Kuzey Ege'nin benim için anlamı yalnızca bir tatil rotasından ibaret değil. Çanakkaleli olmamın verdiği aidiyet duygusu, çocukluğumdan bu yana bu coğrafyayla kurduğum bağı çok daha özel kılıyor. Pandemiyle birlikte İstanbul’dan uzaklaşarak köy evimi bir kaçış noktasına dönüştürmem bunun en güzel örneklerinden biri. Her fırsatta soluğu burada alıyor; Kuzey Ege'yi yalnızca ziyaret eden biri olarak değil, yaşamın doğal akışının bir parçası olarak deneyimleme fırsatı buluyorum.
Köyde geçirdiğim her mevsim bana aynı gerçeği hatırlatıyor: Bu coğrafyanın en büyük zenginliği gösteriş değil, sadelik. Doğaya saygılı yaşam anlayışı, özgün kimliğini koruyan yerleşimleri, doğal plajları, butik otelleri ve yerel işletmeleri, Kuzey Ege'nin ruhunu yaşatan en önemli değerler arasında yer alıyor.
Çanakkale'den Assos'a uzanan kıyıları yakından tanıyan biri olarak, bu coğrafyada keşfedilecek yeni hikâyelerin hiç bitmediğine inanıyorum. Uzun yıllar Bozcaada'yı yaşadım, yazdım; şimdi ise rotamı adanın karşı kıyısına çeviriyorum.
Bu röportaj serisinde, Kuzey Ege'nin yükselen turizm potansiyelini, gastronomisini ve geleceğini bölgenin değerlerini yakından bilen isimlerle konuşarak sizlere aktarmaya çalışacağım.
İlk durağımız Grape Hotel Beach Restaurant & Cafe'nin sahibi Erkan Üzümcü. Kendisiyle Kuzey Ege'de turizmin bugünü, değişen beklentiler ve bölgenin geleceği üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.
Erkan Bey, uzun yıllar Ege denildiğinde akla daha çok Bodrum, Çeşme ya da Alaçatı geliyordu. Son yıllarda ise Kuzey Ege bambaşka bir ilgi görüyor. Sizce bu değişimin temel sebebi ve sizi de bu bölgede yatırım yapmaya yönlendiren nedir?
Bence bu değişimin en belirgin sebebi, bölgenin İstanbul'a yakınlığı ve Ege'nin keşfedilmeyi bekleyen saklı bir incisi olması. Pandemiyle birlikte değişen yaşam alışkanlıklarımız, insanların tatil beklentisini de değiştirdi. Artık sadece eğlenmek değil; dinlenmek, sakinleşmek ve kalabalıktan uzaklaşmak istiyoruz. Uzun yıllardır yazlıkçı olarak çok bağlandığımız bu bölgenin daha fazla keşfedilmesine katkı sunmak da bizim en önemli hedeflerimizden biri oldu.
Artık insanlar beş yıldızlı otellerden çok hikâyesi olan, doğayla bağ kurabilecekleri yerleri tercih ediyor. Sizce pandemi sonrası değişen tatil alışkanlıkları butik işletmelere nasıl yansıdı?
Misafirlerin değişen beklentileri bizim gibi butik işletmeler için önemli bir fırsat doğurdu. İnsanlar artık büyük otel komplekslerinden ziyade, doğayla iç içe olabilecekleri, kültürel ve tarihi destinasyonları da keşfedebilecekleri deneyimlerin peşine düşüyor.
Eskiden insanlar yalnızca iyi bir otelde kalmak isterdi. Bugün ise gastronomiden sanata, yerel üreticiden deneyime kadar çok daha fazlasını arıyorlar. Sizce modern turizm artık ne satıyor; oda mı, deneyim mi, yoksa duygu mu?
Kesinlikle duygu, konfor ve kişiye özel hizmet.
Kuzey Ege mutfağı son yıllarda gastronomi tutkunlarının da radarında. Menünüzü oluştururken yerel üreticilerle nasıl bir bağ kuruyorsunuz? Bir tabağın gerçekten "Kuzey Ege ruhunu" taşıması için olmazsa olmaz nedir?
Bu konuya çok önem veriyoruz. Ezine'nin meşhur peynirlerini, domatesini ve yeşilliklerini doğrudan bölgedeki üreticilerden temin ediyoruz. Fabrikada işlenip dondurulan kırmızı et yerine bölgedeki bir mandırayla çalışıyoruz. Sofralarımıza gelen balıklar ise Egeli balıkçılarımızın emeğiyle tutuluyor. Grape mutfağının lezzet sırrı da tam olarak bu yerel bağdan geliyor.
Kuzey Ege hızla büyüyor. Ancak büyümek bazen doğayı ve kimliği de tehdit edebiliyor. Sizce bölgenin önümüzdeki on yıldaki en büyük sınavı ne olacak? Oteliniz bu geleceğin neresinde durmayı hedefliyor?
Geyikli bugün hâlâ oldukça bakir bir bölge. Önümüzdeki en büyük risk ise kontrolsüz artan nüfus. Çevreyi korumak adına üzerimize düşen her sorumluluğu almaya ve elimizi taşın altına koymaya hazırız.
Bugün turizm sektörüne yatırım yapmak ya da butik otel işletmeciliğine adım atmak isteyen genç girişimcilere ne tavsiye edersiniz? Bu işin en zor ama en keyifli tarafı sizce nedir?
Sanırım işin püf noktası, burayı sadece bir ticarethane olarak görmemek. Misafirlerinize kendi evlerindeymiş gibi hissettirmek, hijyene ve misafir memnuniyetine gerçekten emek vermek bu işin en önemli tarafı.
Yıllar sonra misafirlerinizin oteliniz için tek bir cümle kurmasını isteseniz, bu cümle ne olsun isterdiniz?
"Kendi evim gibi."
Son yıllarda sosyal medya birçok destinasyonu kısa sürede popüler hâle getiriyor. Sizce bu görünürlük Kuzey Ege için bir avantaj mı, yoksa bölgenin sakin kimliği açısından bir risk mi?
Her avantaj, beraberinde bazı riskleri de getiriyor. Ancak yerel yönetimler ve işletmelerin iş birliğiyle Geyikli'nin doğal yapısını koruyarak doğru şekilde gelişeceğine inanıyorum.
Kuzey Ege'nin Geleceği Doğru Korunmakta Gizli
Kuzey Ege bugün yalnızca deniziyle değil; zeytinyağıyla, gastronomisiyle, tarihi mirası ve sakin yaşam anlayışıyla Türkiye turizminin yükselen değerlerinden biri olarak öne çıkıyor. Ancak bu yükselişin sürdürülebilir olması, bölgenin doğal dokusunu ve yerel kimliğini koruyabilmesine bağlı. Geyikli gibi özgün karakterini büyük ölçüde muhafaza eden destinasyonlarda faaliyet gösteren işletmelerin en önemli sorumluluğu da tam bu noktada başlıyor.
Erkan Bey'in anlattıkları, butik otelciliğin artık yalnızca konaklama hizmeti sunmaktan ibaret olmadığını ortaya koyuyor. Misafirlerine kendilerini evlerinde hissedecekleri sıcak bir atmosfer sunmak, yerel üreticileri desteklemek ve doğaya saygılı bir anlayış benimsemek, yeni nesil turizmin temel yapı taşları arasında yer alıyor. Çünkü bir destinasyonu kalıcı kılan yalnızca doğal güzellikleri değil; o bölgenin ruhunu, kültürünü ve yaşam biçimini geleceğe taşıyabilmesidir. Kuzey Ege de bu değerlerini koruduğu sürece, önümüzdeki yıllarda keşfetme isteği uyandıran en özel rotalardan biri olmaya devam edecektir.










