Bahçeli: 'Obama'nın Tarihi Gerçekleri Yok Sayması Nezaketsizlik'
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ABD Devlet Başkanı Barack Obama'nın TBMM'deki Konuşmasında, Amerikan Tarihine Yönelik Atıflar Yaptığını Hatırlatarak, 'Türk Tarihindeki Meselelere de Aynı Olumsuz Anlamları Yüklemeye Çalışması ve Bunu Tarihin Gerçeği ile Yüzleşmekle Açıklaması, Hoş Göremeyeceğimiz Bir Nezaketsizliktir' Dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ABD Devlet Başkanı Barack Obama'nın TBMM'deki konuşmasında, Amerikan tarihine yönelik atıflar yaptığını hatırlatarak, ''Türk tarihindeki meselelere de aynı olumsuz anlamları yüklemeye çalışması ve bunu tarihin gerçeği ile yüzleşmekle açıklaması, hoş göremeyeceğimiz bir nezaketsizliktir'' dedi.
Bahçeli, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, NATO Genel Sekterliği seçimi ve ABD Başkanı Obama'nın TBMM'de yaptığı konuşmaları değerlendirdi.
AK Parti yönetimi ile geçmişte yanlış atılan adımların faturalarının birer birer önlerine geldiğini savunan Bahçeli, ''Geri adım atmanın diyalog, boyun eğmenin işbirliği, aldatılmanın ise sözde zafer olarak takdim edilmeye çalışıldığını'' söyledi. Bahçeli, uluslararası ilişkilerin, geri dönülmez bir batağa doğru hızla sürüklendiğini iddia etti.
Bunun en belirgin örneklerini, Barzani ve Talabani ile yürütülen ilişkilerde, Ermenistan ile kurulmaya çalışılan diyaloglarda, İsrail'e karşı gösterilen sonuç alınmayan sanal uyarılarda bulmanın mümkün olduğunu anlatan Bahçeli, şunları söyledi:
''İdeal ve ciddiyetten uzak, aynı zamanda değişken ve duruma göre farklılaşan omurgasız siyaset anlayışının son örneği ise NATO Genel Sekreterliği görevine atanacak olan kişinin seçimi esnasında yaşanmıştır.
İslam aleminin ve milletimizin, NATO Genel Sekreterliğine seçilen Danimarka Başbakanı'na karşı olumsuz bakışı bilinen bir gerçekken, Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı arasında yaşanılan çelişkili beyanlar ve ardından ucuz pazarlıklarla ikna edilmeleri, kabulü mümkün olmayan bir durumu ortaya çıkarmıştır. Bunun sonucu olarak, Türkiye NATO içinde veto hakkı olan, ancak bunu kullanmaya yetkisi ve ehliyeti olmayan ikinci sınıf özürlü bir üye ülke konumuna düşürülmüştür.''
Devlet Bahçeli, ABD Başkanı Obama'nın TBMM Genel Kurulunda yaptığı konuşmayı da şöyle değerlendirdi:
''Türk kamuoyu, dünyada ümit ve değişimin sembolü olduğu iddia edilen yeni ABD Başkanı'nın bu ziyaretini, son dönemde yara alan ikili ilişkilerin karşılıklı çabalarla onarılması ve sarsılan güven ortamının inşası bakımından önemli bir fırsat olarak görmüştür.
Türkiye ile Amerika arasındaki ilişkilerin bugün içinde bulunduğu durum, bu noktaya gelmesinin nedenleri ve ileriye dönük olarak sarf edilmesi gereken ortak çabaların bu vesileyle bütün yönleriyle ve çok açık bir biçimde masaya yatırılması büyük önem taşımaktadır.''
Bahçeli, ABD Başkanı'nın Türkiye ziyaretinden ve konuşmalardan, maksadını aşan beklentiler içine girmenin ya da dile getirdiği konuları irdelemeden kabullenip, bu fikirlerden ev ödevleri çıkarmanın, parti olarak kabul edemeyecekleri bir yaklaşım ve Gazi Meclise yakışmayacak teslimiyetçi bir tavır olacağını söyledi.
-1915 OLAYLARI-
Bahçeli, Obama'nın 1915 olaylarına ilişkin sözlerini eleştirirken de şöyle konuştu:
''Başkan Obama Çankaya Köşkündeki basın toplantısında bir soruya verdiği cevapta 1915 olaylarını 'soykırım' olarak gördüğünü açıkça belirtmiş, Başkanlık seçim kampanyasında kayda geçen bu görüşlerinde bir değişiklik olmadığını söylemiştir. 24 Nisan günü Beyaz Saraydan yapılacak Başkanlık açıklamasında bu konuyu nasıl nitelendireceğini muğlak ifadelerle açıkta bırakan Obama, AKP Hükümetinin Ermenistan'la sürdürdüğü gizli müzakere sürecinin cesaret verici olduğunu, bu görüşmelerin kısa zamanda olumlu sonuçlar vermesinin, bu sorunun aşılmasına yardımı olacağını ifade etmiştir. Mecliste yaptığı konuşmada, Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınırın açılmasının önemine işaret eden ABD Başkanı, iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleşmesini güçlü olarak desteklediklerini söylemiştir. Ancak, Türkiye-Ermenistan arasındaki sorunların kaynağı Türkiye değil, Ermenistan'ın tutum ve talepleridir. Bilindiği gibi Ermenistan, Türkiye ile ortak sınırı tanımamakta, Türkiye'nin toprak bütünlüğünü sorgulayarak, Doğu Anadolu'nun bir bölümünü 'Batı Ermenistan' olarak kabul etmekte ve Ağrı Dağını Ermenistan'ın milli sembolü olarak görmektedir.
Bölgenin barış ve güvenliğin önündeki en büyük engel olan Ermenistan'ın, dost ve kardeş Azerbaycan'ın topraklarının yaklaşık beşte biri üzerindeki işgali de halen sürmektedir. Bunun yanı sıra, Türk tarihini ve milletini en aşağılık insanlık suçu olan soykırımla mahkum ettirmek için hayasız bir uluslararası kampanya yürütmektedir. ABD Başkanı'nın bu gerçekleri yok sayarak, Meclisteki konuşmasında Amerika'nın tarihine atıflar yaparak, Türk tarihindeki meselelere de aynı olumsuz anlamları yüklemeye çalışması ve bunu tarihin gerçeği ile yüzleşmekle açıklaması; hoş göremeyeceğimiz bir nezaketsizliktir. Başkan Obama'nın kendi tarihlerindeki acı ve utanılacak olayları dile getirerek, geçmişiyle yüzleşmek istemesi kendi bileceği iş ve değerlendirmesidir. Ancak, 'biz hatadan döndük, yanlışla yüzleştik' denilerek, aralarında hiçbir ilişki ve alaka bulunmayan tarihimizle ilgili iddia edilen yalanları kabul etmemizi istemesini reddettiğimizi duyurmak istiyorum.''
MHP Genel Başkanı Bahçeli, bu süreçte, ''teslimiyetten hayali zafer çıkarmaya ve bunu Obama garantörlüğü ambalajıyla pazarlamaya çalışan Başbakan'ın'', arkasında duramayacağı sözler söylediğini, ancak bunun altında kalarak Türkiye'nin haysiyetinin ayaklar altına alınmasına yol açtığını iddia etti.
Burada sorulması ve Hükümet tarafından açıklanması gereken konuların olması gerektiğini belirten Bahçeli, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a şu soruları yöneltti:
''NATO Genel Sekreteri olan Danimarka Başbakanı'nın ismi, Avrupa Birliği üyesi ülkeler tarafından ortak aday olarak belirlenerek, NATO'nun Avrupalı olmayan üyelerine adeta dayatılmışken, Avrupa Birliği sürecinin başarıyla ilerlediğini iddia eden AKP Hükümetine, bu konu muhatapları tarafından önceden iletilmiş ve Türkiye'nin görüşü alınmış mıdır? Rasmussen'in adaylığı sürecinde Hükümet, Avrupa Birliği nezdinde hangi girişimleri yapmış ve çekincelerini hangi şekilde ve hangi gerekçeleri kullanarak bu ülkelere ulaştırmıştır? Bugün NATO'nun yeryüzünde ilgi ve kontrol alanlarının tamamına yakınının Müslüman toplumların ağır sorun ve sıkıntılar yaşadığı sancılı coğrafyalar olduğu düşünülürse, İslam'a ve peygamberine hakareti düşünce özgürlüğü olarak gören bir şahsın, bu görevini adalet ve başarıyla yapacağına dair nasıl bir kanaat hasıl olmuştur?
PKK terör örgütünün haberleşme ve medya merkezi olarak ve son derece serbest bir ortamda yayınlarını sürdüren ROJ TV'nin bulunduğu yer Danimarka'dadır. Bu olumsuz duruma son verilmesi için bizzat Hükümetin ve Başbakanın çağrılarını cevapsız bırakan, bu yayınları özgürlük kapsamında yorumlayanın da Rasmussen olduğu bilinen bir gerçektir. O halde, dün Mehmetçiğe kurşun sıkanları eğiten, eğlendiren, yöneten bir ihanet kanalını hoş gören bu şahsın, şimdi Mehmetçiğe verilmiş uluslararası görevlerde yöneticiliğini yapmasını kim kabul ettirmiş ve etmiştir? Hükümet, dünya güvenliğini sağlamak adına görev alanını genişleten bir uluslararası ittifakın başına, PKK terör örgütünü müsamaha ile karşılayarak Türkiye'nin güvenliğini ateşe atan bir adamı seçtiğinin farkında mıdır? Seçilmek için oy birliğinin şart olduğu bu organizasyonda, 'yine başardık, karlı çıktık, büyük kazanç gibi' yapay söylemlerin arkasında, ABD Başkanından alındığı söylenen kamuoyuna yansıyanların dışındaki güvenceler nelerdir?
İslam dininin Yüce Peygamberine hakaret edilmesine gözyuman bir şahıs, Türkiye'ye NATO Genel Sekreter Yardımcılığı verince aklanmış ve muteber bir devlet adamı haline mi gelmiştir?''
-''SAHTE DAVOS KAHRAMANLIĞI...''
Bahçeli, ''Başbakan Erdoğan'ın, İslam dininin Yüce Peygamberine hakaret edilmesini ve Türkiye'nin güvenliğini ucuz bir pazarlık denkleminin'' içine yerleştirdiğini iddia ederek, baskılar karşısında ''uysal ve ezik'' olarak geri adım attığını ve NATO memuriyeti karşılığında bunları feda ettiğini ileri sürdü.
''Sahte Davos kahramanlığı ile iç politikada yol almaya çalışan Başbakan'ın gerçek hüviyeti, siyasi omurga anlayışı, Türkiye'nin onur ve haysiyetine ve manevi değerlerine olan saygısının ve bağlılığının gerçek yüzü şimdi bu olayla bütün çıplaklığıyla anlaşılmıştır'' diyen Bahçeli, NATO Genel Sekreterliği seçimi konusunda, o sırada G-20 toplantıları için Londra'da bulunan Başbakan Erdoğan ile NATO toplantısına katılmak için Almanya'ya giden Cumhurbaşkanı Abdullah Gül arasındaki ''tezat ve ihtilafların'' da anlamlandırılmasının mümkün olmadığını söyledi.
Devlet Bahçeli, ''Dünya siyaseti Manş Denizi'nin iki yakasında bulunan Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan'ın birbirine uymayan, taban tabana zıt açıklamalarına şahit olmuştur'' dedi.
''Türkiye için öncelikli önem NATO'nun güçlü olması mıdır? Yoksa Türk milletinin değerlerinin her platformda savunulması ve her şeyin üstünde tutulması mıdır?'' sorularını yönelten Bahçeli, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Uluslararası gelişmeleri iç politika kazanımları uğruna devamlı riske atan Başbakan Erdoğan, NATO Zirvesine Londra'dan müdahale etmiş, ancak bu müdahale sadece sözde kalarak bir sonuç doğurmamıştır.
Anlaşıldığı kadarıyla Davos'ta şişirilen 'One minute balonu', NATO toplantısında bizzat Cumhurbaşkanı Gül tarafından patlatılmıştır.
Türkiye, yeni NATO Genel Sekreteri için Başbakan'ın iddiaları ile örtüşerek veto hakkını kullanmış olsaydı bu iktidarın en isabetli kararlarından birisi olacak ve partimiz tarafından alkışlanıp desteklenecekti.''
















