Telefonu Elinden Alınca Neden Kıyamet Kopuyor?
“Birazdan kapatacağım.”
“Son videom.”
“Bir dakika daha.”
“Anne, ama herkes oynuyor!”
Ve o meşhur cümle:
“Telefonu şimdi kapat!”
Ardından ağlama, bağırma, pazarlık, öfke, kapıyı çarpma…
Bazen ebeveyn çocuğuna bakıp gerçekten şaşırıyor:
“Ben sadece telefonu kapatmasını istedim. Neden bu kadar büyük bir tepki verdi?”
Çünkü bazen mesele sadece telefon değildir.
Çocuğun elinden telefonu aldığınızda, aslında onun için oldukça güçlü bir ödül döngüsünü de bir anda durdurmuş olursunuz.
Özellikle kısa videolar, oyunlar, bildirimler ve hızlı içerikler beynin ödül sistemini sürekli yeni uyaranlarla besler. Her yeni video, yeni bölüm, yeni puan ya da yeni içerik çocuğun dikkatini yeniden yakalar.
Ve sonra siz:
“Tamam, bitti.”
dersiniz.
Beyin açısından bakıldığında ise o kadar kolay değildir.
Çünkü çocuk henüz “İstiyorum ama durabilirim” becerisini yetişkinler kadar geliştirmiş değildir.
Burada biraz nörobilime bakalım.
Beynimizin özellikle planlama, dürtüleri kontrol etme, davranışı durdurma, dikkatini yönlendirme ve uzun vadeli sonucu düşünme gibi becerilerinde önemli rol oynayan prefrontal korteks, çocukluk ve ergenlik boyunca gelişmeye devam eder.
Yani çocuk sadece “inat ettiği” için telefonu bırakamıyor olmayabilir.
Bazen gerçekten henüz kendi davranışını düzenleme kapasitesi gelişim aşamasında olduğu için zorlanıyor olabilir.
İşte tam burada ebeveynin rolü başlıyor.
Çünkü çocuk zaten kendi kendini tamamen düzenleyebilseydi, yetişkine bu kadar ihtiyaç duymazdı.
Çocuğa:
“Sen karar ver, ne kadar oynayacağını kendin belirle.”
demek kulağa demokratik gelebilir.
Ama gelişimsel olarak her zaman gerçekçi değildir.
Bir çocuğun henüz yeterince gelişmemiş olan özdenetim becerisini, bir yetişkinin dışarıdan yapılandırması gerekir.
Bunu başka bir örnekle düşünelim.
Çocuğunuzun karnı çok ağrıyor.
Hastaneye gitmeniz gerekiyor.
Çocuk ağlıyor:
“Ben hastaneye gitmek istemiyorum!”
“Doktordan korkuyorum!”
“Beni götürmeyin!”
Ne yaparsınız?
Çocuğun duygusunu anlarsınız.
Belki korktuğunu söylersiniz.
Belki sarılırsınız.
Belki onu sakinleştirmeye çalışırsınız.
Ama sırf ağlıyor diye:
“Tamam o zaman, gitmeyelim.”
demezsiniz.
Çünkü çocuğun o anki isteğinin, onun uzun vadeli yararından daha önemli olmadığını bilirsiniz.
Dijital sınırlar konusunda da benzer bir noktadayız.
Çocuk:
“Bir saat daha oynayacağım!”
diyebilir.
Ağlayabilir.
Bağırabilir.
Hatta size:
“Senden nefret ediyorum!”
bile diyebilir.
Ama çocuğun öfkelenmesi, koyduğunuz sınırın yanlış olduğu anlamına gelmez.
Çünkü çocuğun duygusunu kabul etmek başka, çocuğun istediği her şeyi kabul etmek başkadır.
Bence ebeveynlerin en çok zorlandığı yer tam da burası.
Çocuğunun üzülmesine dayanamıyor.
Ağlamasını görmek istemiyor.
Kriz çıkmasın istiyor.
Evde huzur olsun istiyor.
Ve sonunda:
“Tamam, son bir video.”
diyor.
Son video geliyor.
Ardından bir video daha.
Sonra bir tane daha…
Çocuk da aslında çok önemli bir şey öğreniyor:
“Yeterince ağlarsam, yeterince ısrar edersem sınır değişebilir.”
Bu noktada mesele artık yalnızca ekran süresi olmaktan çıkıyor.
Çocuk, sınırların nasıl işlediğini öğreniyor.
Oysa sağlıklı sınır, çocuğun hiç itiraz etmediği sınır değildir.
Sağlıklı sınır, çocuk itiraz etse bile yetişkinin sakinliğini koruyabildiği sınırdır.
Burada bir başka önemli noktayı da atlamamak gerekiyor.
Ekran yalnızca çocuk için değil, bazen ebeveyn için de bir rahatlatıcı haline gelebiliyor.
Çocuk sıkılıyor:
Telefon.
Çocuk yemek yemiyor:
Telefon.
Çocuk ağlıyor:
Telefon.
Yolculukta huzursuz:
Telefon.
Ebeveynin işi var:
Telefon.
Böylece ekran zamanla yalnızca eğlence aracı olmaktan çıkıp çocuğun duygularını düzenlemek için kullanılan bir araca dönüşebiliyor.
Ve çocuk her sıkıldığında, her öfkelendiğinde, her beklemek zorunda kaldığında ekran istiyorsa; aslında ona yalnızca ekran kullanmayı değil, sıkıntıdan kaçmayı da öğretmiş oluyoruz.
Oysa çocukların biraz sıkılması gerekiyor.
Bir süre beklemesi gerekiyor.
Kendi kendine oyun kurması gerekiyor.
“Canım sıkılıyor.” dediğinde hemen bir ekran açılmaması gerekiyor.
Çünkü beynin dikkatini sürdürme, beklemeye tahammül etme, dürtüyü erteleme, alternatif üretme ve kendi kendini düzenleme becerileri de kullanıldıkça gelişiyor.
Bu nedenle dijital sınır koymak, çocuğu cezalandırmak değildir.
Çocuğun henüz kendi başına sürdüremediği özdenetim becerisini bir süreliğine onun adına taşımaktır.
Tıpkı küçük bir çocuğun karşıdan karşıya geçerken elini tutmamız gibi.
Çocuğa:
“Sen zaten yolu biliyorsun, istediğin zaman geç.”
demeyiz.
Çünkü biliyoruz ki henüz bütün tehlikeleri değerlendirecek gelişimsel kapasiteye sahip değil.
Elini tutarız.
Zamanla bırakırız.
Dijital sınır da biraz böyledir.
Bugün ebeveyn koyar.
Yarın çocuk daha fazla sorumluluk almaya başlar.
Ama bunun olabilmesi için önce sınırın gerçekten sınır olması gerekir.
Peki ne yapabiliriz?
Öncelikle ekran sınırını kriz anında belirlemeyelim.
Çocuk telefonu eline aldıktan sonra:
“Beş dakika sonra kapat!”
demek yerine, kuralı önceden konuşalım.
“Ekran süren bittiğinde kapatacağız.”
Ve süre bittiğinde uzun pazarlıklara girmeyelim.
“Bir video daha.”
“Son bölüm.”
“Arkadaşım oynuyor.”
gibi cümlelerin her birine yeni bir müzakere açmak yerine, sakin ve tutarlı kalalım.
Çünkü çocuk için asıl öğretici olan şey bazen söylediğimiz cümleden çok bizim tutarlılığımızdır.
Ve belki de en önemlisi:
Çocuk ağladığında hemen sınırı kaldırmayalım.
Çünkü ağlamak, sınırın yanlış olduğunu göstermez.
Çocuk öfkelenebilir.
Hayal kırıklığı yaşayabilir.
Bize kızabilir.
Bunların hepsi onun duyguları.
Bizim görevimiz çocuğun hiç üzülmemesini sağlamak değil.
Üzüldüğünde o duyguyu taşımasına eşlik etmek.
Çünkü hayat boyunca her istediğimiz olmayacak.
Her eğlenceli şey istediğimiz kadar sürmeyecek.
Bazen bir şey bitecek.
Bazen bekleyeceğiz.
Bazen sıkılacağız.
Bazen “hayır” duyacağız.
Çocuğun bunlarla baş etmeyi öğrenmesi de en az akademik başarı kadar önemli.
Belki de ebeveyn olarak kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
“Çocuğumun o an mutlu olmasını mı sağlıyorum, yoksa gelecekte kendi kendini yönetebilen bir yetişkin olmasına mı yardım ediyorum?”
Çünkü ebeveynlik bazen çocuğun ağlamasını durdurmak değildir.
Bazen çocuğun ağlamasına rağmen doğru olan sınırı koruyabilmektir.
Ve telefonun ekranı kapandığında çıkan o büyük kıyamet, belki de çocuğumuzun kötü olduğunun değil; henüz kendi içindeki kontrolü bizim kadar iyi kuramadığının işaretidir.
Çocuğun yerine sonsuza kadar biz karar vermeyeceğiz.
Ama kendi kararlarını verebilecek beyin ve özdenetim becerileri gelişene kadar, bazı kararları onun adına taşımak bizim sorumluluğumuz.
Çünkü sınır koymak sevgisizlik değildir.
Bazen sınır, çocuğun henüz kendisine veremediği kontrolü ona ödünç vermektir.
Şerivan Demir
Uzman Psikolog










