Kanunların Dili Uluslararası Sempozyumu

Kanunların Dili Uluslararası Sempozyumu

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanvekili Ahmet Aydın, "Kanun metinleri herkesin anlayabileceği açık ve anlaşılır bir şekilde kaleme alınmalıdır.

Kanunların Dili Uluslararası Sempozyumu

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanvekili Ahmet Aydın, "Kanun metinleri herkesin anlayabileceği açık ve anlaşılır bir şekilde kaleme alınmalıdır. Açık ve anlaşılır bir kanun dilinin zorunlu özellikleri ise sadelik, bilimsel tutarlılık, kesinlik ve belirginliktir." dedi.

Adalet ve Medeniyet Derneğince bir otelde, "Kanunların Dili Uluslararası Sempozyumu" düzenlendi.

Sempozyumun açılışında konuşan TBMM Başkanvekili Aydın, dilin insana özgü ve insanla ilişkili olan her şeyle iç içe olduğunu söyledi. Aydın, bu nedenle dilin, toplumda karşılaşılan pek çok sorunun çözümüyle bağlantısının bulunduğuna dikkati çekti.

Dilin, düşüncelerin oluşumunda, yoğun düşünsel faaliyet gereken bilimsel çalışmaların ortaya çıkışında ve bilginin iletilmesinde temel rol oynadığının altını çizen Aydın, şöyle devam etti:

"Yazılı hukuka geçişle ve yeni kuralların yazıyla ifade edilmeye başlanmasıyla hukuk ile dil arasındaki bağ daha da güçlenmiştir. Bireylerin yaşam alanları üzerinde egemen olmaları, diğer bireyler ve devlet karşısındaki özgürlük alanlarının ayrıca devlet karşısındaki hak ve ödevlerinin bilincinde olmaları, ancak bu alanları etkileyen ve sınırlarını çizen kanunların ve diğer hukuki düzenlemelerin anlamını kavramalarına bağlıdır. Nitekim en önemli hukuki ilkelerden birisi, 'Kanunu bilememek mazeret değildir.' Dolayısıyla kanunu çok iyi bilmek lazım."

Aydın, kanunların toplumda yaşayan her bireyi etkilediğini belirterek, "Kanun metinleri, herkesin anlayabileceği açık ve anlaşılır bir şekilde kaleme alınmalıdır. Açık ve anlaşılır bir kanun dilinin zorunlu özellikleri ise sadelik, bilimsel tutarlılık, kesinlik ve belirginliktir." ifadesini kullandı.

Dilin kesinlik ve belirginlik özelliklerinin ceza hukuku açısından zaruri olduğunu dile getiren Aydın, açık, sade ve herkesin anlayabileceği metinlerin, yaşayan dilde yazılan metinler olduğuna dikkati çekti.

Aydın, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Kanun dilinin, kesinlik ve belirginlik özelliği, kanun ile bağlı olan vatandaşların temel haklarının ve özgürlüklerinin korunabilmesinde büyük önem arz etmektedir. Özellikle, kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin meşru nedenlerle sınırlanabileceği ceza hukukunda kullanılan bu dilin, 'kesinlik' özelliğini taşıması ve ceza kanundaki kesinlik ilkesinin gereklerini yerine getirmesi aslında özgürlüklerin vazgeçilmez güvencesidir. Ne anlama geldiği tam belli olmayan muğlak birtakım ifadelerle bir kanun hükmünce yargılanan bir kişinin, kendileri de insan olan ve kendince doğruları ve düşünceleri bulunan hakimlerce tarafsız bir şekilde yargılanması ve kararın üst yargı organlarınca yine tarafsızlıkla denetlenmesi kanaatimce güçleşecektir. Dolayısıyla muğlak ifadelerden kaçınılması gerekmektedir. Bu durum adil yargılamaya gölge düşürebilecektir. Kanun dilinin açık ve anlaşılır olması ve hukuki söz varlığının sadeleşerek, kavranır duruma gelmesi hukuk devleti ilkesinin işlerlik kazanması için temel bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır."

Yargı diliyle halk arasında meydana gelecek bir dilsel kopukluğun hukuk devleti ilkesine ters düşeceğini kaydeden Aydın, hukuk dünyasında, kanun dilinde ve öğretiminde istikrar kazanmış, terim haline gelmiş ve üzerinde tartışma bulunmayan, kesinlik içeren bazı kavramların yeni kavramlarla değiştirilmesinin ne kadar sağlıklı bir uygulama olduğunun düşünülmesi gerektiğini söyledi.

Hukuk dilinde değiştirilen "buç" ve "işyar" gibi kelimelerden örnekler veren Aydın, yoğun bir biçimde teknik terimler içeren mali mevzuatta yapılan ve yapılacak değişikliklerde sade ve anlaşılır bir dil kullanmanın da bazen pek mümkün olamayacağını vurguladı.

Aydın, "Milletin meclisi olan Gazi Meclisimizde kabul edilen kanunların hem milletimiz tarafından anlaşılabilmesi hem de kendine özgü bir estetik içermesi gerekmektedir." diye konuştu.

Bazen konuların aciliyetinden dolayı zaman baskısından kaynaklı olarak, gerekli düzenlemelerin yapılmasının mümkün olmadığını dile getiren Aydın, torba kanun olayının sıkça yapıldığını ve zorunlu hale geldiğini dile getirdi.

"Türk dili mübarek bir dildir"

TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya ise "Türkçe, medeniyetimizin, kültürümüzün, sosyal yaşamımızın en önemli ve en sorunlu konusudur." diyerek sözlerine başladı.

Medeniyetin hem cevherinin hem göstergesinin dilde ve hukukta tecelli ettiğini belirten İyimaya, "Türk dili mübarek bir dildir, kadersiz bir dildir, çileli bir dildir." ifadesini kullandı. İyimaya, dillerin farklı birer organizma olduğunu ve müdahale edildiğinde olumsuz sonuçlarla karşılaşılabileceğini belirtti.

Türkçe'nin bugünlerde "bozulma dönemi" geçirdiğini söyleyen İyimaya, medeniyet yarışında geride kalındığında korumacı önlemlerle dilin de hukukun da özgünleştirilemeyeceğinin altını çizdi.

İyimaya, dil ve hukukun çok sayıda bağlantı noktalarının olduğuna işaret ederek, "Hukuk dilinin önemi, dilin öneminden çok hukuk normunun bağlayıcılığından doğmaktadır. Siz bağlayıcı olan hukuk normunu, anlaşılır, sade, açık bir dille inşa edemezseniz, ona uymak zorunda olan insanın hukuku anlamasını imkansız kılarsınız. Bu hem dil için hem hukuk sistemi için vahimdir." dedi.

Hukuk dilinin, esnek olması gerektiğine işaret eden İyimaya, "Türkiye'nin sorunu, bir hukuk boşluğu sorunu mudur? Yoksa hukukçu kıtlığı sorunu mudur? Bana göre kötü hukuka rağmen iyi hukukçular adil ve çok iyi hukuk üretebilirler. Türkiye'nin temel sorunu, normun bağlayıcılığı noktasında bir inanç boşluğu sorunudur." yorumunda bulundu.

"Türkçe, geçtiğimiz 100 yıl boyunca talihsiz olaylar yaşadı"

Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı Prof. Dr. Derya Örs ise Türkçe'nin son 100 yıl içinde değişerek ve başkalaşarak bu günlere geldiğini anlattı. Örs, "Türkçe, geçtiğimiz 100 yıl boyunca talihsiz bir takım olaylar yaşadı. Önce kelime hazinesinin önemli bir bölümü dışlandı ve daha sonra dışlanan kelimelerin yerine Türkçeleri ikame edilemeden batı kökenli sözcükler, hızla Türkçe'ye geldiler. Şimdi de bu akım İngilizce üzerinden yaşanıyor." diye konuştu.

Türkçe'nin 20, 30 yıl sonrası için batı dillerinin başta İngilizce olmak üzere, tehdidi altında kalacağını ve karmaşıklığa sebep olan bu durumu tespit etmek amacıyla 2017 yılını Türk Dili Yılı ilan ettiklerini kaydeden Örs, yaptıkları çalışmalar kapsamında kanun ve hukuki metinlerin açık olması yönünde talepleri olduğunu dile getirdi.

Adalet ve Medeniyet Derneği Başkanı Akif Tögel de derneğin 2013'de küçük bir kitap okuma grubuyla çalışmalarına başladığını belirterek, derneğin çalışmalarının Türkiye'de 32 merkezde, dünya genelinde ise 10 ülkeye ulaştığını söyledi.

Derneğin çalışmalarına ilişkin bilgi veren Tögel, Türkçe Yılı etkinlikleri çerçevesinde bu sempozyumu düzenlediklerini söyledi.

1982 Anayasası ile başlayan süreçte başta anayasa olmak üzere kanun, tüzük ve resmi yazışmaların dilinde bir bozulmanın olduğunu belirten Tögel, dilde başlayan bu bozulmanın gündelik hayata da sirayet ettiğini dile getirdi.

Tögel, sempozyum boyunca teknik, hukuki ve edebi ve karşılaştırmalı hukuk boyutunda birçok sunum yapılacağını belirterek, emeği geçen herkese teşekkür etti.

Konuşmaların ardından, " Ahmet Cevdet Paşa Hukuk Diline Üstün Katkı Ödülü" Ahmet Rasim Cinisli'ye takdim edildi.