Yeşim Mutlu Yazıları

Yeşim Mutlu
Yeşim Mutlu
Yazarın Profili
15.08.2026 11:07

Assos’ta bir can mücadelesi: Yardım etmek yerine neden kaydediyoruz?

Haber Detay Image

Kuzey Ege, son yıllarda giderek daha fazla ilgi görüyor. Taş sokakları, zeytinlikleri, gün batımları ve berrak deniziyle yaz aylarında yine çok hareketli. Soğuk denize alışkın olmayanlar bile bir süre sonra kendini bu sulara bırakıyor.

Her ne kadar Geyikli’de yaşıyor olsam da farklı yerleri keşfetmeyi ve yeni mekânlar denemeyi seviyorum. Assos da sık sık gittiğim yerlerden biri. Hatta haftada en az bir kez Assos’a yolum düşüyor. Bu nedenle bölgeyi sadece bir ziyaretçi olarak değil, uzun zamandır hayatımın bir parçası olarak görüyorum.

Hayatta bazı anlar var ki insanın etkisinden kurtulması kolay olmuyor.

Dün yeni açılan bir beach’teydim. Mis gibi denizin tadını çıkarırken birkaç metre ötede bir insanın boğulma tehlikesi yaşayacağını kim aklından geçirir ki?

Ne yazık ki dün tam da böyle bir anın içinde kaldım.

Ege’nin sakin görünen suyu, birkaç saniye içinde bir can mücadelesinin yaşandığı yere dönüştü. İşin en sarsıcı yanı neydi biliyor musunuz?

Suda bir insan boğulurken, kıyıda onlarca insanın refleks olarak sarıldığı ilk şey kurtarma ipi ya da can simidi değil, cep telefonlarının kameraları oldu.

Gözlerimin önünde bir can mücadelesi verilirken çevremdekilerin bu anı dondurup kaydetme telaşıyla ekranlarının arkasına çekilmesini kabullenemedim. O anın dehşetiyle sesimi yükseltmek, “Çekmeyin, kayıt almayın, yardım edin!” diye bağırmak zorunda kaldım.

İnsanların başkalarının en çaresiz anını bir “içerik” malzemesine dönüştürme hırsı, denizin tekinsizliğinden çok daha fazla acıttı içimi.

Hemen 112 Acil Çağrı Merkezi’ni arayıp durumu Sahil Güvenlik ve sağlık ekiplerine bildirdim. Şanslıydık ki beach’teki duyarlı birkaç kişinin çabasıyla o kişi denizden çıkarıldı.

Sahile ulaştığında, yuttuğu suyu kusarak çıkarmaya başladı. Sudan çıkarılan kişinin ilk andaki durumu ve akciğerlerine sıvı kaçıp kaçmadığının belirlenmesi büyük önem taşıyor. Nitekim gelen ambulans ekipleri, olası solunum komplikasyonları açısından kişiyi değerlendirmek üzere sağlık kuruluşuna yönlendirdi.

Olayın ardından ailesinin gözlerindeki o minnet ve sarılmaları hâlâ üzerimde. Ancak o teşekkürlerin arkasında, yaşananlara dair buruk bir his kaldı içimde.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve tıbbi kaynakların da belirttiği üzere, suda boğulma vakaları filmlerdeki gibi çığlık çığlığa yaşanmıyor. Boğulma, kişinin ses çıkaramadığı ve yardım istemekte zorlanabildiği son derece sessiz ve çaresiz bir süreç olabilir.

Yani suyun altındaki kişi konuşamayabilir, yardım isteyemeyebilir.

Peki ya suyun dışındakiler?

Onlar neden susup sadece izler ve kaydeder?

Sosyal medyanın hayatımızın merkezine oturmasıyla birlikte, yaşananlara müdahale etmek yerine onları kaydetmeye daha fazla alıştık. Trajik bir anı yaşamak veya birine el uzatmak yerine, o anın izleyicisi olmayı seçiyoruz.

Oysa o kameranın merceğinden bakarken unuttuğumuz şey şu: Ekranın diğer tarafında gerçek bir insan ve onun bir ailesi var.

Yazın o tatlı rehaveti size her şeyin bir senaryodan ibaret olduğunu düşündürtmesin. Deniz ne kadar cömertse, kuralları hiçe sayıldığında bir o kadar acımasızdır.

Ama en az deniz kadar tehlikeli olan bir şey varsa, o da başkasının felaketine ekran arkasından bakan duyarsızlığımızdır.

Sahildeki o kişinin hayata dönmesi büyük bir şanstı. Umarım bu olay kıyıdakiler için de bir ders olur.

Belki de artık kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:

Bir insan hayata tutunmaya çalışırken biz ne zaman yardım etmek yerine o anı kaydetmeye başladık?

Deniz elbet durulacak, dalgalar çekilecek ve Assos yine o sakin lacivertine bürünecek.

Ama o gün kıyıda yaşananları ve insanların telefonlarına sarılışını kolay unutacağımı sanmıyorum.

Çünkü hayat, izlediğimiz bir ekran değil.

Tam da o anda, tam da yanımızda yaşanan gerçek bir hayat.

Ve bazen yapmamız gereken tek şey, telefonu bırakıp el uzatmak.

Yazarın Yazıları