Devlerin Savaşı yaz boyu açık havada

Oyuncu Okan Bayülgen: - "Tiyatro her şeyi kontrol edebildiğimiz, seyircinin karşısına cesaretle çırılçıplak, ruhen, bedenen bütün unsurları göstererek çıktığımız bir er meydanı, bir mihenk taşı. Tiyatro zor, bir oyuncunun kariyeri için tehlikeli ama bir yandan o tehlikeyle baş edebiliyorsanız o kadar zevkli bir şey"
Klasik müziğin önde gelen isimleri Leonard Bernstein ve Herbert von Karajan'ın rekabetini konu alan "Devlerin Savaşı" oyunu, yaz boyunca açık hava sahnelerinde tiyatroseverlerle buluşacak.
Peter Danish'in kaleme aldığı, Sevin Okyay'ın Türkçe'ye kazandırdığı oyunda, Okan Bayülgen ve Celal Kadri Kınoğlu ile oyunun yönetmeni Nihal Usanmaz rol alıyor.
Avrupa ile Amerika'nın, içten gelen cesaret ile kuralcı disiplinin çarpışması olarak da yorumlanan oyun, iki şefin kıyasıya rekabetini, kıskançlıklarını ve gizli hayranlıklarını etkileyici bir diyalog örgüsüyle sahneye taşıyor.
Oyun, 24-25 Haziran'da Paribu Art'ta, 24 Temmuz'da ENKA Açıkhava Tiyatrosu'nda, 6 Ağustos'ta Datça Açıkhava Tiyatrosu'nda, 7 Ağustos'ta Bodrum Zai Sahnesi'nde, 8 Ağustos'ta Kuşadası Açıkhava Tiyatrosu'nda, 10 Ağustos'ta Ayvalık Açıkhava Tiyatrosu'nda, 11 Ağustos'ta İzmir Açıkhava Tiyatrosu'nda sahnelenecek.
Eser, 8 Kasım'da Almanya'nın Düsseldorf, 22 Kasım'da ise Avusturya'nın Bregenz şehrinde izlenebilecek.
"Kınoğlu ile oynamak beni yüceltiyor"
Kabare Dada ve ONKContent ortak yapımıyla hayata geçirilen oyuna dair AA muhabirine açıklamada bulunan Bayülgen, Kınoğlu'nun Devlet Tiyatrolarında efsane olduğunu belirterek, "Kendisi bugüne kadar oyuncu olarak her oyunda, her dizide görev almak istememiştir. Sanatına büyük saygısı vardır. Benim onunla beraber oynamam beni yüceltiyor." dedi.
Bayülgen, iyi bir oyuncuyla aynı sahneyi paylaşmanın tenis oynamaya benzediğini söyleyerek, oyuncular arasındaki uyumun ve karşılıklı etkileşimin oyunu daha güçlü hale getirdiğini vurguladı.
Kınoğlu ile aynı konservatuvarda eğitim gördüklerini aktaran Bayülgen, "Mezun olduktan sonra Devlet Tiyatrosunun zorunlu hizmeti için o Diyarbakır'a, ben Trabzon'a gittik. Ben 4 yıl çalıştıktan sonra Devlet Tiyatrosundan istifa ettim ve uzun yıllar medyada çalıştım. Arada Ferhan Şensoy abimle 3 yılım var, Ortaoyuncular Tiyatrosunda. Sonra tekrar medyada devam ettim. Ne zaman ki televizyonlarda ana akım medya, haber kanalları bir duraksama içine girdi, ben arzu ettiğim gibi tekrar tiyatroya daha yoğun dalmış oldum. 6-7 yıldır da böyle devam ediyor. Her sezon 3-4 oyun oynuyorum." diye konuştu.
"Seyircimiz, Avrupa'dakilerden daha entelektüel"
Okan Bayülgen, oyunlarda farklı yaş gruplarından seyircilerin olmasından çok mutluluk duyduklarını dile getirerek, şunları kaydetti:
"Farklı ülkelerde, özellikle Avrupa'da bir oyun izlediğim zaman seyircinin çok yaşlı olduğunu görüyorum. Avrupa'da bugünden sonra 5-10 yıl arasında bütün tiyatro seyircisi ölecek. Avrupa'daki sanat camiası da bunun farkında. Dolayısıyla üretimlerini daha genç kitlelere taşımak istiyorlar ama başaramıyorlar. Bu onlarda büyük bir sorun. Ülkemizdeki seyircimiz ise bana göre Avrupa'dakilerden daha entelektüel. Kalıplarımızın dışında bir kültürümüz var. Dolayısıyla hem Batı hem de Doğu kültürüne sahip seyircimiz. Sunduğunuz bir şeyi burada 'Eyvah bunu seyirci anlamaz' diye düşünmemelisiniz. Seyirci aslında her şeyi anlıyor."
Her oyun sonrası yapılan söyleşide çok farklı değerlendirmeler geldiğini belirten Bayülgen, "Bazen izleyicilerden bir kitap tavsiyesi, eleştiriler veya öneriler alıyoruz. Seyirciyi tanıyoruz. Bugüne kadar ne oyunlarımızı sansür etmek zorunda kaldık, ne de oyunlarımızda 'Şunu söylersek seyirci anlar mı' diye söylemek zorunda kaldık." değerlendirmesinde bulundu.
Bayülgen, 3 sezon, 16 şehirde 25 kez sahnelenen "Richard" oyununun binlerce kişiye ulaştığına işaret ederek, şöyle devam etti:
"Bu oyunumuzda bütün dramaturjiyi seyirciye yansıttık. Kendimizle de dalga geçtik. Kimse bu oyunu anlamıyor ama oyunu yüz binlerce kişi izledi. Sinemada tutturulamayan rekora bir tiyatro oyunuyla ulaştık. Başta bu çok entelektüel bir oyun diye baktığımız 'Devlerin Savaşı' oyununda da oyunun Amerika'dan prömiyeri için gelen yazarı Peter Danish'i şaşırtan söyleşiler oldu. Bu kadar ince eleyip, sık dokumuş, senelerce bu alanda çalışmış bir yazarın hatalarını bile bizim Türk seyircimiz bulabiliyor. Bizim için büyük bir mutluluk."
"Tiyatro, her seyirciyle farklı bir karşılık aldığımız bir sanat"
Her oyundan sonra seyirciyle söyleşi yaparak bir araya gelmenin kendisi için önemli olduğunu aktaran Bayülgen, "Benim, memleketin insanıyla anlaşamama sorunum hiçbir zaman olmadı. Tiyatroda oyunu oynayıp, sonrasında selam verip kulise mi kaçacaktım. Kulise kaçıp ne yapacaktım. Benim seyirciden farklı bir tarafım yok. Her oyundan sonra bazen oyun süresi kadar seyirciyle oturduğumuz oluyor." dedi.
Sanatçı Bayülgen, Devlerin Savaşı'nın teklifi ilk geldiğinde, Celal Kadri Kınoğlu ve yönetmen Nihal Usanmaz'ın da ekipte yer alması nedeniyle kabul ettiğini anlatarak, "Benim zaten bir oyuncu motivasyonum yok. Yani bir oyunda 'Canım şu rolü ben oynamalıyım.' ya da 'Bu rol bana yakışır ancak' gibi, konservatuvarda okurken de böyle şeylerim olmadı. Ben her zaman bir dünyayı inşa etmek, o dünya içerisinde gerekirse oyuncu olarak bir rol vermek tutumunda oldum." görüşlerini paylaştı.
Tiyatronun önemine değinen Bayülgen, şunları söyledi:
"Biz bu ülkede hayatta kalabilmeyi öğrenmiş insanız. Hayatta kalabilmek için de bugün herkesin meraklısı olduğu anı yaşamak gerekli. Tiyatro işte bu anı yaşadığımız ve hemen her seyirciyle farklı bir karşılık aldığımız bir sanat. Ressam olsam doğada, evde resimler çizeceğim, onlar belli bir sayıya ulaşınca sergi açacağım. Üzerinden yıllar geçmiş olacak. Eserlerin başında beklemezsem kim geldi, kim gitti göremeyeceğim. Heykeltıraş da olsam aynı. Dans, baleyle ilgili olsam bana bakan gözlerle bir iletişimim yok. Opera da çok güzel ama aramızda büyük bir tarihi estetik birikim gerektiren bir dünya var. Sinemada setlerden çok sıkılıyorum. Aylarca çalışıyoruz, kendini bir yönetmene emanet ediyorsun. Onun da kafası yerinde mi, değil mi belli olmuyor. Tiyatro ise her şeyi kontrol edebildiğimiz, seyircinin karşısına cesaretle çırılçıplak ruhen, bedenen bütün unsurları göstererek çıktığımız bir er meydanı, bir mihenk taşı. Tiyatro zor, bir oyuncunun kariyeri için tehlikeli ama bir yandan o tehlikeyle baş edebiliyorsanız o kadar zevkli bir şey."
Bayülgen, gelecek sezonlarda Napolyon Bonapart, Giacomo Casanova ve Theodore Gericault'un hikayelerini de sahneye taşımak istediğini belirterek, "'Aman efendim şöyle de bir rolü oynayayım. Tarih benim oyunculuğumu görsün' diye bir derdim yok. Benim derdim, eğer varlığım bir işe yarayacaksa üretmek. Oyun yazmak, üretmek ve sahneye koymak. Asıl tarihe geçecek olan bu." görüşünü paylaştı.
"Metinde değişiklik yapmadım"
Oyunun yönetmeni ve oyuncu Nihal Usanmaz ise eserin çıkış hikayesine değinerek, şunları aktardı:
"ABD'li yazar Peter Danish, 2016'da Viyana'daki Sacher otelde Blaue Bar'ı ziyarette bulunuyor. Tamamen turistik bir ziyaret. O sırada elinde 'Leonard Bernstein'ın Mektupları' kitabı var ve garson ona sonra gelip diyor ki, 'Bernstein'ı tanır mısın?', Danish de 'Evet, şu anda tam da kitabın Bernstein'ın, Herbert von Karajan'ın son gösterisini izlemek için geldiği Viyana bölümündeyim.' diyor. Garson da 'O geceyi hatırlıyorum, burada karşılaştılar ve 20 dakika şu masada oturdular. Önce birbirlerine sağlık sorunlarından bahsettiler. Bir ara yanlarından ayrıldım ve daha sonra içeriden birtakım sesler yükseldi. Kavga ediyorlardı ama anlamadım. Sonra da ayrıldılar.' diyor. Bunun üzerine Peter, bilgisayarını çıkartıp oyun taslağı yazıyor. O geceyi uzatarak, gerçek bir yüzleşmeye dönüştürüyor."
Usanmaz, Bernstein ve Karajan'ın 20. yüzyılın iki önemli orkestra şefi olduğunu vurgulayarak, "Avrupa'yı ve Amerika'yı temsil eden iki isim. Büyük moda ikonları ve magazinsel bir durumları da var. O yüzden çok karşılaştırılıyorlar ve bu yüzden hep birbirlerine karşı hikayeleri var. Mesela Karajan, Bernstein'ı 50 yıl boyunca Berlin'in kapısından içeri sokmamış, konser vermesine izin vermemiş gibi. Peter Danish, o geceyi gözeterek bu yüzleşmeyi yazıyor." dedi.
Oyunu ilk başta oldukça entelektüel bir metin olarak değerlendirdiğini belirten Usanmaz, eserin özünde kariyerlerinin zirvesindeki iki yaşlı insanın geçmişle hesaplaşmasını ve birbirleriyle kuramadıkları iletişimi anlattığını ifade etti.
Usanmaz, oyundaki çatışmaların yalnızca belirli kişilerle sınırlı olmadığını, yüzleşmekten kaçınılan ilişkiler, sanatçının duruşu ile üretimi arasındaki tartışmalar gibi konuların bugün de güncelliğini koruduğunu kaydetti.
Eserin, bir orkestra düzeni gibi biraz dram biraz komediyle iniş çıkışlı şekilde Danish tarafından çok güzel yazıldığının altını çizen Usanmaz, şunları kaydetti:
"Bu oyun, ancak iki iyi oyuncu elinde güzel bir yer bulabilirdi. Burada da Okan Bayülgen ve Celal Kadri Kınoğlu'nun alameti farikasını görüyoruz. Aslında bu iki isim iki oyuncu olmanın ötesinde aynı zamanda yönetmen. O yüzden metine yaklaşımları, oyuncu iç güdüleriyle değil. Seyircinin ne istediğini biliyorlar. Ben de metinde hiçbir değişiklik yapmadım. Oyuncularımız replikleri birebir söylüyor. Hiçbir doğaçlama yok. Peter Danish bu hikayeyi Michael isminde bir garsondan dinliyor. Metine de onu eklemiş. Ben de Peter'dan izin alarak, garsonun bir kadın olmasını istedim. Finalde hikayede Karajan'ın batonunu masada bırakması var ve aslında onu garsona bırakıyor. Ben de o batonun bir kadının elinde kalmasını, oyunu onun finalize etmesini istedim. Çünkü müzik tarihinde kadın orkestra şeflerinin yer edinmesiyle küçücük, kendim için bir duruş göstermek istedim."
Usanmaz, oyunda yer alan klasik müzik eserlerinin seyirciden yoğun ilgi gördüğünü aktararak, tiyatro ile klasik müziği bir araya getiren yeni bir proje üzerinde çalıştıklarını dile getirdi. Oyunda kullanılan eserlerin canlı performanslarla seyirciye sunulabileceği farklı bir formatın değerlendirildiğini sözlerine ekleyen Usanmaz, projeye ilişkin çeşitli teklifler geldiğinin de altını çizdi.





















