Leman Dergisine Saldıranlara Tepki Gösterdiği İçin 195 Gün Tutuklu Kalan Akademisyen Aslı Aydemir, 223 Gün Sonra İlk Kez Hakim Karşısında
LeMan dergisi önünde 30 Haziran’da düzenlenen gösteri sırasında bazı kişilerin dergi binasına saldırıda bulunmasına tepki gösterdiği gerekçesiyle 4 Temmuz’da tutuklanan ve 195 gün sonra tahliye edilen akademisyen Aslı Aydemir, 223 gün sonra ilk kez hakim karşısına çıktı. Aydemir savunmasında, “En temel ilkelerinden biri olarak önce zarar vermemeyi ilke edinmiş bir mesleği icra ederken, bu ilkeyle öğrenciler yetiştirirken böyle bir suçlamayla karşılaşmak benim açımdan bir talihsizlik. Hiç kimsenin hatırında ona zarar veren biri olarak kalmak istemezken, birini işini yapamaz hale getirmekle suçlanmak fazlaca ağır bir yük. Ben vicdanen ve ahlaken yine çuvaldızı kendime, toplu iğneyi başkalarına batırabilirim ama şikayetçi polis memurunun gerçeğe aykırı ifadelerinde görüyorum ki o kendisine toplu iğneyi çevirmemiş bile. Umarım tez vakitte sağlığına kavuşur ve bu süreci sağlıkla arkada bırakabiliriz. Suçlamaları kabul etmiyorum ve beraatımı talep ediyorum” dedi.
(İSTANBUL) LeMan dergisi önünde 30 Haziran'da düzenlenen gösteri sırasında bazı kişilerin dergi binasına saldırıda bulunmasına tepki gösterdiği gerekçesiyle 4 Temmuz'da tutuklanan ve 195 gün sonra tahliye edilen akademisyen Aslı Aydemir, 223 gün sonra ilk kez hakim karşısına çıktı. Aydemir savunmasında, "En temel ilkelerinden biri olarak önce zarar vermemeyi ilke edinmiş bir mesleği icra ederken, bu ilkeyle öğrenciler yetiştirirken böyle bir suçlamayla karşılaşmak benim açımdan bir talihsizlik. Hiç kimsenin hatırında ona zarar veren biri olarak kalmak istemezken, birini işini yapamaz hale getirmekle suçlanmak fazlaca ağır bir yük. Ben vicdanen ve ahlaken yine çuvaldızı kendime, toplu iğneyi başkalarına batırabilirim ama şikayetçi polis memurunun gerçeğe aykırı ifadelerinde görüyorum ki o kendisine toplu iğneyi çevirmemiş bile. Umarım tez vakitte sağlığına kavuşur ve bu süreci sağlıkla arkada bırakabiliriz. Suçlamaları kabul etmiyorum ve beraatımı talep ediyorum" dedi.
LeMan dergisi hakkında soruşturma başlatılan gece, dergi binasına saldıran bir grupla tartıştığı anların görüntüleri sosyal medyada yer alan ve 4 Temmuz'da 'polise mukavemet' ile 'kasten yaralama' suçlamalarıyla tutuklanan akademisyen Aslı Aydemir, 195 gün sonunda 4 Ocak'ta tahliye edilmişti. Aydemir'in "görevi yaptırmamak için direnme" iddiasıyla yargılandığı davanın ilk duruşması bugün İstanbul 8. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Duruşmaya birçok kurumdan gözlemci ve Aydemir'in sevenleri katıldı.
"Şikayetçi polis memurunun yüzünü ilk kez huzurunuzda görüyorum"
İlk kez hakim karşısına çıkan Aydemir ise savunmasında şunları söyledi:
"Öncelikle ilk olarak şunu söylemek istiyorum; polis olduğunu bilerek onu kasten kolundan yaraladığımı söyleyen şikayetçi polis memurunun yüzünü ilk kez huzurunuzda görüyorum. Dava konusu olaya geçmeden önce kısaca kim olduğumdan bahsedeyim. Ben Aslı Aydemir. Akademisyen ve terapistim. Kamu ve özel üniversitelerinin psikoloji bölümlerinde sosyal psikoloji, toplumsal cinsiyet psikolojisi, klinik psikoloji ve insan cinselliği üzerine dersler vermekteyim. Tutuklandığım sırada İstinye Üniversitesi'nde çalışmaktaydım, yakın zamanda kamu personeli olarak Dicle Üniversitesi'nde çalışmaya başlayacağım. Yanı sıra Nişantaşı'nda bulunan işyerimde terapist ve danışman olarak çalışıyorum."
"Niyetim İsrail'in Filistin'e soykırımı karşısında verilen tepkilerin yetersizliğine dikkat çekmekti"
30 Haziran Pazartesi günü iş yerimden Taksim'e geçip eşim Burhan İnönülü ile buluştum. Niyetimiz yemek yiyip biraz oturmaktı. Mis Sokağa gelmemizle birlikte sokaktaki gürültüyü duyduk. Leman Dergisinde yayınlanan karikatürden ve Derginin olduğu binaya saldırıldığından böylece haberdar olduk. Biralarımızı aldık, birkaç zaman geçti ve biz hala sokaktaki erkeklerin kin ve düşmanlık içeren seslenişlere maruz kalıyorduk. Süslü Saksı Sokakla İmam Adnan Sokak kesişiminde üniformalı polisler ve önlerinde bahsettiğim erkekler bulunuyordu. Zannediyorum 5-10 kişi kadardılar. Sokaktaki bizlere doğru Müslümanlar diye seslenerek şiddet içerikli eylemlerine desteğe çağırıyorlardı. Sloganlar ve tekbir sessleriyle bir süre daha devam etti bu durum. Daha biz Taksim'e geçmeden şiddet ve saldırı eylemlerinde bulunmuş bu erkeklere polisin dağılmaları yönünde bir çağrı yaptığını duymadım. Oysa Taksim, Valilik kararınca 1 Temmuz'a kadar aslında bir hak olan barışçıl gösteri ve protestolara yasaklıydı. Sokağa 'Müslümanlar' diyerek seslendikleri ve kendilerini de bu kimlikle tanımladıkları için ben de onlara 'Müslümanlar' diyerek seslendim ve "Filistin'e gidin, yanlış yerdesiniz" diyerek bir karşı söz söylemiş oldum. Niyetim İsrail'in Filistin'e soykırımı karşısında verilen tepkilerin ikircikliğine, tezatlığına ve yetersizliğine dikkat çekmekti. Karikatür de İsrail'in çoğunluğu Müslüman Filistin halkına soykırımı konu ediyordu temelde.
"Oradaki erkek güruhunun görevli polislere nasıl mukavemet ettiğine şahit olduk ve bunların hepsi görüntülerle sabitken benden şikayetçi oldu"
Sizin karşınıza çıkabilmem tam 223 gün sonra olabildi. Silivri'de kurul karşısına çıktığımda neden orada olduğumu sorduklarında olayı anlatıp; bir polis memurunun iş kazası denilebilecek bir durumda yaralandığını ve beni sorumlu tuttuğunu söyledim. Hak kaybı yaşamamak veya çeşitli bürokratik kaygıları sebebiyle bunu yapmış olabileceği yorumunda bulundum. Çünkü ben nasıl o akşam oradaysam, o da görevli bir polis memuru olarak oradaydı. Bana hakaret edildiğine, bize saldırıldığına, üzerimize şişeler atıldığına, oradaki erkek güruhunun görevli polislere nasıl mukavemet ettiğine birlikte şahit olduk. ve bunların hepsi görüntülerle sabitken benden şikayetçi olmasını başka türlü açıklayamadım.
"Polis, ifadesi boyunca gerçeklerden ziyade benim nasıl bir insan olduğumu 4 kez alkol kelimesini geçirerek kurgulamaya çalışmış"
Tutuklandıktan birkaç zaman sonra polisin şikayetini hayretler içinde okudum. O gece bana yapılan hakaret ve saldırıdan, linç girişiminden hiç bahsetmediği gibi gerçeğe aykırı pek çok ifadeyle birlikte polis olduğunu bilerek kasten koluna vurarak onu yaraladığımı söylüyordu. İçerideyken bir dönem bana saldıranlardan biri bu polis miydi acaba diye bile düşündüm; çünkü benim yaptığım hiçbir şey polise karşı değildi, polislerin gözleri önündeydi. Saldırganlara karşı kendimi korumak dışında hiçbir şey yapmamıştım ve ben bir tek saldırganların yüzlerini biliyordum, karşımda olanlar da onlardı. Oradaki üniformalı ve sivil polislerin görevi beni korumaktı, ki öyle de yapmışlardı ve ben darp edilmemiştim. Şikayetçi polis memurunun can acısıyla, beni suçlamak daha kolay ve bedelsiz olduğu için beni suçladığını düşünüyorum. İfadesi boyunca gerçeklerden ziyade benim nasıl bir insan olduğumu 4 kez alkol kelimesini geçirerek kurgulamaya çalışmış. Nitekim eve gelen polisler de eski polis olan eşime ait fişeklerin ojeyle boyanmış renklerini özellikle not ederek, gözaltı boyunca benim kim olduğumu didikleyip sürekli telefonda birileriyle yazışarak tutuklanmama katkı koydular. Keşke tutukluluğum polisin fiziki yarasının iyileşmesine fayda sağlayacak olsaydı ancak böyle bir gerçeklik yok. Tutuklanmamın elbette simgesel bir değeri var ancak, hakikatle ilişkisi yok ne yazık ki.
"Ben yine çuvaldızı kendime, toplu iğneyi başkalarına batırabilirim ama şikayetçi polis memurunun ifadelerinde görüyorum ki o kendisine toplu iğneyi çevirmemiş bile"
Son söz olarak; şikayetçi polisin yaralanmasını talihsiz bir iş kazası olarak değerlendiriyorum. Böyle bir riski saldırıya uğrayan ve kendini korumak durumunda kalan biri olarak ben öngöremezdim. Ancak bir polis amirinin görev başındayken olası bu gibi riskler karşında önce kendisinin, sonra başkalarının güvenliğini sağlama ve kendi iş güvenliğini riske atacak koşulları gözetmekte, öngörmekte ve hatta engellemekte herhangi bir vatandaştan daha donanımlı ve deneyimli olmasını beklemek hayatın olağan akışına aykırı değildir diye düşünüyorum. En temel ilkelerinden biri olarak önce zarar vermemeyi ilke edinmiş bir mesleği icra ederken, bu ilkeyle öğrenciler yetiştirirken böyle bir suçlamayla karşılaşmak benim açımdan bir talihsizlik. Hiç kimsenin hatırında ona zarar veren biri olarak kalmak istemezken, birini işini yapamaz hale getirmekle suçlanmak fazlaca ağır bir yük. Ben vicdanen ve ahlaken yine çuvaldızı kendime, toplu iğneyi başkalarına batırabilirim ama şikayetçi polis memurunun gerçeğe aykırı ifadelerinde görüyorum ki o kendisine toplu iğneyi çevirmemiş bile. Umarım tez vakitte sağlığına kavuşur ve bu süreci sağlıkla arkada bırakabiliriz. Suçlamaları kabul etmiyorum ve beraatimi talep ediyorum."
Müşteki polis rapor alacak, görüntüler bilirkişiye gönderilecek
Müşteki polis memuru ise o geceki yaralanma nedeniyle elinde işlev kaybı olduğunu söyleyerek davaya katılma talebinde bulundu.
Taraf avukatlarının beyanlarının ardından ara kararını kuran hakim, müşteki polis memurunun davaya katılma talebini kabul etti. Müştekinin elinde işlev kaybı olup olmadığına dair rapor alınmasına ve olay anına ait görüntülerin bilirkişiye gönderilmesine karar verildi. Bir sonraki duruşma 23 Haziran'da yapılacak.















