Ticari hayatlarını bir şekilde kısmen veya tamamen ayıran ortakların ya da aile bireylerinin ticari hayatta yeniden bir araya gelmeleri mümkün olabiliyor. Bazen birilerinin de araya girmesi ile bu birliktelik kısmi veya daha kapsamlı bir işbirliği şeklinde gerçekleşebiliyor.
Özellikle aile şirketlerinde, ayrılan ortakların yeniden bir araya gelmesi diğer ortaklıklara göre daha sık yaşanabiliyor. Çünkü aile bağları, ticari ayrılıklara rağmen ortak bir zeminin yeniden oluşturulmasına imkân sağlayabiliyor.
Geçenlerde bir aile şirketinde, kardeşlerin aralarının düzelmesi ve yeniden bir araya gelme ihtimalleri konuşulmaya başlayınca benim de fikrime müracaat edildi. Benim önerim, doğrudan yeniden tam bir ortaklığa dönmekten ziyade, öncelikle üretimde bir birliktelik oluşturulması ve bu birlikte yürüyüşün kurumsallaştırılması yönündeydi. Bu sürecin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi halinde ise belirli bir deneme süresinin ardından daha kapsamlı bir ortaklığa gidilebileceğini düşündüm.
Buradaki temel düşüncem şuydu: Geçmişteki yaşanmışlık ve tabi ki hataları da dikkate alıp, belli bir deneme süresinden geçerek oluşturulan işbirliği, doğrudan kurulan bir ortaklığa göre daha sağlam ve kalıcı olabilir.
Çünkü ayrılık sürecinde kötü tecrübeler yaşamış ortaklar yeniden bir araya gelseler bile geçmişte yaşananları tamamen silmeleri oldukça zor olacaktır. Güvenin yeniden oluşması, eski alışkanlıkların değişmesi ve kurallı çalışma düzeninin taraflar tarafından benimsenmesi zaman alabilir. Bu nedenle bazı durumlarda deneme süreli işbirlikleri veya ortaklıklar, kalıcı birliktelikler için iyi bir başlangıç olabilir.
Üretimde, satışta ve satın almada güç birliği oluşturularak yeniden birlikte çalışma modelleri denenebilir. Bu birlikteliklerden olumlu sonuçlar alınması halinde, daha sürdürülebilir bir yapı oluşturularak ortaklığa devam edilebilir.
Ancak ortakların ticari hayatlarını yeniden bir arada sürdürmelerine yönelik ortaklık modelinin tüm ayrıntılarıyla iyi kurgulanması gerekir. Önceki ortaklık döneminden ders çıkarılmalı; aynı sorunların yeniden yaşanmaması için gerekli kurallar belirlenmeli ve yazılı hale getirilmelidir. Böylece yeni ortaklık, sadece iyi niyete değil, üzerinde anlaşılmış açık bir çalışma düzenine ve birlikte belirlenen kurallara dayanmalıdır.
Örneğin, önceki ortaklık döneminde ortakların kendilerini birbirlerine fazla bağımlı hissetmeleri bir problem olmuşsa, yeni işletme yönetiminde ortakları hem maddi hem de yönetsel açıdan daha bağımsız kılacak formüller geliştirilebilir. Böylece geçmişte çatışmaya neden olan alanlar ortadan kaldırılabilir.
Kısacası, tek başına çalışırken sahip olunan bazı düzenlerden ve bağımsızlık alanlarından vazgeçmeden ortaklığa devam edebilmenin yöntemi bulunabilirse, eski ortakların yeniden birlikte yol almaları mümkün olabilir.
Çünkü ortaklıkları bitiren sorunların önemli bir bölümü doğrudan iş ile ilgili işlemlerden kaynaklanmayabilir. Asıl sorun bazen ortakların bireysel alışkanlıkları, davranış biçimleri, yönetim anlayışları veya birbirlerinin alanlarına müdahale etmeleridir. Bu sorunlar doğru bir sistemle ortadan kaldırıldığında, daha önce yürümeyen bir ortaklığın yeniden yürümesi mümkün hale gelebilir.
Bu nedenle yeniden kurulacak düzenin, geçmişte olduğu gibi her şeyin tek bir çatı altında birbirine karıştığı bir yapı olması gerekmiyor. Tam tersine, ortak alanların net olarak belirlenmesi, ortakların bağımsız hareket edecekleri alanların ise birbirinden ayrılması daha sağlıklı bir model oluşturabilir.
Belki de yeniden ortak olmanın en önemli şartı, geçmişi unutmaya çalışmak değil; geçmişte yaşananlardan ders çıkararak aynı sorunların tekrar yaşanmayacağı yeni bir düzen kurmaktır.
Çünkü bazen mesele, insanların yeniden bir araya gelip gelememesi değil; yeniden bir araya geldiklerinde nasıl bir düzen içerisinde birlikte yaşayabileceklerini bulabilmeleridir.










