Yeşilaydan dijital oyun bağımlılığına yönelik açıklama
Yeşilay Bilim Kurulu Üyesi Dr. İlyas Kaya: - "Araştırmalar, aşırı oyun oynayan ergenlerin geçmişte saldırgan davranışlar sergileme ihtimalinin daha yüksek olduğunu gösteriyor. Düşük öz-yeterlik ve benlik saygısı da bu süreçte öne çıkan bireysel faktörler arasında. Genetik yatkınlık, beyin kimyasındaki dengesizlikler ve olumsuz çocukluk deneyimleri de bağımlılık riskini artırabiliyor" - "Sağlıklı ebeveyn-çocuk ilişkisi ve dengeli denetim, çocukların ihtiyaçlarını karşılayarak oyun bağımlılığı riskini azaltırken, zayıf iletişim, aile içi sorunlar ve olumsuz akran ilişkileri riski artırabilir"
Türkiye Yeşilay Cemiyeti, dijital oyun bağımlılığının özellikle ergenlerde öfke ve saldırganlık davranışlarıyla ilişkili olabileceğine dikkati çekerek, sağlıklı ebeveyn ilişkisi ve dengeli denetimin önemini vurguladı.
Cemiyetten yapılan açıklamaya göre, dijital oyunlar, eğlence ve sosyal etkileşim açısından önemli fırsatlar sunarken, aşırı ve kontrolsüz kullanım, davranışsal ve duygusal sorunlarla ilişkili olabiliyor.
Uluslararası sınıflandırmalara göre oyun oynama bozukluğu, bireyin oyun üzerindeki kontrolünü kaybetmesi, oyunu diğer yaşam alanlarının önüne koyması ve olumsuz sonuçlara rağmen bu davranışı sürdürmesiyle tanımlanıyor.
Bu kapsamda yapılan akademik çalışmalar, oyun bağımlılığı ile öfke ve saldırganlık arasında dikkati çekici bir ilişki olduğunu ortaya koyuyor. Oyun sırasında yaşanan kayıplar, başarısızlık hissi veya engellenme gibi durumlar öfke tepkilerini tetikleyebilirken, aşırı oyun oynama bu duyguların yoğunluğunu artırabiliyor.
Duygusal düzenleme becerilerinin zayıflaması ise bu sürecin saldırgan davranışlara dönüşmesine zemin hazırlayabiliyor.
Ergenlerde risk daha yüksek
Çalışmalar, 13-17 yaş arası ergenlerde, şiddet içerikli video oyunlarının sözel ve fiziksel saldırganlıkla pozitif yönde ilişkili olduğunu gösteriyor.
Aynı çalışmalarda, empati kurma becerisi ile şiddet içerikli oyun tercihleri arasında bağlantılar bulunurken, duygusal empati düzeyi arttıkça bu tür oyunlara yönelim azalıyor. Ayrıca, yaş küçüldükçe şiddet içerikli oyunlar ile fiziksel saldırganlık arasındaki ilişki güçleniyor.
Farklı ülkelerde gerçekleştirilen çalışmalar da benzer sonuçlara işaret ediyor. Güney Kore'de yapılan araştırmalar, artan saldırganlık düzeyinin patolojik oyun oynamayla ilişkili olduğunu ortaya koyarken, Malezya'da yapılan çalışmalarda oyun bağımlılığının saldırganlık ve narsisizmle birlikte arttığı, dürtülerini kontrol edebilme becerisi yükseldikçe ise azaldığı anlaşılıyor.
Çin'de lise öğrencileriyle yapılan araştırmalar, yüksek saldırganlık düzeyine sahip bireylerin daha fazla psikolojik sıkıntı yaşadığını, oyun bağımlılığı belirtileri gösterdiğini ve şiddet içerikli oyunlara daha fazla maruz kaldığını ortaya koyuyor.
Araştırmalar, şiddet içerikli video oyunlarına maruz kalma ile siber zorbalık davranışları arasında da ilişki bulunduğunu gösteriyor. Bu bulgular, dijital ortamlardaki davranış örüntülerinin oyun deneyimleriyle şekillenebileceğine işaret ediyor.
Diğer yandan, güncel meta-analiz çalışmaları oyun bağımlılığı belirtileri yüksek olan bireylerin daha fazla saldırganlık gösterebildiğini, benzer şekilde saldırganlık düzeyi yüksek bireylerin de oyun bağımlılığına daha yatkın olabildiğini ortaya koyuyor.
"Güçlü aile bağları ve sosyal destek koruyucu bir etki sağlar"
Açıklamada görüşlerine yer verilen Yeşilay Bilim Kurulu Üyesi Dr. İlyas Kaya, online oyun bağımlılığı ile öfke ve saldırganlık arasındaki ilişkiyi tek yönlü bir neden-sonuç çerçevesinde ele almanın, bu olgunun karmaşık yapısını yeterince yansıtmadığını belirtti.
Söz konusu ilişkinin, karşılıklı ve döngüsel etkileşimleri barındıran çok boyutlu bir dinamiği olduğuna dikkati çeken Kaya, "Bu dinamiğin biçimlenmesinde bireysel özellikler, duygu düzenleme becerileri ve çevresel faktörler belirleyici bir işlev üstleniyor. Online oyun bağımlılığı ve saldırganlık riskini artırabilecek bireysel özellikler arasında, duygusal dengesizlik ve özgüven düşüklüğü öne çıkmakta. Bu kişiler yaşadıkları durumları daha stresli algılayabilir, ilişkilerde daha fazla zorlanabilir ve olumsuz duygulardan kaçmak ya da onları bastırmak için oyuna yönelme eğilimi gösterebilir." ifadelerini kullandı.
Yüksek dürtüsellik ve saldırganlığın, online oyun bağımlılığı gelişiminde önemli risk faktörleri arasında olduğunu belirten Kaya, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Araştırmalar, aşırı oyun oynayan ergenlerin geçmişte saldırgan davranışlar sergileme ihtimalinin daha yüksek olduğunu gösteriyor. Düşük öz-yeterlik ve benlik saygısı da bu süreçte öne çıkan bireysel faktörler arasında. Bunun yanı sıra genetik yatkınlık, beyin kimyasındaki dengesizlikler ve olumsuz çocukluk deneyimleri de bağımlılık riskini artırabiliyor. Duygularını yönetmekte zorlanan, hedef odaklı davranmakta güçlük çeken ve duygusal farkındalığı düşük bireyler, çoğu zaman oyunu bir kaçış yolu olarak kullanıyor. Ancak bu durum, sorunları çözmek yerine öfkenin daha da artmasına neden olabilir yani kişi stresinden kaçmaya çalışırken daha büyük bir duygusal yükle karşılaşabilir."
Çevresel faktörlerin de bağımlılık ve saldırganlık üzerinde belirleyici rol oynadığını vurgulayan Kaya, "Sağlıklı ebeveyn-çocuk ilişkisi ve dengeli denetim, çocukların ihtiyaçlarını karşılayarak oyun bağımlılığı riskini azaltırken, zayıf iletişim, aile içi sorunlar ve olumsuz akran ilişkileri riski artırabilir. Buna karşılık güçlü aile bağları ve sosyal destek koruyucu bir etki sağlar." dedi.
Dijital oyunların yaygınlaşmasıyla birlikte yalnızca kullanım süresinin değil, nasıl kullanıldığının da önem kazandığına işaret eden Kaya, özellikle ergenlik döneminde sağlıklı sınırların oluşturulmaması halinde bu durumun ruh sağlığı açısından risk oluşturabildiğini, bu nedenle aile, okul ve ilgili kurumların birlikte hareket etmesinin, farkındalığın artırılması ve destek mekanizmalarının güçlendirilmesinde büyük önem taşıdığını kaydetti.











