Eğitim Sen'den, Bakan Tekin'e 'Kurtuluş Savaşı' Tepkisi: Tarihsel Hafızayı Değiştirme Operasyonunun Parçası

Güncelleme:
Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

Eğitim Sen, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in ders kitaplarından 'Kurtuluş Savaşı' kavramının çıkarılıp yerine 'Milli Mücadele' ifadesinin getirilmesi kararına tepki gösterdi. Sendika, bu hamlenin tarihsel hafızayı değiştirme operasyonunun parçası olduğunu belirtti.

(ANKARA) - Eğitim Sen, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in ders kitaplarından "Kurtuluş Savaşı" kavramının çıkarılarak yerine "Milli Mücadele" ifadesinin getireleceği yönündeki açıklamasına tepki gösterdi. Sendika, "Bu hamle, toplumsal yapıyı ve tarihsel hafızayı kökten değiştirme operasyonunun doğrudan bir parçasıdır" açıklamasını yaptı.

Eğitim Sen, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in ders kitaplarından "Kurtuluş Savaşı" kavramının çıkarılarak yerine "Milli Mücadele" ifadesinin getirileceği yönündeki açıklamasına tepki gösterdi. Eğitim Sen'den konuyla ilgili yapılan açıklamada, şunlar kaydedildi:

"Siyasi iktidar, eğitim sistemini kendi ideolojik-siyasal hedefleri doğrultusunda dönüştürme hamlelerine bir yenisini eklemiştir. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in basına yansıyan açıklamalarıyla netleşen, ders kitaplarından 'Kurtuluş Savaşı' kavramının çıkarılarak yerine 'Milli Mücadele' ifadesinin getirilmesi kararı, basit bir terminoloji değişikliğinin ya da sıradan bir sözcük tercihinin çok ötesinde anlamlar taşımaktadır. Bu hamle; 'Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli' adıyla topluma dayatılan gerici, piyasa merkezli, milliyetçi ve 'tek din, tek mezhep' odaklı müfredat programının, toplumsal yapıyı ve tarihsel hafızayı kökten değiştirme operasyonunun doğrudan bir parçasıdır."

'Kurtuluş Savaşı' ifadesinin ders kitaplarından çıkarılmak istenmesi, bu topraklarda halkların emperyalizme karşı verdiği çok boyutlu bağımsızlık mücadelesini sıradanlaştırma, cumhuriyetin kurucu felsefesini önemsizleştirme ve belli bir inanca dayalı bir saltanat rejiminden tarihsel kopuşu hafızalardan silme gayretidir. Bu yönelim, cumhuriyetin laik, kamusal ve demokratik kazanımları yerine monarşik ve teokratik bir geçmişe duyulan özlemi açıkça ele vermektedir. Siyasi iktidarın ve Milli Eğitim Bakanlığı'nın eğitim politikasını bir hesaplaşma olarak gündeme getirdiği bu tür öneriler bu nedenle tesadüf değildir.

Eğitim sisteminde bugüne kadar yaşanan köklü dönüşümün kurumsal çerçevesini çizen 'Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli', 'sadeleşme' ve 'beceri temelli yaklaşım' gibi yaklaşımlarla sunulsa da, özünde bilimsel, laik ve demokratik eğitimin kırıntılarını dahi ortadan kaldırmayı amaçlayan bütüncül bir ideolojik saldırı ile karşı karşıya olduğumuz açıktır.

Müfredatta yapılan yüzde 35'lik 'sadeleştirme' hamlesi, öğrencilerin ders yükünü hafifletmek için değil; evrensel bilimsel bilgilerin, felsefi derinliğin ve eleştirel düşünce yöntemlerinin ders kitaplarından ayıklanması için bir kalkan olarak kullanılmıştır. Bilimin, aydınlanmanın ve rasyonel düşüncenin yerini tek bir inanç ve mezhep inanç merkezli kuralların ve 'fıtrat' merkezli yaklaşımların aldığı bu model; sorgulayan nesiller yerine, biat ve itaat kültürünü içselleştirmiş makbul vatandaşlar yetiştirmeyi hedeflemektedir.

Maarif Modeli'nin getirdiği felsefi dönüşüm, eğitimi kamusal bir hak olmaktan çıkarıp piyasanın ve dini vakıf/derneklerin protokollerle kuşattığı kontrolsüz bir alana tahvil etmektedir. ÇEDES ve benzeri uygulamalarla kurumsallaşan bu model, okul içi pedagojik süreçleri tamamen dini referanslarla ve devlet yapısını monarşik bir otoriterlikle yeniden şekillendirme arzusunun açık bir yansımasıdır. Öğretim program metinlerine sinen ve pedagojik hiçbir karşılığı olmayan kavram setleri, eğitim bilimlerinin temel ilkelerini yok sayan, içe kapanık ve dogmatik bir toplum mühendisliği tasarımı sunmaktadır.

Evrensel pedagojik ilkelerden tamamen yoksun, eğitim sendikalarının, üniversitelerin, bilim insanlarının ve konunun özneleri olan öğretmenlerin görüşleri kasıtlı olarak dışlanarak, kapalı kapılar ardında hazırlanan bu program, anayasal bir suç niteliğindedir. Okulları eğitim mekanları, özgür düşünce alanı olmaktan çıkarıp siyasal iktidarın ideolojik laboratuvarı ve parti-devlet mekanizmasının insan yetiştirme merkezleri haline getirme hamlelerine karşı; laik, bilimsel ve kamusal eğitimi savunan tüm kesimlerin sessiz ve tepkisiz kalması beklenemez.

Eğitim Sen olarak Milli Eğitim Bakanını uyarıyor, böylesine tehlikeli bir toplum mühendisliği projesine karşı, bilimin, eşitlik ve özgürlük mücadelesinin bugüne kadar oluşturduğu tarihsel birikimi savunmayı kararlılıkla sürdüreceğimizin bilinmesini istiyoruz."

Kaynak: ANKA
Haberler.com
500

Haberler.com'da yer alan yorumlar, kullanıcıların kişisel görüşlerini yansıtır ve haberler.com'un editöryal politikası ile örtüşmeyebilir. Yorumların hukuki sorumluluğu tamamen yazarlarına aittir.