Ankara Garı Önündeki Terör Saldırısı Davası

Ankara Garı Önündeki Terör Saldırısı Davası

Ankara Garı önünde 102 kişinin yaşamını yitirdiği terör saldırısıyla ilgili davada 36 sanığın yargılanmasına devam edildi.

Ankara Garı Önündeki Terör Saldırısı Davası

Ankara Garı önünde 102 kişinin yaşamını yitirdiği terör saldırısıyla ilgili davada 36 sanığın yargılanmasına devam edildi.

Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya tutuklu sanıklar, müştekiler ve tarafların avukatları katıldı.

Duruşmanın bugünkü oturumuna müşteki avukatlarının beyanlarıyla devam edildi.

Bazı müştekilerin avukatı Ahmet Özdel, davanın yalnızca sanıkların yargılandığı dava olmaktan çıkması gerektiğini belirterek, "Buradaki yargılama sadece hayatını kaybeden 102 kişi ve yaralanan yüzlerce kişi için değil, tüm dünyaya örnek olması gereken bir yargılama olmalı. Tüm sanıkların faillik ve iştirak olgusu yeniden değerlendirmeli. Huzurdaki tüm sanıkların yönetici olup olmadığı deliller ışığında yeniden ele alınmalı." diye konuştu.

Saldırıda sanık eşlerinin de rolü olduğunu öne süren Özdel'in beyanlarına sanıklar itirazda bulundu.

Mağdur ve müştekilerin avukatları, tüm sanıkların tutukluluk halinin devamına karar vermesini talep etti.

Sanık Suphi· Alpfi·dan'ın avukatı Akın Deniz, dava dosyasına gönderilen delilleri fiziki olarak görmek istediklerini ifade ederek, "Daha önceki celselerde müvekkilimin parmak izinin olduğu belirtildi ama henüz göremedik. Söz konusu poşetin, mahkemeye getirilmesini ve müvekkilimin tahliyesine karar verilmesini istiyoruz." şeklinde konuştu.

Sanık Hacı Ali Durmaz'ın avukatı Hatice Aydın da mağdur avukatlarının mahkeme heyetine sunduğu belgeleri ve aleyhteki hususları kabul etmediklerini söyledi.

Aydın, "Müşteki avukatlarının iddiaları yoruma dayalı. Ülkemizde bu tür olayların iklimini yaratan gerçek failler burada değildir. Bu örgütün kurucuları nerededir? Ne yazık ki olayın gerçek failleri yargılanmamaktadır. Müvekkilimin tahliyesine karar verilsin." ifadelerini kullandı.

Diğer sanık avukatları da müvekkillerinin tahliyesini istedi.


"Kendi ülkesini şikayet için heyet çağıranlar.."

Sanık Erman Ekici, müşteki avukatlarının beyanlarını kabul etmeyerek, hakkında aynı suçlardan Gaziantep'te süren bir dava olduğunu belirterek, dosyasının bu davayla birleştirilmesini talep etti.

Sanık Yakup Karaoğlu, savunmasında, "Avrupa'dan heyet getirerek kendi ülkesini suçlayan zihniyet, dini anlayışımla ilgili bir fotoğrafa anlam yükleyerek size sunmaya çalışıyor. Dosyaya baktım, bir hipnoz edilip çocukluğuma inilmediği kalmış. Halil Durgun'u Suriye'ye geçirdiğim söyleniyor ama bu, bir akıl tutulmasıdır. Ben emlakçılık yapıyorum ve bir itibarım vardı, suçsuzum ve tahliyemi istiyorum." diye konuştu.

Sanıklardan Abdülmuttalip Demir de savunmasını yazılı verip, tahliye ve beraat talebinde bulundu.

Abdulhamit Boz ise müşteki avukatlarının gündeme getirdiği telefon görüşmelerini inkar etti.

Engelli çocukları bulunduğunu, eşinin hastalığı nedeniyle çocuklarına bakamamadığını belirten Boz, hakkında somut delil olmadığını öne sürerek, tahliye ve beraat talebinde bulundu.

"Ben sosyal bir insanım"

Sanık Suphi Akfidan, polisin kusurunu örtmek için suçsuz insanları yakalayıp mahkemeye çıkardığını öne sürdü.

Suçsuz olduklarını, kendilerine iftira edildiğini savunan sanık Akfidan, "Yalan söyleniyor, iftira ediliyor. Kendimizi savunamıyoruz. Ben bu olayda suçsuzum. Esnafım, işimde gücümde bir insandım. Yurt dışı ile telefon görüşmelerim normal. Ailem yurt dışında. Arsa alıp sattığımız kişiler yurt dışında." dedi.

Sanık Nihat Ürkmez de saldırıyla ilgisinin bulunmadığını, müşteki avukatlarının bu nedenle Elazığ'da yargılandığı başka bir dosyadaki suçlamayı gündeme getirdiğini öne sürdü.

Ürkmez, herhangi bir dernek veya örgütle bağlantısının olmadığını savundu.

Sanık Hüseyin Tunç, "Ben bir gübre taşımışım, ondan dolayı buradayım. Aldığımız yer belli, alan kişi belli. Yaptığımız başka bir şey yok. Depo önü dediler ama ben Halil İbrahim Durgun'un bana eşya taşıttığını defalarca söyledim. Günde 5-6 yere eşya götürüyordum, hangi biri aklımda kalsın?" dedi.

Sanıklardan Mehmedin Baraç ise "Ömer Hattab" kod adlı kişinin kendisi olmadığını öne sürdü.

Sanık Resul Demir de telefon görüşmelerine ilişkin, "Şurada bir sürü insan birbiriyle görüşmüş. Ne olmuş? Ben sosyal bir insanım, görüşebilirim. Ben konuşmadan duramayan biriyim. Halil'le, Suphi'yle konuşmuşum, eşi bana mesaj atmış. Bunlardan daha doğal ne olabilir?" şeklinde savunma yaptı.

Sanık Esin Altıntuğ da suçsuz olduğunu öne sürerek, "'Halil yapmıştır, kaçtı.' şeklinde bir ifade asla vermedim. Halil'in yaptığına hiç inanmadım." dedi. İki çocuğuna bakacak kimse bulunmadığını söyleyen Altıntuğ, tahliye ve beraatini istedi.

Beyanların ardından görüşü sorulan duruşma savcısı, sanıkların tutukluluk halinin devamını talep etti.

Mahkeme heyeti, sanıkların tutukluluk halinin devamına hükmederek duruşmayı 4-5 Nisan'a erteledi.

10 Ekim 2015'teki saldırı ve iddianame

Sivil toplum kuruluşlarınca 10 Ekim 2015 Cumartesi günü Sıhhiye Meydanı'nda düzenlenmesi planlanan miting için kalabalık, Ankara Garı önünde toplanmıştı. Grup, kortej hazırlığına devam ederken saat 10.04'te, üç saniye arayla iki patlama meydana gelmiş, 2'si çocuk 100 kişi hayatını kaybetmiş, 391 kişi yaralanmıştı.

Olaya ilişkin iddianamede, canlı bomba saldırganlarının 1990 doğumlu Yunus Emre Alagöz ile açık kimliği tespit edilemeyen Suriye uyruklu kişi olduğu belirtilmişti.

İddianamede şu kişiler sanık olarak yer almıştı:

"İlhami· Balı, Deni·z Büyükçelebi·, Edremi·t Türe, Yakub Şahi·n, Hakan Şahi·n, İbrahi·m Hali·l Alçay, Resul Demi·r, Hacı Ali· Durmaz, Hüseyi·n Tunç, Abdülmubtali·p Demi·r, Talha Güneş, Meti·n Akaltın, Savaş Yıldız, Burak Ormanoğlu, Suphi· Alpfi·dan, Hasan Hüseyi·n Uğur, Bayram Yıldız, Kenan Kutval, Ahmet Güneş, Abdulhami·t Boz, Cebrai·l Kaya, Ömer Deni·z Dündar, Muhammet Zana Alkan, Walenti·na Slobodjanjuk (Kazakistan vatandaşı), Mustafa Deli·başlar, Mehmedi·n Baraç, Ni·hat Ürkmez, Nusret Yılmaz, Kasım Dere, Yakup Selağzı, Erman Eki·ci·, Yakup Karaoğlu, Yakup Yıldırım, Esi·n Altıntuğ, Hati·ce Akaltın ve Mehmet Kadi·r Cebael."

Bazı sanıklar, "anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs etmek" suçundan bir kez ve "100 kişiyi öldürmek" suçundan toplam 100 kez olmak üzere toplam 101 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yanında, terör örgütünün faaliyeti kapsamında 391 kişiyi öldürmeye teşebbüs etmek, terör örgütünün faaliyeti kapsamında ruhsatsız silah ve patlayıcı madde bulundurmak suçlarından da toplam 7 bin 631 yıldan 11 bin 750 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanıyor.

Bazı sanıklar için ise "silahlı terör örgütü DEAŞ üyesi olmak" suçundan 15 yıldan 22,5 yıla kadar hapis cezası talep ediliyor.

Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin, Gaziantep'te 16 Ekim 2016'da düzenlediği operasyonda sanıklardan Mehmet Kadir Cebael üzerindeki bombayı patlatarak ölmüş, olayda 3 özel harekat polisi şehit olmuş, biri ağır olmak üzere 5 özel harekat polisi ve 4 Suriye uyruklu sivil yaralanmıştı.

Sanıklardan Esin Altıntuğ'un olay tarihindeki eşi Halil İbrahim Durgun da yine Gaziantep polisinin Beylerbeyi Mahallesi'ndeki eve Kasım 2015'te düzenlediği operasyon sırasında üzerindeki bombayı patlatmış, 5 polis yaralanmıştı.

İddianamede Durgun'un, 10 Ekim'de Ankara Garı önündeki terör saldırılarını gerçekleştiren 2 canlı bombayı Ankara'ya getiren araçlardan birini kullandığı belirtiliyor. Mahkemenin, davayı karara bağlayacağı zaman Cebael hakkındaki davayı "ölüm nedeniyle düşürmesi" bekleniyor.