Bilirsiniz ki, eğitim birçok faktörün olduğu, parametrik olan bir bütündür. Bir unsuru ardından gelen eğitimin diğer ayağı insanlığın geleceğine açılan kapıdır. Ülkemizde güncelde uygulanan Maarif Modeli, insanın varlıksal bütünlüğünü esas alan, bireysel gelişimini ruh ve beden boyutlarını içeren bütüncül bir bakış açısına dayanır. Bu model, öğrencilerin zihin gelişimlerinin yanı sıra beden ve duygu yönünden de gelişmelerini amaçlamaktadır. Böylece öğrencilerin zihin gelişimlerinin yanı sıra beden ve duygu yönünden de gelişmelerini amaçlamaktadır. Beden insanın fizyolojik yapısını, ruh ise sezgiselliğini ifade eder. Ruh, insanın özü kabul edilir. Öyle ki, özde varolan büyük bir evrenin gerçekliğini taşır.
Yaratımda ahlak-etik dışı-değişken-muğlak bilgi yoktur. İnsanlarda ruh bütünlüktür. Zihin beynin çıktısıdır, zekanın, aklın içinde var olduğu evrendir. Beden ise görünendir, taşıyıcıdır. İdeal eğitim sistemleri ise ruh zihin beden bütünlüğünü sağlamak ve onu dengede tutmak için vardır. Bunun için "bütünsellik" (completeness/wholeness), etkin öğrenme için çekirdektir, nüvedir.
"Bütünsellik" yeni bir felsefe gibi görünmesine rağmen evrenin yasası gibi ve milyonlarca yıldır bizimledir. Bütünsellik, evrene ve doğaya ve insana yeni bir bakışla yaklaşıyor, kendi başına bir dünya olduğunu sanan insanlığın önüne de "birliktelik" kültürünü koyuyor. İnsan beyni, tüm evrenle zihinsel, fiziksel, duyusal bir bağlantıya sahip. O, kainatın bir parçası gibi, bir ağacın ve yaprağın veher şeyin…
Başından beri takip ettiğim Türkiye'nin önde gelen eğitim habitarlarından Sürdürülebilir Eğitim Sempozyumunun da ana teması "Bütünsellik: Ruh – Zihin – Beden" olunca bu konu üzerine bir şeyler yazmak istedim.
...
Bütünsel" insan mı arıyoruz? Eğitimle ruhu, zihni, bedeni birleştirmek!
Eğitim dediğin nedir ki? Bir kağıt parçası, bir diploma, bir meslek edinme yarışı mı? Yoksa insanı parçalara ayırıp, sadece beyni doldurmak mı? Hayır, efendim! Eğitim, ruhu, zihni ve bedeni bir araya getirmezse, sürdürülebilir falan olmaz, sadece geçici bir illüzyon olur. Bugün dünya, iklim krizleriyle, ruhsal çöküntülerle, bedenleri hasta eden stresle boğuşurken, biz hala eski usul eğitimle mi devam edeceğiz? İnsan evrenin bir parçası, bir ağaç gibi, bir nehir gibi, ama kendini ayrı sanıyor. Bütünlük olmadan, eğitim de çöker, insan da. Peki, eğitim bu bütünlüğü nasıl sağlar? Teorik olarak tartışalım istedik bu konuyu.
Antik bir bilge ve unutulmuş bir orman
M.Ö. 500'lü yıllar. Hindistan'ın derin ormanlarında, bir bilge var, adı Gautama. Biz onu Buda olarak biliyoruz. Kendisi, sarayda büyümüş, her türlü lüks içinde, ama bir gün dışarı çıkıp yaşlılık, hastalık, ölümle karşılaşınca sarsılmış. Sarayı terk etmiş, ormana çekilmiş. Ormanda meditasyon yapıyor, bedeni açlıkla sınanıyor, zihni sorularla dolup taşıyor, ruhu arayışta. Günler, aylar geçiyor. Bir ağacın altında otururken, aydınlanma geliyor: Her şey bağlı, acı döngüsü var, ama kurtuluş da bütünlükte.
Şimdi hayal edin: Buda, ormanda tek başına. Önce bedeniyle uğraşıyor, açlık çekiyor, zayıflıyor. Sonra zihniyle: Düşünceler fırtına gibi, geçmiş pişmanlıklar, gelecek kaygılar. Ruh ise boşlukta, anlam arıyor. Ama hepsini birleştirince, nirvana'ya ulaşıyor. Orman halkı, köylüler geliyor, onu dinliyor. Buda, onlara diyor ki: "Dengeyi bulun, meditasyonla zihni sakinleştirin, bedeni sağlıklı tutun, ruhu besleyin." Ve böylece bir öğreti doğuyor, binlerce yıl sürüyor.
Ama ya modern insan? Eğitim sistemlerimizde ne var? Sınıflarda oturup ezber yapmak, sınav stresiyle bedeni hasta etmek, ruhu unutmak. Buda'nın ormanında olsak, belki bir ağaç altında yoga yapar, meditasyonla zihni açar, doğayla bağlantı kurardık. İşte bütünsel eğitim bu: Ruh-zihin-beden birliğini sağlamak. Araştırmalara göre, holistic education denen şey, çocuğu sadece kitapla değil, duygusal, fiziksel, spiritüel gelişimle büyütüyor. Mesela, bazı okullarda mindfulness dersleri var, yoga seansları, doğa yürüyüşleri. Çocuk bedeni hareket ediyor, zihni odaklanıyor, ruhu huzur buluyor. Sürdürülebilir mi? Elbette, çünkü böyle yetişen insan, çevreyi mahvetmez, kendini tüketmez.
Mantıksız ve Parçalanmış Eğitim
Burada olan şey, parçalanmışlığın zirvesi! İnsanı bölen eğitim, onu irrasyonel kılar. Önyargılarla dolu zihin, hasta beden, boş ruh. Neden mi? Bilgi eksikliği, duygusal ihmal, spiritüel boşluk. Oysa bütünlük, evrenin yasası. İnsan beyni, kainatla bağlı; bir yaprak düşse hisseder, ama şehirde beton arasında unutur. Eğitim, bunu hatırlatmalı. Contemplative education diyorlar, meditasyonla öğrenmeyi entegre etmek. Faydaları? Duygusal zekâ artar, yaratıcılık patlar, stres azalır. Sürdürülebilir eğitim için vazgeçilmez.
Peki, insan bu bütünlüğü arar mı? Bugün insanlar, hızlı başarı peşinde, ruhu ihmal ediyor. Gerçekten korkuyorlar, çünkü bütünlük sorumluluk getirir: Kendine, doğaya, topluma. Bu yüzden magazine, sosyal medyaya kaçıyorlar. Ama eğitim, bunu değiştirebilir. Bir okul düşünün: Sabah yoga, öğlen felsefe tartışması, akşam doğa projesi. Çocuk, bedeniyle güçlü, zihniyle keskin, ruhuyla huzurlu olur. Araştırmalar gösteriyor, böyle eğitim alanlar, hayatta daha dirençli, çevreye duyarlı.
Bütünlük, iyi bir tohum mu?
Bütünlük, iyiliğin köküdür. Parçalanmış insan kötülük yapar, çünkü dengesiz. İyilik ise, ruh-zihin-beden armonisiyle gelir. Düşmanınıza bile empatiyle yaklaşmak, bedenini sağlıklı tutmak, zihnini açık tutmak. "İyilik, ters dönmüş kaplumbağayı düzeltmektir," der bir bilge. Karşılık beklemeden. Eğitim, bunu öğretmeli: Kolektif bütünlük. Birimizin dengeli olması yetmez, hepimiz olmalıyız. Tagore'nin dediği gibi, "Tohum olmak, kendi ağacını görememektir." Eğitim, tohumu eker, ama meyveyi göremeyebilir. Yine de yapar. Bütünsel eğitim, insanı yatırım gibi görmez, insanlık için yapar. Hırslı, parçalanmış insan kendini yok ederken, bütünlük arayan kurtulur.
Bilgi Notu:
Eğitimin, insanın ve toplumun geleceğine dair en güçlü fikirlerin buluştuğu ve İyi Bir Eğitim Platformu tarafından düzenlenen sempozyumda akademiden sanata, psikolojiden spora, ilham verici isimler var. 11-12-13 Kasım, Antalya – Granada Luxury Belek'te yapılacak sempozyumda Oylum Talu'nun moderatörlüğünde; Prof. Dr. İrfan Erdoğan, Güven İslamoğlu, Prof. Dr. Kemal Sayar, Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak, Şermin Yaşar, Tamer Levent ve Murat Murathanoğlu, üç gün boyunca bilgi, sanat ve ilhamı aynı sahnede olacak, eğitimde, kültürde ve insan gelişiminde bütünsel bakış açısını ele alacak. Bu gönüllü programı ilgiyle izleyeceğim.









