Yeşim Mutlu Yazıları

Yeşim Mutlu
Yeşim Mutlu
Yazarın Profili
15.10.2026 13:17

Kapımızı çalan gerçek

Haber Detay Image

Dün yaşadığımız neydi? Her zaman olduğu gibi, olayların içinden geçtikten sonra anlıyor insan durumun vehametini. Günlerdir meteoroloji yağış ve fırtına konusunda uyardı. Buna rağmen doğanın kontrol edilemeyeceğini hepimiz biliyoruz. Kontrol edilebilecek olan biziz: imar planları, altyapı, kurumların hazırlığı. Ne var ki evdeki hesap çarşıya uymadı; bugün Google Haritalar'da "Batı İstanbul ili selleri" güncellemesini görüyoruz. Ekran başında içimizden geçen tek bir cümle var: "Yine mi?"

Evet, yine. Ve ne yazık ki bu "yine" kelimesi, hayatımızın en kanıksanmış ama en tehlikeli rutini haline geldi. Suda batan otomobiller, alt geçitlerde, binalarda mahsur kalan insanlar, iniş yapamayan uçaklar, caddelerde sürüklenen eşyalar ve ne yazık ki kaybettiğimiz insanlar… Hepsini daha önce gördük, hepsine daha önce şaşırdık. Sel artık doğanın ara sıra gösterdiği bir hışım değil, şehir yaşamının rutin bir parçası ve rutinleşen felaket, en tehlikelisi.

Bilim insanları yıllardır bas bas bağırıyor: hava ısındıkça, gökyüzü daha fazla nem tutuyor. Fiziğin temel kuralıdır; atmosferdeki her 1 derecelik artış, havadaki nemi %7 yükseltiyor. Yani artık eski usul tatlı sağanaklar bitti; gökyüzü üzerimize adeta kova doldurup boşaltıyor. IPCC raporları da aynı tabloyu çiziyor: sanayi öncesi çağda on yılda bir karşılaştığımız felaket yağmurlarını artık 1,3 kat daha sık yaşıyoruz, üzerimize düşen su miktarı ise %6,7 daha fazla. Sıcaklık 2 dereceye dayandığında ise bu felaketlerle 1,7 kat daha sık yüzleşeceğiz.

Su Basan Sokakları Kendimiz İnşa Ettik
Ama eğri oturup doğru konuşalım: sokağı basan suyu yalnızca iklim değişikliğiyle açıklayamayız. O suyu oraya biz hapsettik. Dere yataklarına imar izni verirken, toprağın nefes alacağı alanları betonla kaplarken, plansız büyüyen şehirlere onay çıkarken bu felaketin mimarlığını bizzat üstlendik. Doğa sadece hakkı olanı alıyor; biz ise her defasında dersine çalışmamış tembel öğrenciler gibi şaşkınlığa oynuyoruz.

Üstelik dert sadece yağmur da değil. Yazın basan o nefes aldırmayan sıcaklar artık gazete sayfalarında sıradan bir hava durumu haberi. Oysa klimasız evinde çaresizce oturan bir yaşlı ya da asfaltın sıcağında çalışan bir işçi için bu durum haber değil, doğrudan bir yaşam mücadelesi. Kışın ise atmosferin dengesi öyle bozuldu ki, kutup soğukları bir anlık sarsıntıyla güneye kayıyor ve kendimizi ocak ayının ortasında anlamsız bir dona teslim olmuş buluyoruz.

Fatura Sadece Binalara Kesilmiyor
Sel basan mahallede çamurlu evini temizleyen insanın iklim raporu okuyacak hali yok, doğru. Ama acı gerçek şu: o çamurlu ev ile uluslararası iklim raporları tam olarak aynı hikâyeyi anlatıyor.

Lancet'in araştırma verileri tabloyu net biçimde koyuyor ortaya: aşırı sıcaklar doğrudan kalbi ve ciğerleri hedef alıyor. 2050'ye kadar her yıl iklim krizine bağlı 250 bin fazladan ölüm yaşanacağı tahmin ediliyor.

Tarladaki durum da farklı değil. Bilim insanlarının hesabına göre, küresel ısınma olmasaydı bugün dünya sofralarındaki buğday %10 daha fazla olacaktı. Kendi ülkemizden biliyoruz; son yıllardaki kavurucu sıcaklar bazı bölgelerimizde meyve-sebze rekoltesini yarı yarıya düşürdü. Gelişmekte olan ülkeler ise yangını söndürecek tek bir hortum bile bulamadan, devasa bir uyum finansmanı açığıyla baş başa bırakılıyor.

UNEP'in açıkladığı 2025 Emisyon Açığı Raporu tek kelimeyle ürpertici: küresel emisyonlar 57,7 gigatonla tarihin rekorunu kırdı. Dünyayı yönetenler bugünkü politikalarıyla devam ederse 2,8 derecelik felaket bir ısınmaya doğru doludizgin koşuyoruz. O uluslararası zirvelerde süslü cümlelerle anlatılan "1,5 derece sınırı" ise ne yazık ki kâğıt üzerinde bir temenniden öteye geçemiyor.

Karbon emisyonlarını hızla kesmek ve şehirlerimizi bu büyük dalgaya karşı dirençli kılmak için elimizde tek bir gün bile kalmadı. Ertelediğimiz her gün, önümüze konan faturayı katlıyor.

Kapıyı çalan gerçek tam olarak bu. Ya biz aklımızı başımıza toplayıp kapıyı açacağız; ya da o kapı kırılıp içeri girerken altında kalacağız.

Yazarın Yazıları