Demokrat Parti'den ABD'nin Venezuela Saldırısına Sert Eleştiri

Güncelleme:
Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, ABD'nin Venezuela'ya yönelik askeri müdahalesini eleştirerek, bu tür müdahalelerin uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve bölgesel ile küresel istikrarı tehdit ettiğini ifade etti. Uysal, Türkiye'deki iktidar çevrelerinin böyle saldırıları desteklemesinin siyasi riyakar bir tutum olduğunu vurguladı ve ilkesel bir dış politika anlayışının gerekliliğine dikkat çekti.

(ANKARA) - Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, ABD'nin Venezuela'ya saldırısına ilişkin "Trump'ın saldırgan yaklaşımı, yalnızca Latin Amerika'yı değil, küresel sistemi doğrudan tehdit eden bir risk üretmektedir. Türkiye'de iktidar çevrelerinin bu tür bir ABD müdahalesini alkışlaması ise açık bir siyasal riyadır. Bu tutum, ilkesel bir dış politika değil, güce göre konumlanan bir siyasi pragmatizmdir" dedi.

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, ABD'nin Venezuela'ya saldırısına ilişkin yapılan yazılı açıklama yaparak şunları kaydetti:

"Bu tür saldırgan politikalar, bölgesel ve küresel istikrarı da tahrip eder"

"ABD'nin Venezuela'ya yönelik askeri bir müdahalesi ve bu müdahale sonucunda Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun tutuklanması, uluslararası düzenin hangi ilkelere göre işlediği sorusunu yeniden ve yakıcı biçimde gündeme getirmektedir. Bu tür bir eylem, Birleşmiş Milletler Şartı'nın temelini oluşturan egemen eşitlik, iç işlerine karışmama ve kuvvet kullanma yasağı ilkeleriyle açık bir çelişki içerisindedir. Uluslararası hukukta kuvvet kullanımı, yalnızca BM Güvenlik Konseyi'nin açık yetkilendirmesiyle ya da meşru müdafaa koşulları altında mümkündür. Bunun dışındaki her askeri müdahale, ister 'demokrasi ihracı', ister 'insani müdahale', isterse 'rejim değişikliği' gerekçeleriyle meşrulaştırılmaya çalışılsın, hukuken saldırı fiili niteliği taşır. ABD'nin tarihsel pratiği bu bakımdan istisnai değildir: Irak'ın 2003'te işgali, Afganistan'da yirmi yıl süren ve devlet çöküşüyle sonuçlanan müdahale, Latin Amerika'da Şili'den Nikaragua'ya uzanan darbe ve vekalet savaşları zinciri, Washington'un uluslararası hukuku çoğu zaman bağlayıcı değil, araçsal gördüğünü ortaya koymaktadır. Trump yönetimi, BM'yi, uluslararası mahkemeleri ve ittifak hukukunu tanımayan; kendisine boyun eğmeyen aktörleri ise ekonomik yaptırımlar, askeri tehditler ve doğrudan güç kullanımıyla hizaya getirmeyi amaçlayan bir çizgi izlemiştir. Daha kaygı verici olan husus, bu tür saldırgan politikaların yalnızca hedef ülkeyi değil, bölgesel ve küresel istikrarı da tahrip etmesidir.

"Türkiye'de iktidar çevrelerinin bu tür bir ABD müdahalesini alkışlaması ise açık bir siyasal riyadır"

Güney Amerika'da zorla rejim değişikliği girişimleri, kıtada yeni vekalet çatışmalarına, göç krizlerine ve siyasal radikalleşmeye yol açma potansiyeli taşımaktadır. Benzer şekilde Orta Doğu'da sürdürülen hukuk dışı müdahalelerin nasıl kalıcı istikrarsızlık, terörleşme ve insani yıkım ürettiği hala hafızalardadır. Bu nedenle Trump'ın saldırgan yaklaşımı, yalnızca Latin Amerika'yı değil, küresel sistemi doğrudan tehdit eden bir risk üretmektedir. Türkiye'de iktidar çevrelerinin bu tür bir ABD müdahalesini alkışlaması ise açık bir siyasal riyadır. Zira aynı çevreler, ulusal egemenlik ve anti-emperyalizm söylemini iç politikada sürekli olarak dolaşıma sokarken, söz konusu ilke ABD'nin çıkarlarıyla örtüştüğünde sessiz kalmakta ya da destek vermektedir. Bu tutum, ilkesel bir dış politika değil, güce göre konumlanan bir siyasi pragmatizmdir. Dahası, Trump'ın uluslararası hukuku ve kurumsal denetimi reddeden yönetim anlayışı ile Türkiye'de Erdoğan liderliğinde kurumsallaşan yürütme merkezli siyasal model arasında yapısal benzerlikler bulunmaktadır.

"ABD saldırısı uluslararası düzenin kendisine yönelmiş bir tehdittir"

Her iki liderlik anlayışında da hukuk, bağımsız bir normlar bütünü olarak değil; siyasi iradenin önünü açan veya daraltan bir enstrüman olarak görülmektedir. Kuvvetler ayrılığına mesafeli, yargıyı ve medyayı baskılayan, muhalefeti 'gayrimeşru' ilan eden bu anlayış, iç politikada otoriterleşmeyi, dış politikada ise öngörülemezliği beslemektedir. Sonuç olarak, Venezuela'ya yönelik ABD saldırısı ve Maduro'nun zor yoluyla tasfiyesi, yalnızca bir ülkeye karşı işlenmiş bir hukuk ihlali değil; uluslararası düzenin kendisine yönelmiş bir tehdittir. Bu tür eylemleri alkışlamak ya da görmezden gelmek, yarın aynı hukuksuzluğun başka coğrafyalarda ve başka halklara karşı işletilmesine zemin hazırlamaktır. İlkesel bir duruş, aktörüne bakılmaksızın her türlü hukuk dışı müdahaleye karşı çıkmayı; egemenlik, demokrasi ve insan haklarını güç siyasetine kurban etmemeyi gerektirir."

Kaynak: ANKA / Güncel
Haberler.com
500

Haberler.com'da yer alan yorumlar, kullanıcıların kişisel görüşlerini yansıtır ve haberler.com'un editöryal politikası ile örtüşmeyebilir. Yorumların hukuki sorumluluğu tamamen yazarlarına aittir.