımız var. Borsa İstanbul'da 2015 yılından beri SMARTS adı verilen teknolojik gözetim sistemi kullanılıyor. 2017'den beri de olağan dışı fiyat hareketlerine karşı çeşitli tedbirler uygulanıyor.

SPK, 28 Ağustos 2026'da yatırım fonlarına ilişkin kuralları güncelledi. Kurulun 18 Eylül'de yaptığı açıklamada, az sayıda hissesi piyasada işlem gören bazı şirketlerde, belirli fonların işlemleriyle ekonomik gerçeklerle açıklanması güç fiyat hareketlerinin yaşandığına dikkat çekildi. İlişkili taraflar arasındaki riskli finansal işlemler de düzenlemelerin gerekçeleri arasında gösterildi.

Demek ki sorunların önemli bir bölümü zaten biliniyor ve bunlarla ilgili çalışmalar yapılıyor.

Ancak benim üzerinde durduğum nokta başka. Bir kuralın bulunmasıyla o kuralın zamanında ve etkili biçimde uygulanması aynı şey değildir. Denetim, yalnızca sorun büyüdükten sonra devreye giriyorsa burada geliştirilmesi gereken bir alan var demektir.

Bir şirketin hissesi ekonomik durumuyla açıklanamayacak kadar hızlı yükseliyorsa, birkaç yatırım fonu aynı hisselerde yoğunlaşıyorsa veya birbirleriyle bağlantılı hesaplar olağan dışı işlemler yapıyorsa bunların birlikte değerlendirilmesi gerekir. Her hızlı yükselişin arkasında usulsüzlük aramak da doğru değil. Bazen şirketlerin gerçek başarısı, bazen de piyasa beklentileri fiyatları yükseltebilir. Önemli olan olağan piyasa hareketiyle şüpheli işlemi birbirinden ayırabilecek güçlü bir denetim kapasitesine sahip olmaktır.

Bilgiye sahip olanla olmayanın yarışı

Ekonomi biliminde bu konuyu açıklayan önemli bir yaklaşım var.

Nobel Ekonomi Ödüllü iktisatçı George Akerlof, 1970 yılında yayımladığı çalışmasında, alışverişin bir tarafı diğerinden daha fazla bilgiye sahip olduğunda piyasanın sağlıklı işlemesinin zorlaşabileceğini ortaya koydu. İktisatta buna asimetrik bilgi deniliyor. Aslında anlatılmak istenen çok basit. Bir malı satan kişi, o malın kusurlarını biliyor ama satın alan bilmiyorsa, taraflar eşit koşullarda karar vermiyor demektir. Benzer bir sorun finans piyasalarında da yaşanabilir.

Bir yatırımcı yalnızca fiyatın yükseldiğini görürken, başka bir piyasa katılımcısı o fiyat hareketinin arkasındaki işlemler hakkında çok daha fazla bilgi sahibi olabilir. İşte bu nedenle yatırımcıların doğru ve zamanında bilgilendirilmesini son derece önemli buluyorum. Denetimin amacı yalnızca yanlış yapanları cezalandırmak olmamalı. Aynı zamanda yatırımcıların karşılaşabileceği riskleri mümkün olduğunca erken belirlemek olmalı.

Amerika borsaları nasıl denetliyor?

Bu noktada ABD'deki uygulamalardan yararlanabileceğimizi düşünüyorum.

Amerika Birleşik Devletleri'nde sermaye piyasalarını denetleyen SEC'in kullandığı önemli sistemlerden biri, Consolidated Audit Trail (CAT). İngilizce adı biraz karmaşık görünebilir ama mantığı oldukça anlaşılır. Sistem, borsaya gönderilen bir alım veya satım emrinin hangi aşamalardan geçtiğinin yetkili denetim birimleri tarafından takip edilmesini sağlıyor. Yani yalnızca bir hissenin fiyatına bakılmıyor. Emrin ne zaman verildiği, değiştirilip değiştirilmediği ve işlemin nasıl gerçekleştiği de incelenebiliyor. Böylece şüpheli görülen işlemlerin geçmişine dönük daha ayrıntılı bir değerlendirme yapılabiliyor.

Elbette Amerika'daki uygulama da kusursuz değil. SEC, 2026 yılında bu sistemin maliyetlerini, veri güvenliğini ve kişisel bilgilerin korunmasına ilişkin konuları yeniden değerlendirmeye almıştı. Bunu özellikle belirtmek istiyorum. Çünkü gelişmiş ülkelerde uygulanan her sistemi olduğu gibi Türkiye'ye taşımak zorunda değiliz. İyi çalışan yönlerinden yararlanabilir, eksiklerinden ders çıkarabiliriz.

Türkiye ne yapabilir?

Benim ilk önerim, mevcut kurumlarımızın sahip olduğu işlem ve gözetim verilerinin daha bütünleşik değerlendirilmesidir. Borsa İstanbul'daki alım satım hareketleri, yatırım fonlarının belirli hisselerdeki yoğunlaşması ve ilgili saklama ve takas kayıtları, hukuki sınırlar içinde birlikte incelenebilmeli. Böylece yalnızca tek bir işlem değil, birbirleriyle bağlantılı olabilecek işlemlerin bütünü değerlendirilebilir.

Bunun için yatırımcıların kişisel bilgilerinin kamuoyuna açıklanmasına gerek yok. Yetkili kurumların, veri güvenliğini ve kişisel hakları koruyarak daha etkin bir denetim yapabilmesi yeterli. Türkiye'nin bunu başarabilecek bilgi birikimine ve kurumlara sahip olduğuna inanıyorum. Üstelik amacımız yatırımcıyı piyasadan uzaklaştırmak veya her fiyat hareketine müdahale etmek olmamalı. Tam tersine, insanların gönül rahatlığıyla yatırım yapabileceği, şirketlerin güvenilir biçimde sermaye bulabileceği bir ortamı güçlendirmeliyiz.

Bunun için yeni düzenlemeler gerektiğinde yapılmalı. Ancak mevcut kuralların ne kadar etkili uygulandığı da açıkça değerlendirilmeli. Çünkü yeni kurallar koymak kadar, yürürlükteki kuralların sonuçlarını ölçmek de önemlidir. Ben Borsa İstanbul'un geleceğine bu açıdan bakıyorum. Türkiye'nin daha büyük bir borsaya ihtiyacı olduğu kadar, daha güçlü bir yatırımcı güvenine de ihtiyacı var.

‘Bir borsanın gerçek gücü, yalnızca endeks yükselirken değil, işler ters gittiğinde de yatırımcının kurallara güvenebilmesidir.’

Peki, Avrupa ülkelerinde şüpheli işlemler nasıl bildiriliyor? Yatırım fonlarının riskleri yatırımcıya daha anlaşılır biçimde nasıl gösterilebilir? Usulsüz işlemlerle elde edilen kazançların zarar gören yatırımcılara iadesi için nasıl bir sistem kurulabilir?

Yazımın ikinci bölümünde bu sorulara cevap arayacak, Türkiye'de uygulanabileceğini düşündüğüm somut düzenleme önerilerini paylaşacağım.

DEVAMI GELECEK..

Adnan Ateş


Yazarın Yazıları