Uzun süredir tanıdığım ve bir dönem işletmesine danışmanlık desteği verdiğim bir dostumla geçenlerde yeniden bir iş birliği yapma konusunda görüştük. Kendisi, yönetsel açıdan desteğe ihtiyaç duyduğunu ifade etti. Ancak son yıllarda birçok farklı alanda danışmanla çalıştığını ve bu iş birliklerinin hiçbirinin uzun süreli olmadığını bildiğim için teklifine temkinli yaklaştım. Önerisini tamamen reddetmeden bazı konularda kendisine tavsiyelerde bulundum.
Burada üzerinde durmak istediğim konu, tıbbi bir rahatsızlıktan kaynaklanan fikir değişikliği değil; işletme yönetiminde sıkça karşılaşılan kararsızlık ve alınan kararları sürekli değiştirme alışkanlığıdır.
Şirketimizle ilgili bir konuda bu hafta aldığımız kararı, birkaç gün sonra başka bir yerde duyduğumuz farklı bir görüş nedeniyle kısmen veya tamamen değiştirmek, uygulamayı geciktirebilir. Bu durum, işletmelerde zaman ve kaynak kaybına, verimliliğin düşmesine ve çalışanların karar alma süreçlerine olan güveninin azalmasına neden olabilir.
Oysa bir konuyu yeterince analiz etmek, ilgili kişilerle istişarede bulunmak, karar vermek ve kararı uygulamaya geçirmek çoğu zaman en doğru yaklaşımdır.
İstişare Elbette Önemli
Konu hakkında bilgi ve deneyim sahibi kişilerle görüşmek, farklı fikirleri değerlendirmek ve sonunda bir kanaate vararak uygulamaya geçmek, bir yöneticinin sahip olması gereken temel özelliklerdendir.
Ancak istişarenin de bir sınırı olmalıdır. Aynı konuyu sürekli farklı kişilerle değerlendirmek, bir sonuca ulaşamamak ve alınan kararları devamlı değiştirmek yönetim sistemini tıkar. Böyle bir yaklaşım, zaman kaybına ve verimsizliğe yol açarken çalışanların da hangi karara göre hareket edecekleri konusunda tereddüt yaşamalarına neden olur.
İstişarenin amacı, karar vermeyi zorlaştırmak değil, daha doğru kararlar alınmasını sağlamaktır.
Kararsız Kalmak ve Ani Kararlar Vermek
Örneğin, bir işletmede yeni bir üretim bandı kurulması planlanıyorsa öncelikle bu konuda uzman üç veya dört kişiyle görüşmek, teklifler almak ve alternatifleri belirli ölçütlere göre değerlendirmek gerekir. Ardından elde edilen bilgiler ışığında bir karar verilmeli ve uygulamaya geçilmelidir.
Bunun yerine çok fazla kişinin görüşüne başvurup değerlendirme sürecini uzatmak, ardından zaman baskısı nedeniyle aceleyle karar vermek, yatırımın başarısız olmasına veya beklenen verimin elde edilememesine yol açabilir.
Burada önemli olan, ne yeterince düşünmeden karar vermek, ne de karar vermeyi sürekli ertelemektir. Doğru yaklaşım; yeterli bilgi toplamak, seçenekleri değerlendirmek, karar vermek ve yeni, somut bir bilgi ortaya çıkmadıkça kararı gereksiz yere değiştirmemektir.
Kararlarını sürekli değiştirmesi nedeniyle hem kendisi hem de işletmesi zarar gören kişilerin bu davranışlarının nedenlerini değerlendirmesi ve gerektiğinde profesyonel destek alması da yararlı olacaktır. Özellikle bu durum işletmenin yönetiminde ciddi aksamalara neden oluyorsa, karar alma süreçlerinin yeniden yapılandırılması önem taşır.
Fikirlerimizi Değerlendirelim, Kararlarımızı Uygulayalım
Elbette hiç kimse, özellikle de şirket sahipleri ve yöneticiler, sabit fikirli olmamalıdır. Yeni bilgilere, farklı görüşlere ve değişen koşullara açık olmak gerekir. Ancak sabit fikirli olmamak ile her duyduğumuz yeni görüş doğrultusunda karar değiştirmek aynı şey değildir.
Bir yönetici, farklı görüşleri dinlemeli, bunları analiz etmeli ve kendi değerlendirmesini yapmalıdır. Ardından kararını vererek uygulamaya geçmeli, sonuçları takip etmeli ve gerektiğinde somut veriler doğrultusunda düzeltmeler yapmalıdır.
Unutmayalım ki işletmelerde başarı yalnızca doğru kararlar almakla değil, alınan kararları zamanında ve kararlılıkla uygulamakla da mümkündür. İş işten geçtikten sonra kararı uygulamanın da bir anlamı kalmayacaktır.










