Yeniçeri Ocağı'nın 200. Yılında Tarih Kongresi

Yeniçeri Ocağı'nın 200. Yılında Tarih Kongresi
Güncelleme:
Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

"Burada hem Türkiye'de hem yurt dışından birçok değerli meslektaşımız geldi. Yeniçeri Ocağı'nın öncesi ve sonrasını elden geçireceğiz. Ama benim gördüğüm, özellikle bu alanda birçok daha doktora tezi yaptırmamız gerekiyor" - "36 Osmanlı padişahının, 12'si yeniçeri veya sipahi isyanları sonucunda tahttan indirildi. Bu Yeniçeri Ocağı, zaman içerisinde Osmanlı zaferlerinde en önemli rolü oynarken isyanlarıyla anılan bir grup haline geldi"

Milli Savunma Üniversitesi (MSÜ) Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu, "?. Türk Askeri Tarih Kongresi"ne hem Türkiye'de hem yurt dışından birçok değerli meslektaşının katıldığını belirterek, "Yeniçeri Ocağı'nın öncesi ve sonrasını elden geçireceğiz. Ama benim gördüğüm, özellikle bu alanda birçok daha doktora tezi yaptırmamız gerekiyor." dedi.

Rektör Afyoncu, MSÜ Fatih Harp Tarihi Araştırmaları Enstitüsü (HATEN) Müdürlüğü tarafından üniversitenin Beşiktaş'taki yerleşkesinde düzenlenen "?. Türk Askeri Tarih Kongresi, Kaldırılışının 200. Yılında Yeniçeri Ocağı ve Yeniçeriler" Kongresi'nin açılışında konuşma yaptı.

Bundan tam 200 yıl önce 15 Haziran 1826'da çok acı bir hadise gerçekleştiğini, Osmanlı'yı zaferden zafere koşturan, tarihe askeri bir zümre olarak geçen Yeniçeri Ocağı'nın ortadan kaldırıldığını belirten Afyoncu, yeniçerilerin Orhan Gazi döneminden itibaren şekillenen bir sürecin ürünü olduğunu, ilk izlerine Bursa'da rastlandığını, Kapıkulu Ocakları'nın bir grubu olarak 1. Murat döneminde tarih sahnesine çıktıklarını anlattı.

Prof. Dr. Afyoncu, Kapıkulu Ocakları'nın savaşılan düşmanlardan alınan insanların devşirilerek, tekrar onlara karşı kullanılması olduğunu kaydetti.

Bunun zaman içinde geliştiğini ve profesyonel bir askeri teşkilat olduğunu dile getiren Afyoncu, "Bu, özellikle Osmanlı İmparatorluğu'nda merkezi bir askeri zümrenin bulunması aynı zamanda merkezi otoriteyle çatışmayı da beraberinde getirdi. 36 Osmanlı padişahının, 12'si yeniçeri veya sipahi isyanları sonucunda tahttan indirildi. Bu Yeniçeri Ocağı, zaman içerisinde Osmanlı zaferlerinde en önemli rolü oynarken isyanlarıyla anılan bir grup haline geldi. Tarihe baktığınız zaman Kapıkulu isyanlarının, ardı ardına devam ettiğini, devlet otoritesinin çok zayıf olduğu dönemde meydana geldiğini ve devletin bir özellikle 18'inci yüzyıldaki askeri reformlar önünde en önemli engellerden birisi haline geldiğini görmekteyiz." diye konuştu.

Rektör Afyoncu, Maçin'de ordunun cepheyi terk ederek geri dönmesinin ardından 3. Selim'in "Nizam-ı Cedid" adı verilen yeni bir düzen kurmak için harekete geçtiğini ancak bu girişimin hayatına mal olduğunu aktardı.

Tahta çıkan 2. Mahmud'un Alemdar Mustafa Paşa'nın öldürülmesine tanıklık ettiğini, padişahın soğukkanlı biçimde hazırlık yaptığını, 15 Haziran 1826'da, bazı rivayetlere göre Yeniçerilerin isyan etmesi bazı rivayetlere göre ise 2. Mahmud'un isyanı teşvik etmesi sonucunda Yeniçeri Ocağı'nın ortadan kaldırıldığını dile getiren Afyoncu, Ahmet Cevdet Paşa'nın Yeniçeri Ocağı'nı devletin her kademesine nüfuz etmiş bir yapı olarak değerlendirdiğini söyledi.

"Kışlalar yıkılıyor, kahvehaneler yerle bir ediliyor"

Prof. Dr. Afyoncu, özellikle ocağın kaldırılmasına giden süreç ve sonrasındaki dönüşüm hakkında yeni akademik çalışmalara kaynaklık edebilecek çok sayıda belge ve malzemenin bulunduğuna dikkati çekerek, "Tabii imparatorluğun her tarafını sardığı için yeniçerilerin ortadan kaldırılması ile ilgili maddi ve manevi hatıraların da hafızalardan silinmesi ile ilgili faaliyetler var. Kışlalar yıkılıyor, kahvehaneler yerle bir ediliyor. Mezar taşları, evraklar... Şöyle düşünün: Hepimiz arşivde çalıştık. Yeniçeri Ocağı'nın evrakı elimizde dursaydı herhalde muhtemelen bir arşiv kadar daha belge olurdu. Yani çünkü binlerce, on binlerce yeniçerinin, kapıkulunun malzemelerinin çok az bir kısmı elimizde." ifadelerini kullandı.

Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasının ardından bununla bağlantılı kurum ve teşkilatların da tasfiye edildiğini, Tulumbacı Ocağı'nın kapatılması nedeniyle bir süre yangınlara etkin şekilde müdahale edilemediğini, yeniçerileri hatırlatan askeri terimlerin kullanımından da kaçınıldığını anlatan Afyoncu, ocakla ilişkili görülen Bektaşi tekkelerinin kapatıldığını, büyük bölümünün diğer tarikatlara devredildiğini belirtti.

Prof. Dr. Afyoncu, yeniçerilerle bağlantılı Türk hamalları yerini Ermenilerin aldığını, cirit oyununun yasaklandığını, en önemli dedikodu merkezleri olan kahvehanelerin kapatıldığını, muhalif görüşleri dillendiren meddahlar ve Hacivat-Karagöz oyunlarının da yasaklandığını kaydetti.

Yeniçerilerin ortadan kaldırılmasının ardından ocağın geri döneceğine yönelik söylentilerin yayıldığını, bu tür dedikoduları çıkaranların sürgün edildiğini vurgulayan Afyoncu, şöyle devam etti:

"Tabii belli yerlerde isyanlar çıkıyor. Mesela Tokat'ta, Bosna'da. İstanbul büyük bir kentsel dönüşüme giriyor. Yeniçeri Ocağı'nın eski ve yeni odaları tamamen yıkılıyor. Enkazdan kullanılabilir durumda olan mermer, taş, yeni inşa edilecek Topçubaşı Dairesi ve Asakir-i Mansure-i Muhammediye kışlasında kullanılıyor. Enkazın bir kısmı da Davutpaşa'da inşa edilecek yeni kışlada kullanılmıştır. Demir ve çivilere kadar teferruat var yani. Enkazdan çıkan demir ve çiviler toplatılıp satılıyor. Fırınlarda ve tulumbacı kışlasında ele geçirilen odunlar Asakir-i Mansure-i Muhammediye ordusuna veriliyor."

Prof. Dr. Afyoncu, ocağın kaldırılmasının ardından mülklerinin vakıflara devredildiğini, bunların imparatorluğun farklı bölgelerine yayılması nedeniyle tasfiye sürecinin uzun yıllar sürdüğünü anlattı.

Rektör Afyoncu, "Yani gerçekten de Cevdet Paşa'nın dediği gibi, bütün vücudu sarmış bir hadise Yeniçeri Ocağı. Tabii bu 200 yıl olmuş. Yani bu sene Mohaç'ın da biliyorsunuz 500. yıl dönümü. Onunla ilgili de ekim-kasım ayında bir sempozyum yapılacak. Ancak burada hem Türkiye'de hem yurt dışından birçok değerli meslektaşımız geldi. Yeniçeri Ocağı'nın öncesi ve sonrasını elden geçireceğiz. Ama benim gördüğüm, özellikle bu alanda birçok daha doktora tezi yaptırmamız gerekiyor." değerlendirmesini yaptı.

"Bu sempozyuma 75 tane tebliğ sunuluyor"

MSÜ Rektörü Prof. Dr. Afyoncu, açılış oturumuna ara verilmesinin ardından basın mensuplarına konuştu.

Yeniçerilerin kaldırılmasının 200. yıl dönümü dolayısıyla, Türk Tarih Kurumuyla işbirliğinde 2. Askeri Türk Tarihi Kongresi'ni bu konuya tahsis ettiklerini, Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılışıyla ilgili bilimsel bir sempozyum yapıldığını belirten Afyoncu, "Bu sempozyuma 75 tane tebliğ sunuluyor, bunun 12 tanesi yurt dışından. Yani burada Türk kaynakları, Fransız kaynakları, Rus kaynakları, Alman kaynakları, birçok yabancı kaynak da kullanılarak Yeniçeri Ocağı'nın nasıl bir süreçten geçtiği, Yeniçeri Ocağı'nın tarih boyunca nasıl roller oynadığı, isyanları ve en önemlisi Yeniçeri Ocağı'nın nasıl ortadan kaldırıldığı anlatılıyor." diye konuştu.

Prof. Dr. Afyoncu, yeniçeri teşkilatının İstanbul'un fethi ve Mohaç Meydan Muharebesi başta olmak üzere Osmanlı tarihinin birçok önemli döneminde kritik roller üstlendiğini, 17. yüzyıldan itibaren disiplinin bozulmasıyla birlikte ocağın isyanlarla anılmaya başladığını, II. Osman'ın öldürülmesi ve Sultan İbrahim'in tahttan indirilmesi gibi olayların yaşandığını anlattı.

Osmanlı padişahlarının yaklaşık üçte birinin Yeniçeri ve Kapıkulu sipahilerinin isyanları sonucu tahttan indirildiğini, bunlardan dördünün ise öldürüldüğünü aktaran Afyoncu, "Bu sempozyumda, Türk tarihinde çok büyük roller oynamış Yeniçeri Ocağı, iyisiyle, kötüsüyle, eksiğiyle, fazlasıyla ele alınacak. Değişik bilim adamları tebliğler sunacak ve tartışılacak. Bugün 15 Haziran 2026. Tarihimizde çok önemli roller oynamış Yeniçeri Ocağı'nın ortadan kaldırılışının 200. yıl dönümü." dedi.

Açılış oturumunun ardından "Mehteran Birliği" rektörlük binası önünde konser verdi.

Kongre yarın da sürecek.

Kaynak: AA / Mikail Bıyıklı
Haberler.com
500

Haberler.com'da yer alan yorumlar, kullanıcıların kişisel görüşlerini yansıtır ve haberler.com'un editöryal politikası ile örtüşmeyebilir. Yorumların hukuki sorumluluğu tamamen yazarlarına aittir.