Sanatın yeni yüzleri ArtıKÜME 2025 seçkisinde bir araya geldi
Kreatif teknolojist Muharrem Dalhan: - "Beyaz bir ışığın altında gizlenen görüntüyü filtreyle vermek, filtrelenen içeriklere direkt olarak metafor oluşturdu. Bugün, dünya medyasının ya çok fazla göstererek ya da göstermeyerek gizlediği sistematik problemleri, 'tanık olmanın eşiğinde' bir yerde göstermeye çalışıyorum" - Sanatçı Rümeysa Memiş: - "Pratiğimde yoğun bir şekilde tarihten ve sanat tarihinden referans aldığım için bu tarz bir yapıda sergilenmesi, eserin biraz daha bağlam olarak öne çıkmasını sağlıyor diye düşünüyorum. Çünkü burada da sanatsal belleğe gönderme var"
Kültür Medeniyet Vakfı (KÜME) tarafından Karaköy Palas'ta hayata geçirilen ArtıKÜME Sanat Destekleri Programı'nın 2025 seçkisi 17 Haziran'a kadar sanatseverleri bekliyor.
Seçkide eserleri yer alan sanatçılardan kreatif teknolojist Muharrem Dalhan ile Rümeysa Memiş ve Arda Ege Ağgez, sergiye ilişkin AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
AA görsel arşivinden yararlanarak "Tanıklık Eşiği" adlı eseri oluşturan Dalhan, eserin ismini seçerken ziyaretçinin pasif bir tanıklıktan ziyade eşiği geçmesi gerektiğini düşündüğünü belirterek, "Bembeyaz bir ekranda sadece filtrenin olduğu yeri görebiliyoruz. Haliyle izleyici, içeride olanı görmek için o filtrenin önüne geçme durumunda kalıyor. Bu işin tanıklık kısmı. Tanık olabilmek için ise filtrenin önüne geçebilmeli. Orası da eşik aslında. Bir eşiği geçtikten sonra içindeki içerikleri ve bu eserin derdini görebiliyor. Hatta şöyle söyleyebilirim ki bu eser, bakma eylemini etik bir tercihe dönüştürüyor." dedi.
"Her şeyin beyaz görüntüler altında saklandığını biliyoruz"
Teknik tercihinin içerikle olan bağına değinen sanatçı, ekran metaforunun net bir gerçeklik temsili olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:
"Konu zaten medyayla göstermekle ve dijital algoritmalarla alakalı. Haliyle ekran metaforu ve gerçekliği çok netti benim için. Her şeyin beyaz görüntüler altında saklandığını biliyoruz. Beyaz bir ışığın altında gizlenen görüntüyü filtreyle vermek, filtrelenen içeriklere direkt olarak metafor oluşturdu. Bugün, dünya medyasının ya çok fazla göstererek ya da göstermeyerek gizlediği sistematik problemleri, 'tanık olmanın eşiğinde' bir yerde göstermeye çalışıyorum."
Dalhan, AA'nın milyonlarca kareden oluşan fotoğraf arşivinden seçtiği görsellerin sistematik problemleri anlatmasına özen gösterdiğini dile getirdi.
Büyük bir arşivde çalışmanın zorluklarına da değinen sanatçı, "Bazen aramaları 3 yaşındaki bir çocuk gibi yapıyordum. Çünkü uzun cümleler yazdığımda bu büyük arşivin içinde kayboluyordum ama bu arşivi gezmek, her bir görüntüye bakmak beni süreç içerisinde çok dönüştürdü." ifadelerini kullandı.
"Bugünün derdini bugünün tekniğiyle anlatmak"
Muharrem Dalhan, görselleri seçerken sorumluluk üstlendiğini aktararak "Orada seçtiğim her bir içerik bu sistematik problemleri, her gün olan bu dertleri çok iyi anlatabilmeliydi. Biraz da duygusal tarafım devreye girdi, duygusal seçimler de yaptım." diye konuştu.
Bugünün derdini bugünün teknolojisiyle anlatmak istediğini vurgulayan Dalhan, son 3 yıldır yeni medya teknolojilerine odaklandığının altını çizerek, "Şu cümle bana çok gerçek geliyor: Bugünün derdini bugünün tekniğiyle anlatmak. Yağlı boya veya resim 500 yaşında ve çok romantik kalıyor bazı şeyleri anlatabilmek için. Bu eser, bu teknolojilere bakmak, 'kendin yap' kültürüne hakim olmak, biraz kodlamaya bakmaktan geçiyordu." değerlendirmesinde bulundu.
Dalhan, Karaköy Palas gibi tarihi bir binada güncel bir soruna güncel bir dille cevap verdiğini anlatarak, şöyle devam etti:
"Birçok ziyaretçi sadece bir beyaz ekran gördüğü için içeriye bile girmiyor, bakmaya değer bulmuyor. Zira birçoğu hala resim ve heykel görmek için geliyor. Ancak içeri girmek için adım atanlarda ilk başta bir şaşkınlık yaşanıyor. 7'den 70'e herkeste çocuksu bir merak görüyorum. Fakat o merakın ardından sert bir görselle karşılaştıklarında yere basmaya başlıyorlar ve bakışları değişiyor. Eserin birilerine ulaştığını görmek ve buna tanık olmak benim için de çok güçlü bir his."
"Tarihin içinde yeni bir merkez oluşturmaya gidiyoruz"
Türk kadın hafızası ve tekstil mirasına odaklanan sanatçı Rümeysa Memiş de yaklaşık 3 yıllık bir çalışmanın ürünü olan "Letters to the Creator-Yaradana Mektuplar" başlıklı eseri ile sergide yer alıyor.
Çalışmasının katman katman perdelerden oluştuğunu ve seyirciyi aktif bir konuma getirmeyi amaçladığını ifade eden Memiş, projenin malzeme ve yönteme dair kapsamlı bir araştırma sürecinden doğduğunu belirtti.
Memiş, eserin Karaköy Palas'ta sergilenmesinin önemine değinerek, şu bilgileri verdi:
"Pratiğimde yoğun bir şekilde tarihten ve sanat tarihinden referans aldığım için bu tarz bir yapıda sergilenmesi, eserin biraz daha bağlam olarak öne çıkmasını sağlıyor diye düşünüyorum. Çünkü burada da sanatsal belleğe gönderme var. Sanki ilklere imza atıyormuşuz gibi hissediyorum. Tarih içinde de yeni bir bakış açısı, yeni bir konumlanma, yeni bir merkez oluşturmaya doğru gidiyoruz gibi hissediyorum."
Eserinde çini ve tezhip motiflerinin yanı sıra Şahkulu stili ejder figürleri ve kilim motiflerine de yer veren Memiş, bunları nakış ve kök boyalar ile katmanlandırdığını anlattı.
Rümeysa Memiş, kilim motiflerinin bir dil olarak öne çıkması gerektiğini belirterek, "Bunlar kadınlar arasında süregelen bir dil gibiydi. Bugüne kadar sürdürüldü. Fakat bugün tekrar keşfedilmeyi bekliyor. Ben de o yüzden kilim motiflerini yeni bir dil gibi inşa ediyor, bir stilize sürecinden geçiriyorum." açıklamasında bulundu.
Kilim motiflerini diğer motiflerle entegre bir şekilde vererek kadın mirasının görünmezliğine dikkati çekmek istediğini vurgulayan sanatçı, "Tekstil dilinin kadınlar aracılığıyla sürdüğünü yeniden hatırlayalım ve tasarım tarihinde kadının varoluşunu Türk kadını üzerinden yeniden gözlemleyelim istedim." dedi.
Ahtapot metaforu: İradenin sembolü
"Within" başlıklı çalışmasıyla seçkide yer alan genç sanatçı Arda Ege Ağgez de ilk sergisini köklü bir geçmişe sahip Karaköy Palas'ta açmanın kendisi için çok değerli olduğunu aktardı.
Ağgez, çalışmasında, insan iradesini ve karar verme süreçlerini temsil etmeyi amaçladığının altını çizdi.
İnsanların iradelerini ahtapotların sinir sistemleri metaforu üzerinden somutlaştırmayı amaçladığını vurgulayan Ağgez, şöyle devam etti:
"Hayat boyu yürüdüğümüz her yolda bazı kararlar veriyoruz. Bu yollardan bazıları bizim seçimlerimiz. Bazen de onlara mecbur kalıyoruz ama her ne sebeple bu yollara çıkmış olsak da devam edip etmeyeceğimiz bizim kararımıza kalmıştır. Kararı veren de irademizdir. Ahtapotların çoklu sinir sistemi tek bir merkez etrafında toplanır ve seçimler ona aittir. Ancak irademizi kaybettiğimizde, kendimizle konuşmayı bıraktığımızda benliğimizi de kaybederiz. Çünkü bizi biz yapan o yolu seçen iradenin ta kendisidir."
Çalışmasında malzeme ve yüzey diline karar verirken formun organik karakterini de öncelediğini belirten sanatçı, "Yüzeyde yer alan doku, gizlenme hissini vurgularken, kollarda kurduğum kompozisyon izleyicide bir tedirginlik hissi uyandırıyor." değerlendirmesinde bulundu.













