İşyerinde hangi pozisyonda olursak olalım, işlerimizi yürütürken veya yöneticilik yaparken gönül rahatlığıyla hareket edebilmeliyiz. Yaptıklarımızdan dolayı pişmanlık duymuyor, vicdanımızla baş başa kaldığımızda kendimizi huzurlu hissediyorsak doğru bir yolda olduğumuzu söyleyebiliriz. Aksi durumda durup kendimizi sorgulamamızda fayda vardır.
Danışmanlık yaptığım işletmelerde, yaptıklarından dolayı huzursuzluk duyan kişilerle konuştuğumda bu durumu beden dillerinden ve ifadelerinden kolaylıkla anlayabiliyorum. Böyle durumlarda kendilerine her zaman şu tavsiyede bulundum: “Vicdanınız rahat değilse ve içinizde olumsuz bir his varsa geriye dönüp davranışınızı değerlendirin. Mümkünse hatanızı düzeltin.”
Çünkü vicdanımızı rahatsız eden bir davranışı görmezden gelerek yaşamaya devam etmek, iç huzurumuzu zedeleyebilir ve zamanla başka sıkıntılara da yol açabilir.
İşini en iyi şekilde yapmaya çalışan, insanlarla iletişiminde yanlış anlaşılmaları önlemek için çaba gösteren ve sorumluluklarını yerine getiren kişiler, sonuç her zaman istedikleri gibi olmasa bile huzur bulabilirler. Bu nedenle başarıyı yalnızca çok para kazanmakla ölçmemeli, gönül rahatlığını da hayatın en büyük kazanımlarından biri olarak görmeliyiz.
Dini literatürümüzde de insanın vicdanını rahatsız eden davranışlardan uzak durmasına önem verilir. Bu yaklaşım, kararlarımızı değerlendirirken dikkate almamız gereken önemli bir ölçüttür. Bir davranış yasalara veya işletme kurallarına uygun olsa bile içimizde rahatsızlık uyandırıyorsa onu yeniden değerlendirmek gerekir. Şüpheli durumlardan uzak durmak, vicdanımızı rahatlatmanın yollarından biridir.
Mesleğim gereği binlerce kez değerlendirme yapmış, çalışanların işten ayrılmasına ilişkin kararlar vermiş biriyim. Bu kararların birçoğunu daha sonra kendi iç dünyamda değerlendirdiğimde, doğru karar verdiğimi düşünerek gönül rahatlığıyla uyudum. Ancak bazen zorunluluklar nedeniyle personel çıkarmak durumunda kaldığımızda vicdanımın rahatsız olduğunu da açık yüreklilikle söyleyebilirim. Bu deneyimler bana, alınan kararların sonuçları kadar insanın kendi vicdanıyla kurduğu ilişkinin de önemli olduğunu gösterdi.
Mağaza satış personeline verdiğimiz eğitimlerde de aynı anlayışı benimseriz. Çalışanlara her zaman, “Kendinizin gönül rahatlığıyla yiyip içmeyeceği veya giymeyeceği kusurlu ürünleri müşterilerinize satmayın, hatta teklif bile etmeyin.” deriz. Çünkü ticarette güvenilir olmak, yalnızca satış yapmakla değil, müşteriye karşı dürüst davranmakla mümkündür.
İnsan hangi işi yaparsa yapsın, elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışmışsa ve üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmişse, sonuç istediği gibi olmasa bile vicdanen huzurlu olabilir. Önemli olan, her zaman başarılı olmak değil, başarının peşinden giderken doğru bildiğimiz değerlerden vazgeçmemektir.
Aynı şekilde, evimize helal rızık götürmenin verdiği huzurla kaynağı belirsiz veya kul hakkı içeren bir kazancın getireceği huzursuzluk kıyaslanamaz. Kazancımızın bir bölümünü ihtiyaç sahipleriyle paylaşmanın insana verdiği manevi tatmini de unutmamak gerekir. Bazen başkalarının hayatına dokunmak, kendi hayatımızda elde ettiğimiz maddi kazanımlardan çok daha büyük bir mutluluk sağlar.
Gönül rahatlığı yalnızca iş hayatındaki davranışlarımızla da sınırlı değildir. Çevremize baktığımızda kırgın olduğumuz, hakkını teslim etmediğimiz veya helalleşemediğimiz insanlar varsa iç huzurumuzun eksik kaldığını hissedebiliriz. Yanlışlarımızı telafi etmeye çalışmak, gerektiğinde özür dilemek ve tövbe etmek bu açıdan önemlidir. Bazen de haklı çıkmak için ısrar etmek yerine hatamızı kabul etmek ve karşımızdakine hak vermek, gönlümüzdeki yükü hafifletir.
İnsanın zaman zaman kendisiyle baş başa kalıp geçmişini değerlendirmesi, eksiklerini ve yanlışlarını görmesi gerekir. Hatalarımızı kabul etmek ve mümkün olduğunca telafi etmek için hiçbir zaman çaba göstermekten vazgeçmemeliyiz.
İlerlemiş yaşına rağmen geçmişini huzurla değerlendirebilen bir insanın, büyük bir gönül rahatlığıyla “Elhamdülillah, ne güzel yaşamışım.” diyebilmesinin yerini hiçbir şeyin tutamayacağını düşünüyorum. Buna karşılık, geçmişinde telafi edemediği yanlışlıkların ve kırdığı insanların yükünü taşıyan biri için sonradan duyulan pişmanlık yeterli olmayabilir.
Öyleyse hayatımızı yalnızca ne kazandığımızla değil, nasıl yaşadığımızla da değerlendirelim. İnsanlara karşı dürüst olalım, sorumluluklarımızı yerine getirelim, hatalarımızı kabul edelim ve gerektiğinde gönül almayı bilelim.
Çünkü günün sonunda insanın başını yastığa koyduğunda huzurla uyuyabilmesi, sahip olduğu pek çok şeyden daha değerlidir.










