Stratejik bir aparat olarak PKK: Yeni hamle arayışları ve vekalet mimarisi
Diplomasi ve Strateji Dergisi Başeditörü Dr. İlkut Taha Taslı, Suriye'de terör örgütü YPG'nin etkisiz hale getirilmesi sonrası terör örgütü PKK'nın gidebileceği yönü AA Analiz için kaleme aldı.
Diplomasi ve Strateji Dergisi Başeditörü Dr. İlkut Taha Taslı, Suriye'de terör örgütü YPG'nin etkisiz hale getirilmesi sonrası terör örgütü PKK'nın gidebileceği yönü AA Analiz için kaleme aldı.
***
Türkiye'nin yok edici baskısı, Şam yönetiminin Suriye genelinde kademeli konsolidasyonu ve örgüte sağlanan Amerikan güvenlik şemsiyesi kapsamının -şimdilik- daralması, PKK terör örgütünü, yeni hami ve destek kanalları inşa etme arayışına sevk etmiştir. Bu yeni denklemde temel sorunsal, PKK'nın yakın gelecekte hangi aktörden ne tür bir stratejik destek devşirebileceği ve karşılığında nasıl bir fonksiyon icra edeceğidir.
PKK, halk desteği olmamasının yarattığı açığı kapatmak için dış desteğe muhtaç bir örgüttür. Gelinen noktada örgüt için dış destek, dönemsel-taktiksel bir faaliyet olmanın ötesinde varoluşsal bir kaide halini almıştır. Artık örgüt için mesele, himayesine gireceği devletlerin stratejik ajandalarına eklemlenerek biyolojik ömrünü uzatmaktır. Bu "zaruret" penceresinden bakıldığında, PKK'nın temasının gizli olmadığı İran, İsrail, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Ermenistan ve Rusya gibi aktörlerden yakın gelecekte temin etmeye çalışacağı destek tipolojilerinin ve bu aktörlerin örgüte biçtiği misyon-işlev tanımlarının projeksiyonunu yapmakta fayda görülmektedir.
PKK'ya yönelik senaryolar
Ülkelerin PKK ile temas hatları düşünüldüğünde akla ilk gelen ülke İran olmaktadır. Hem PKK'nın yerleştiği coğrafi alan hem de İran'ın Kürtlerle ilişkileri dikkate alındığında PKK'nın taktiksel bir pozisyon aldığı görülmektedir. Tahran ve PKK arasındaki ilişkinin omurgasını, "zımni saldırmazlık mutabakatı" oluşturmaktadır. Bu denge korunduğu sürece ilişki, "ne tam kopuş ne tam ittifak" şeklindeki stratejik muğlaklık zemininde yürüyecektir. Ancak orta vadeli projeksiyonda iki ülke arasındaki rekabetin yoğunlaşması veya İran'ın, Türkiye'nin sınır ötesindeki politik, diplomatik ve askeri girişimlerini kendi nüfuz alanına tehdit olarak kodlaması durumunda, Tahran "kontrollü gerilim" yaklaşımı gereği desteğini, İran menşeli İHA ve diğer silah-mühimmat akışı, İran'daki PKK kamplarının tahkim edilmesi ve diğer bölgelerde sıkışan örgüt mensuplarının İran'a aktarımı ve benzeri şekillerde somutlaştırabilir. Ayrıca İran, Türkiye'nin Türk dünyası ile doğrudan bağlantısını sağlayacak olan Zengezur Koridoru'nu, PKK unsurlarını Türkiye-İran-Ermenistan sınır üçgeninde mobilize ederek güvensizleştiren bir bariyer güç olarak işlevselleştirebilir. İlaveten İran, Türkiye'nin Irak ile ilişkilerine karşı, PKK'yı sahada bir tampon mekanizma olarak kullanma eğilimini "pekiştirebilir". Özellikle Sincar bölgesinde Şii milis gruplar ile PKK arasında kurulan simbiyotik ilişki bunun en somut göstergesi olabilir. Tahran, örgütü bu bölgede tahkim ederek Türkiye'nin Irak içlerine doğru derinlik kazanmasını engellemeye matuf bir ileri karakol fonksiyonu elde etmeye yönelebilir. Ancak böyle bir durumda Tahran'ın iç ve dış politikada yediği baskı düşünüldüğünde Ankara gibi güvenilir bir komşu ve bölge gücünü kaybetmeyi göze almayacağına dikkati çekmek gerekmektedir.
Öte yandan İsrail-PKK ilişkisi, Türkiye-İsrail geriliminin dozuna göre şekillenen bir fonksiyondur. Gerilimin derinleştiği senaryoda İsrail, PKK'nın Suriye ve Irak'taki konumunu tahkim ederek ve Türkiye'nin enerjisini sınır güvenliği sarmalında tüketmeye odaklanarak, Ankara'nın bölgesel manevra kabiliyetini minimize etmeyi hedefleyen bir yıpratma stratejisine ağırlık verebilir. Bu kapsamda, örneğin antidrone sistemleri ve istihbarat paylaşımıyla destekler ve örgütün kapasitesinde niteliksel bir farklılığa yol açabilir. Ayrıca İsrail'in, PKK'yı da kapsayan bir "Kürt sorunu" söylemini benimsemesi, örgütü, Türkiye'nin bölgesel meşruiyetini ve üniter yapısını hedef alan politik bir kaldıraç olarak kullanma motivasyonuna işaret etmektedir. Sonuç olarak, orta vadede İsrail-PKK ilişkisi, özellikle İran'a yönelik tavır bağlamında "ortak düşmana karşı taktiksel yakınlaşma" ve "örtülü faaliyet" karakterini koruyacaktır.
Ermenistan açısından ülkede hükümet değişikliği ya da köklü bir politik dönüşüm olması senaryosunda, Erivan yönetiminin, 1915 olayları bağlamında üretilen husumet ve Karabağ yenilgisinin travması ekseninde "Düşmanımın düşmanı dostumdur" refleksiyle PKK'yı stratejik bir koz olarak görme eğilimi ağırlık kazanabilir. Ermenistan, örgüt için güvenli geçiş hattı, lojistik ikmal ve istihbarat paylaşımı gibi konvansiyonel desteklerin ötesinde, asıl tehdidi diplomatik ve psikolojik-bilişsel harp sahasında üretmektedir. Diaspora gücünü kullanarak "Kürt sorunu" propagandasını Ermeni tezleriyle senkronize etmeye yönelmesi mümkün görülen Erivan'ın, Türkiye'yi uluslararası kamuoyunda ahlaki ve hukuki bir meşruiyet krizine sürüklemeyi amaçlayan mağduriyet diplomasisine ağırlık vermesi seçenekler arasındadır. Ayrıca VoMA gibi paramiliter yapıların ya da Nubar Ozanyan "Taburu" gibi terörist bileşenlerin PKK "rehberliğinde", Zengezur Koridoru başta olmak üzere bölgede istikrarsızlık üretme potansiyeli de dikkatle izlenmelidir.
Yunanistan, Ege ve Doğu Akdeniz'deki temelsiz maksimalist hedeflerine ulaşmak adına PKK'yı asimetrik bir yıpratma aparatı olarak görme ve örgüte sağladığı himayeyi yoğunlaştırma eğilimine girebilir. Bir başka ifadeyle, PKK'nın halihazırda içinde bulunduğu tasfiye sürecinde, Yunanistan'ın bu kozu kaybetmemek amacıyla dış destek faaliyetlerini artırabileceği söylenebilir.
Bu stratejik miyopluk, Atina yönetiminin Lavrion kampı örneğinde olduğu gibi terör unsurlarına sağladığı himayeyi daha da derinleştirmesine zemin hazırlayabilir. Barınma/koruma, iade süreçlerinde direnç, propaganda alanı ve lojistik geçiş kolaylaştırıcılığı gibi operatif ve taktik destek biçimlerini artırabileceği değerlendirilmektedir.
Bu stratejinin Doğu Akdeniz ayağını oluşturan GKRY'nin PKK ile kurduğu ilişki, Atina'nın sürdürdüğü hasmane "dengeleme" politikasıyla senkronizasyon içerisindedir. Bu bağlamda Yunanistan ve GKRY'deki örgütün propaganda ve örgütlenme faaliyetlerini sivil toplum kisvesi altında yoğunlaştırması kuvvetle muhtemeldir. Ancak asıl tehdit, GKRY'nin, PKK kadroları için güvenli bir barınma ve rehabilitasyon sahası olma vasfını pekiştirmesi ve Kıbrıs'ı, Avrupa geçiş hattında kritik bir lojistik üs olarak kullanmasıdır.
Bunlara ek olarak, Yunanistan, GKRY ve İsrail arasındaki üçlü işbirliği, PKK için birleşik bir destek havuzu oluşturabilir. Örneğin İsrail ve Yunanistan, örgüte "durumsal farkındalık" ve anlık erken uyarı kapasitesi kazandırabilir. İkinci örnek olarak Doğu Akdeniz, örgüt için bir "soluk borusu"na dönüşebilir. GKRY'nin ileri karakol, Yunanistan'ın Avrupa kapısı olduğu bu hat, "güvenli" bir geçiş güzergahı olarak işlev görebilir. Bir diğer örnek ise bu üçlü ittifakın Washington ve Brüksel nezdindeki lobi gücüdür. Bu güç, PKK'ya ideolojik ve kurumsal makuliyet sağlama şeklinde çalışabilir. Ayrıca bu blok, örgütü, boru hatlarına yönelik bir sabotaj aparatı olarak araçsallaştırabilir.
Türkiye ile Rusya arasında Ukrayna, Suriye veya Karadeniz havzasındaki çıkar çatışmalarının derinleşmesi halinde, Moskova'nın "kontrollü gerilim" stratejisi gereği İran, Suriye ve hatta Ermenistan eksenindeki PKK varlığına "stratejik körlük" ile yaklaşması, Türkiye'yi bir istikrarsızlık yayı ile çevreleyerek stratejik otonomisini sınırlandırmayı hedefleyen bir jeopolitik takoz hamlesi olabilir.
Rusya'nın PKK'ya biçebileceği en kritik rol ise Türkiye'nin Avrupa'nın enerji arz güvenliğindeki merkez ülke olma vizyonu ile ilgilidir. Örgüt bu denklemde, Ankara-Moskova çıkarlarının ayrıştığı durumlarda şiddeti artıran, çıkarların uyum arz ettiği dönemlerde ise pasifize edilen bir istikrarsızlaştırma aracı fonksiyonu görebilecektir.
Şüphesiz ki Avrupa başkentlerinden okyanus ötesine uzanan geniş bir yelpazede, pek çok devlet ve devlet dışı aktörün örgüte politik himaye, ahlaki meşruiyet üretimi ve diplomatik-politik alan açma kapasitesi mahfuzdur. Terör, nihayetinde "coğrafi derinlik" ve "lojistik yakınlık" sahibi aktörlere endekslidir. Bir terör örgütü için uzak coğrafyalardan gelen destek "oksijen" ise, görece yakın bölgelerden sağlanan destek "toprak" niteliğindedir, biri olmadan nefes almak, diğeri olmadan kök salmak güçleşir.
Hülasası, PKK terör örgütü ile mücadele, kriminal bir yapının tasfiyesinden ibaret teknik bir süreç olmanın ötesinde, örgütü Türkiye'ye karşı bir "jeopolitik takoz" ve asimetrik bir "yıpratma manivelası" olarak araçsallaştıran vekalet mimarisini akamete uğratma iradesidir.
[Dr. İlkut Taha Taslı, Diplomasi ve Strateji Dergisi Başeditörüdür.]
Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.???????















