Günün ilk ışıklarıyla birlikte, henüz kendi adını bile heceleyemeyen bir bebeğin mahremiyeti, binlerce yabancının ekranına bir "içerik" olarak düşüyor. Anne influencer’ların estetik filtrelerle bezediği, kusursuz ev dekorasyonlarının başrolüne yerleştirdiği o minik bedenler, ne yazık ki modern çağın en gözde tüketim nesnelerine dönüşmüş durumda. İlk gülüş, ilk adım, hatta bir çocuğun en kırılgan anı olan ağlama krizleri bile... Hepsi daha fazla izlenme, daha yüksek etkileşim ve markalarla yapılacak sponsorluk anlaşmaları için birer "meta" haline getiriliyor.
Dijital pazarın merkezindeki çocuklar!
Bu durum, masum bir aile albümü paylaşımının çok ötesinde, açık bir çocuk sömürüsüdür. Çocuklar, kendi rızaları olmaksızın, dijital bir pazarın tam ortasında doğuyor ve büyüyorlar. Onların çocukluk anıları, ebeveynlerinin ticari başarılarının ve dijital varlıklarının hammaddesi yapılıyor. Peki, bu çocukların gelecekteki dijital ayak izlerinin yükünü kim omuzlayacak? Akran zorbalığıyla, kimlik karmaşasıyla ve çocukluklarının binlerce insan tarafından izlenmiş olmasının getirdiği psikolojik ağırlıkla nasıl baş edecekler?
Mahremiyet ihlal ediliyor
Madalyonun sadece etik ve psikolojik boyutu değil, aynı zamanda çok ciddi bir hukuki ve mali sorumluluğu da bulunuyor. Bir çocuğun yüzünü, özel anlarını ve yaşam alanını ticari sözleşmelere malzeme yapmak, en başta anayasal bir hak olan "mahremiyetin ihlali" ve çocuk haklarına aykırı açık bir istismardır. Üstelik, örtülü iş birlikleri ve sponsorlu reklamlar üzerinden çocuk ticari bir araç haline getirildiğinde, bu durum çocuk işçiliği yasalarından kişisel verilerin korunması kanununa (KVKK) kadar birçok alanda düpedüz suç teşkil etmektedir. Dijital dünyanın kuralsız gibi görünen bu gri alanında, kendi evladının sırtından kazanç sağlayanlar, yarın hem hukukun hem de büyüdüğünde hesap soracak olan çocuklarının karşısında suçlu sandalyesine oturmaktan kaçamayacaklar.
Beğeniler ve iş birlikleri
Bugün "beğeni" ve "sponsorluk" uğruna çocuklarının mahremiyetini feda eden anne influencer’lar, aslında evlatlarının gelecekteki özgürlüklerini ve çocuk kalma haklarını bugünden ipotek altına alıyorlar.
Teknoloji çağında ebeveyn olmak, çocuğu dijital dünyanın vitrinine koymak değil; onu bu vitrinin acımasızlığından koruyabilmektir. Unutmayalım ki hiçbir sponsorluk sözleşmesi, bir çocuğun çalınan çocukluğundan ve ihlal edilen mahremiyetinden daha değerli değildir. Artık bu dijital beşiklerden yükselen sessiz çığlığı duymak ve "çocuk odaklı" bu sömürüye güçlü bir dur demek zorundayız.









