Husilerin ablukasıyla İran-ABD gerilimi yayılıyor
İran-ABD geriliminde Hürmüz Boğazı'ndaki mücadele, Husilerin Suudi Arabistan'a deniz ablukası başlatmasıyla Kızıldeniz ve Babülmendep'e yayılma riski taşıyor. Bu durum küresel enerji ve ticaret güvenliğini tehdit ediyor.
Mardin Artuklu Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Doç. Dr. Necmettin Acar, Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik deniz ablukası kararını ve ABD- İran çatışmalarında girilen yeni dönemi AA Analiz için kaleme aldı.
***
İran ile ABD arasında haziran ortasında varılan ve iki aylık süre içinde kalıcı çözüme giden bir yol haritası ortaya çıkarması beklenen Mutabakat Zaptı, temmuz ayı başlarından itibaren karşılıklı saldırılarla rafa kalkmış görünüyor. İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki geçişleri tamamen kontrol altına alma yönündeki hamleleri, ABD'nin misillemeleri ve Tahran'ın mutabakattaki yükümlülüklerini askıya aldığını açıklamasına karşılık Trump'ın verdiği "umurumda değil" mesajı, çatışmaların yeni bir döneme girdiğine işaret ediyor. Bu durum, çatışmaya yeni unsurların dahil olacağını ve savaşın daha da genişleyerek bölgedeki enerji ve ticaret güvenliğini doğrudan tehdit eden bir yayılım çizgisine doğru ilerleyeceğini ortaya koyuyor.
Hürmüz Boğazı'nın kuzeyinde, Lark adası yakınlarından geçen İran kontrolündeki rotaya karşın, ABD ve Körfez ülkelerinin girişimiyle Umman karasularında alternatif bir Hürmüz rotası oluşturma girişimlerine İran'ın verdiği sert tepki ve Irak ve Ürdün'deki ABD üslerine yapılan saldırılar sonrası meydana gelen asker kayıpları, Washington'u daha kapsamlı bir saldırı aşamasına geçmeye zorluyor. ABD, İran'a yönelik daha sert bir saldırı için askeri konuşlanmasını yoğunlaştırırken; Suudi Arabistan'ın Yemen'in başkentine yönelik saldırılarını gerekçe gösteren Husilerin Suudi Arabistan'a deniz ablukası başlattıkları yönündeki açıklaması, savaşın seyrini etkileyecek sonuçlar doğuracaktır. Husilerin bu abluka girişimleri, çatışmanın Yemen ve Kızıldeniz hattına genişleme ihtimalini artırıyor. Bu adım, İran'ın Hürmüz'de maruz kaldığı baskıyı vekil güçler aracılığıyla farklı sahalara yayarak dengelemeye, krizi derinleştirip karşı tarafın maliyetlerini yükseltmeye dönük bir el yükseltme stratejisi olarak değerlendirilmelidir.
İran-ABD geriliminde yeni aşama
Mutabakat Zaptı'nın imzalanmasından kısa süre sonra Hürmüz Boğazı'nın statüsü ve geçişlerin denetimi konusundaki anlaşmazlık, sınırlı saldırılarla görünür hale geldi. 7-8 Temmuz'da Ankara'da düzenlenen NATO Liderler Zirvesi'nin ardından Trump'ın sert açıklamaları ve ABD ordusunun yoğunlaşan operasyonları, çatışmayı yeni bir aşamaya taşıdı. Tarafların mutabakatın içeriğine ilişkin hoşnutsuzlukları, hükümleri farklı yorumlamaları ve bölgesel nüfuz alanlarını tahkim etme çabaları, krizin temel dinamiklerini oluşturuyor.
ABD'nin son dönemde İran'a yönelik saldırılarında sivil altyapının, elektrik santrallerinin, ana ulaşım hatlarının, yolların ve köprülerin hedef alınması dikkat çekiyor. Özellikle son saldırılarda Bender Abbas çevresindeki hedeflere yoğunlaşılması, İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki askeri ve lojistik kontrol kapasitesini zayıflatmaya dönük bir strateji olarak değerlendirilebilir. Bender Abbas'a ulaşımı sağlayan yolların ve tünellerin vurulması, İran'ın askeri konuşlanmasını sürdürmesini ve boğaz üzerindeki baskı kapasitesini korumasını zorlaştıracaktır. Bu çerçevede ABD'nin hamleleri, yalnızca İran'ın altyapısını yıpratma amacı taşımıyor; aynı zamanda Hürmüz üzerindeki kontrolü doğrudan Washington lehine yeniden şekillendirmeyi hedefleyen daha geniş bir stratejinin parçası olarak görünüyor.
İran'ın Hürmüz'deki geçişleri tam denetim altına alma girişimleri ABD'nin askeri misillemeleriyle karşılık bulurken, ABD ve müttefiklerinin Umman karasularında alternatif bir deniz rotası oluşturma çabaları Tahran'ın sert tepkisini çekti. Irak ve Ürdün'deki ABD üslerine yönelik saldırılarda yaşanan asker kayıpları ise Washington üzerindeki siyasi ve askeri baskıyı artırarak daha kapsamlı bir saldırı planını gündeme taşıdı. ABD'nin İran'a yönelik askeri konuşlanmasını derinleştirdiği bu ortamda Husilerden gelen açıklama, çatışmanın coğrafi kapsamını genişletebilecek yeni bir boyut ortaya koydu.
Suudi Arabistan'ın Yemen'in başkenti Sana'ya yönelik son saldırılarını gerekçe gösteren Husilerin Riyad'a karşı deniz ablukası başlattıklarını duyurmaları, İran'ın Hürmüz'de maruz kaldığı baskıyı başka deniz hatları üzerinden dengeleme arayışının işareti olarak okunmalıdır. Bu hamle, İran'ın Hürmüz'deki kontrol kapasitesini zayıflatmayı hedefleyen ABD stratejisine karşı Babülmendep Boğazı ve Kızıldeniz hattını öne çıkararak el yükseltme girişimidir. Böylece kriz, yalnızca Körfez'in güvenliğini değil; Kızıldeniz üzerinden yürüyen küresel ticaret ve enerji hatlarının da güvenliğini tehdit eden daha geniş bir jeopolitik mücadeleye dönüşmektedir.
Babülmendep ve Husilerin stratejik hamlesi
Hürmüz Boğazı'nda yaşanan gerilim, enerji ve ticaret taşımacılığı açısından alternatif güzergahların önemini yeniden gündeme taşıdı. Bu bağlamda Kızıldeniz-Babülmendep hattı ile BAE'nin doğu kıyısındaki Füceyre Limanı öne çıkıyor. Ancak her iki alanın da Husi unsurlarının etki ve menzil sahasında bulunması, alternatif rotaların güvenliğine ilişkin kaygıları artırıyor. 28 Şubat sonrasında görece sakin kalan ve çatışmaları uzaktan izlemeyi tercih eden Husilerin bu aşamada yeniden devreye girmesi, İran'ın bölgesel stratejik hesaplarıyla bağlantılı bir gelişme olarak değerlendirilmelidir.
Buradaki temel amaç, Hürmüz'de baskı altında kalan İran'ın Babülmendep ve Füceyre üzerinden yeni bir güç projeksiyonu geliştirmesi, aynı zamanda İran karşıtı bloğun dikkatini farklı cephelere dağıtmasıdır. Hürmüz Boğazı'nın açık tutulması; Babülmendep'in kapanması veya Füceyre Limanı'nın Husi saldırılarının hedefi haline gelmesi ihtimalleri karşısında, uluslararası ticaret ve enerji güvenliğine ilişkin endişeleri ortadan kaldırmaya yetmeyecektir. Bu çerçevede İran'ın mesajı açıktır: Bender Abbas çevresindeki saldırıların yoğunlaşması halinde, Babülmendep üzerinden Kızıldeniz ve Süveyş rotası da baskı altına alınabilir.
Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik deniz ablukası ilanı da bu stratejik mesajın önemli bir unsurudur. Abluka, Suudi Arabistan'ın enerji ihracatını ve lojistik hatlarını doğrudan tehdit ederken; İran'ın Hürmüz'deki kontrol kapasitesini kaybetme riskine karşı Babülmendep kartını devreye soktuğunu gösteriyor. Şimdilik hedefin yalnızca Suudi Arabistan olarak açıklanması, daha geniş bir deniz trafiği kesintisinin henüz tercih edilmediğine işaret etse de aynı zamanda güçlü bir uyarı niteliği taşıyor. İran'a yönelik askeri baskının artması durumunda Kızıldeniz-Süveyş hattının da doğrudan hedef haline gelebileceği mesajı veriliyor.
ABD'nin Bender Abbas civarındaki operasyonlarını yoğunlaştırması ve Hürmüz Boğazı'nı askeri güç kullanarak açık tutmaya çalışması halinde, İran'ın Babülmendep üzerinden karşılık verme ihtimali güçlenecektir. Böyle bir senaryo, deniz yollarındaki güvenlik krizini bölgesel istikrarsızlığın daha geniş bir unsuruna dönüştürebilir. İran'ın Körfez ülkelerindeki Şii toplulukları harekete geçirmeye yönelmesi ihtimali de değerlendirildiğinde, çatışmanın yalnızca deniz ticaret yollarıyla sınırlı kalmayacağı, siyasi ve toplumsal istikrarsızlıkları da derinleştirebileceği görülmektedir.
Sonuç olarak İran-ABD gerilimindeki yeni aşama, Hürmüz Boğazı üzerindeki mücadeleyi Babülmendep, Kızıldeniz ve Füceyre Limanı gibi küresel deniz taşımacılığı açısından önemli noktalara yayma potansiyeli taşıyor. Husilerin devreye girmesi, İran'ın yoğun baskı altında dahi vekil güçleri aracılığıyla alternatif alanlarda etkili olabildiğini gösteriyor. Hürmüz ve Babülmendep'in eş zamanlı biçimde tehdit altında kalması; küresel enerji piyasaları, deniz taşımacılığı, sigorta maliyetleri ve lojistik ağlar üzerinde doğrudan etkiler yaratacaktır. Bu nedenle Suudi Arabistan'a yönelik deniz ablukası, İran'ın geniş bir caydırıcılık ve baskı stratejisinin parçası olarak okunmalıdır.
[Doç. Dr. Necmettin Acar, Mardin Artuklu Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanıdır.]
Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.















