Çin devleti gerçekten ırkçı mı?

Ulus devlet anlayışının dünya sahnesinde egemen olmaya başlamasından itibaren azınlık sorunları kümülatif bir biçimde bugüne kadar gelmiştir. Günümüzde Orta Doğu'dan Avrupa'ya hemen hemen her bölgede azınlık sorunundan bahsedilebilmekte ve hepsi için ayrı ayrı nedenler ve çözümler ileri sürülmektedir.
Din, millet veya nadiren de olsa kültür farklılıklarından dolayı varlığını sürdüren azınlık sorunları coğrafyaların kendi dinamikleri ve tarihlerine göre şekil almakta ve değişim göstermektedir.
Dolayısıyla yek bir "azınlık sorunu" tanımından kaçınmak akademik çevrelerin birincil önceliği konumunda olmuştur. Başka bir deyişle, her azınlık sorununu ortaya çıktığı bölgenin gerçekleri çerçevesinde değerlendirmenin en doğru yol olduğu söylenebilir.
Bu çerçevede düşünüldüğünde günümüzde çokça konuşulan Çin devletinin azınlık politikaları kendine has değerlendirilmesi gereken bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Özellikle son zamanlarda daha da artış gösteren bir dizi suçlamalar, Çin devletini ırkçı bir devlet gibi gösterme çabası içerisinde. Pekin'in uyguladığı azınlık plan, program ve stratejilerinin asimilasyon hedefi güttüğü iddia ediliyor ve hatta bu doğrultuda işkence ve cinayet gibi suçlarında yaşandığı ileri sürülmekte.
Peki, medya aracılığı ile çokça maruz kaldığımız bu ve benzeri konuların arka planında siyasi bir ajanda var mı? Çin devleti gerçekten ırkçı mı? Yoksa madalyonun başka bir yüzü daha mı var?
Sert devlet yapısı
Bu sorulara cevap vermek için "azınlık sorunu" tanımını, Çin'in yakın dönem devlet işleyiş modelini hukuk pratikleri içerisinde incelemek yararlı olabilir. Bilindiği üzere Çin'in oldukça sert kanunları ayrım gözetilmeksizin devlet tarafından uygulanmakta.
En alt tabakadan üst bürokratik katmana kadar sert diye tanımladığımız bu kanunlar herhangi bir zümre, din veya ırk gözetmeksizin eşit bir şekilde uygulanmakta. Hatta şöyle ki Çin, bu "sertliği" yüzünden içerde ve dışarda birçok eleştiriye de maruz kalan bir ülke. Koronavirüs salgınına karşı uyguladığı politikalarında bunu çok iyi bir şekilde gördük.
Bu gerçek göz önüne alındığında, Çin'in azınlık politikalarının ırk temelli olmadığı; "asimilasyon" eleştirilerinin ise gerçeği yansıtmadığını söyleyebiliriz. Aksine, Çin'in kanunlarını disiplinli diye tanımlayabileceğimiz bir nizam içerisinde hızlı ve aralıksız hayata geçirdiğini ve bundan dolayı "kanuncu" veya "kuralcı" bir devlet kategorisinde yer aldığını ifade etmekte doğru olabilir.
Günümüzde Çin bölgesinde birçok dini-etnik nüfus varlığını aynı coğrafyada sürdürmekte ve hepsinin karşı karşıya kaldığı politikalar ise aynı. Herhangi bir azınlığa özel bir strateji belirlenmemekte ve aksine kanunlar eşit düzeyde ve eşit ivedilikte uygulanmaktadır.
Peki, diğer bütün konularda olduğu gibi azınlık konusunda da ayrım gözetmeksizin kanun yapıcılığı ve uygulayıcılığına devam eden Çin, neden bazı devletler veya yayın organları tarafından "ırkçı" olarak lanse edilmeye çalışılıyor?
Çin-ABD ilişkileri
Bu soruya cevap vermek için Çin-ABD ilişkilerini iyi değerlendirmek faydalı olabilir. Uzun bir süredir Çin'in ABD merkezli bir anti kampanyanın hedefi olup olmadığı araştırmacılar tarafından yöneltilen en önemli sorulardan biri oldu.
Özellikle son zamanlarda küresel ekonomide, ticarette ve teknolojide attığı adımlarla diğer ülkelerdeki etki alanını ve saygınlığını arttıran Çin, Batı dünyasının önde gelen ülkelerinin, fakat en fazla ABD'nin düşmanlığını kazanmış durumda. Hatta bunun yankıları diplomatik çevrelerde dahi görülmekte.
Örnek vermek gerekirse; Çin son 20 yıl içinde Orta Doğu'da nüfuz alanını arttırma politikası uyguluyor ve bu siyasetinin olumlu sonuçlarını almaya çoktan başladı. ABD'nin bölgede güvenirlilik sorunu yaşadığını göz önünde bulunduğumuzda rasyonel bir hamle yapan Çin, doğrudan ve doğal olarak ABD'nin hedefi haline geldi.
İki ülkenin arasında devam eden ticaret savaşlarının detayları ise medya raporlarında dahi açıkça yer almakta. Enerjiden finansa hemen hemen her alanda Çin-ABD gerilimi gözlemlenmektedir.
Bundan dolayı ABD merkezli Batı dünyasının ana akım medya kuruluşları Çin'i topa tutmakta ve okları Pekin'in "ırkçı" diye tabir ettikleri politikalarına çekmekte. Azınlık sorunları ise kamuoyu oluşturmak ve Çin fobisini yaymak için önemli bir araç olarak kullanılmakta. Çin'in artan gücü ve bu konudaki kararlılığını düşündüğümüzde dünyanın uzun süre daha "ırkçı" suçlamaları duyacağını tahmin etmek ise hiç güç değil.
Özetle, Çin devleti belirli bir nüfusa karşı hususi bir politika yürütmekte değil. Aksine kendi kanunlarına sert bir disiplin çerçevesinde sahip çıkıp, bunun uygulayıcılığını yerine getirmekte.
Bölgedeki bütün azınlık gruplarının karşılaştığı politikalara bakıldığında en açık ve somut örneği görmüş; Çin'in ne kadar disiplinli, kanuncu ve kuralcı bir devlet modeline sahip olduğunu gözlemleyebiliriz. ABD medyasının Çin karşıtı ve "ırkçılık" söylemleri ise, tam tersi bir açıdan baktığımızda, bir diğer somut örnek olarak tanımlanabilir.














