Şerivan Demir Yazıları

Şerivan Demir
Şerivan Demir
Yazarın Profili
28.07.2026 01:17

Doğru İnsanı mı Arıyoruz, Yoksa Sonsuz Seçeneği mi?

Haber Detay Image

Hiç dikkatinizi çekiyor mu?

Eskiden insanlar "Hayatımdaki doğru insan nerede?" diye sorardı.

Şimdi ise daha ilginç bir soruyla karşılaşıyoruz:

"Bu kadar insanın içinde neden hâlâ yalnızım?"

Oysa seçenek hiç olmadığı kadar fazla.

Bir flört uygulamasına giriyorsunuz. Birkaç dakika içinde onlarca yeni insanla tanışabiliyorsunuz. Sosyal medya deseniz aynı. Geçtiğimiz günlerde marketlerde insanların alışveriş yaparken birbirleriyle tanışmasını amaçlayan uygulamalar bile gündem oldu.

İnsanlara ulaşmak hiç bu kadar kolay olmamıştı.

Peki birbirimize ulaşmak neden bu kadar zorlaştı?

Aslında bu tablo bize önemli bir gerçeği gösteriyor.

İnsanlar hâlâ sevmek ve sevilmek istiyor.

Değişen şey, bu isteğin kendisi değil.

Değişen, ona ulaşmaya çalıştığımız yollar.

Peki bunca seçeneğe rağmen neden doğru kişiyi bulmakta zorlanıyoruz?

İşte tam burada psikoloji ve nörobilim bize önemli ipuçları veriyor.

Beynimiz seçim yapmayı sever ama sınırsız seçeneklerle baş etmekte o kadar da başarılı değildir.

Psikolojide buna "Seçenek Fazlalığı Paradoksu" (Paradox of Choice) denir.

İlk bakışta çok seçenek özgürlük gibi görünür.

Oysa araştırmalar, seçenek sayısı arttıkça insanların daha mutlu değil, daha kararsız hâle gelebildiğini gösteriyor.

Çünkü beynimizin karar verme merkezi olan prefrontal korteks, her seçeneği tek tek değerlendirmeye çalışır.

"Ya daha iyisi varsa?"

"Ya biraz daha beklersem?"

"Ya yanlış kişiyi seçersem?"

Bir süre sonra seçenekler bizi özgürleştirmek yerine zihinsel olarak yormaya başlar.

Ve bazen çok seçenek...

Hiç seçim yapamamaya dönüşür.

Bir yandan biriyle konuşurken, diğer yandan zihnimiz başka ihtimalleri düşünmeye devam eder.

Artık yalnızca karşımızdaki insanı değerlendirmeyiz.

Henüz tanımadığımız olası insanları da düşünürüz.

Bu da ilişkilerin daha başlamadan yüzeysel kalmasına neden olabilir.

Bir başka önemli nokta ise beynimizin ödül sistemi dir.

Yeni biriyle tanışmak…

Yeni bir mesaj almak…

Yeni bir eşleşme görmek…

Bunların her biri beynimizde küçük dopamin salınımlarını tetikler.

Dopamin ise çoğu zaman sanıldığı gibi sevginin hormonu değildir.

Daha çok yeniliği, merakı ve arayışı destekleyen bir sistemdir.

Bu yüzden sürekli yeni insanlarla tanışmak kısa süreli heyecan yaratabilir.

Ama güven, bağlılık ve derin ilişki zamanla oluşur.

İlişkiler dopaminle başlayabilir.

Ama güvenle, emekle ve tekrar eden deneyimlerle derinleşir.

Elbette her ilişkiyi yalnızca seçenek fazlalığı açıklamaz.

Bazı insanlar yakınlaşmayı çok isterken, aynı zamanda yakınlaşmaktan korkabilir.

Çünkü bağ kurmak sadece birini seçmek değildir.

İncinme ihtimalini de kabul etmektir.

Belki de bu yüzden bazı insanlar doğru kişiyi bulamadıkları için değil, bağ kurmanın getireceği kırılganlıktan korktukları için ilişkileri yarıda bırakıyor.

Bir başka gerçek daha var.

Bugün birçok insan ilişki istemiyor değil.

Aksine, belki de hiç olmadığı kadar sağlıklı bir ilişki istiyor.

Ancak sosyal medya, kusursuz ilişki paylaşımları ve bitmek bilmeyen karşılaştırmalar beklentilerimizi de değiştiriyor.

Artık sadece bir insanla tanışmıyoruz.

Onun dijital kimliğiyle, geçmişiyle, takipçileriyle ve bazen hiç tanımadığımız hâliyle de ilişki kurmaya çalışıyoruz.

Gerçek insan ile zihnimizde oluşturduğumuz ideal insan arasındaki mesafe büyüdükçe, tatmin olmak da zorlaşıyor.

Peki ne yapabiliriz?

Belki de önce şu soruyu kendimize sormalıyız:

Gerçekten doğru insanı mı arıyorum, yoksa kusursuz insanı mı?

Çünkü kusursuz insan yok.

Ama birlikte büyüyebileceğimiz, konuşabileceğimiz, anlaşabileceğimiz ve emek verebileceğimiz insanlar var.

Belki de bugün ihtiyacımız olan şey daha fazla insan tanımak değildir.

Bir insanı gerçekten tanımaya cesaret edebilmektir.

Çünkü sevgi, sürekli yeni seçenekler ararken bulunmaz.

Sevgi, iki insanın tüm seçeneklere rağmen birbirini seçmeye devam ettiği yerde büyür.

Belki de günümüzün en büyük sorunu doğru insanı bulamamak değildir.

Doğru insanı bulduğumuzda, onda kalabilecek sabrı ve cesareti giderek kaybediyor olmamızdır.


Şerivan Demir
Uzman Psikolog

Yazarın Yazıları