Zamanında başarıyı yakalayan bireyler ve işletmeler, kendilerini geliştirmeyi bıraktıkları takdirde rekabette geri düşmekte ve başarı sarhoşluğu tuzağına kapılmaktadır.
İşletmeler, geçmişte başarılı şekilde yaptıkları işleri “Biz bunu zaten iyi yapıyoruz.” anlayışıyla geliştirmemekte ve zamanla rekabette geri kalmaktadır. Bu durum bazen değişime dirençten, bazen de “Biz zaten iyiyiz.” düşüncesinden kaynaklanmaktadır. Nedeni ne olursa olsun; piyasa gelişirken yerinde sayan ve kendisini geliştirmeyen işletmeler, yarışta geri düşebilmektedir.
Müşteri beklentileri ve teknoloji sürekli değişirken, yerinde sayan ve baltasını bilemeyen işletmeler zamanla güç kaybetmekte; çok çalışmalarına rağmen rekabet avantajlarını yitirmektedir.
Hepimizin bildiği “ormanda odun kesme” metaforu aslında bu konuyu çok iyi özetlemektedir. Durmaksızın odun kesen bir işçi, günün sonunda çok yorulmasına rağmen daha az iş çıkarırken; belirli aralıklarla dinlenip baltasını bileyen başka bir işçi, daha az yorulmasına rağmen çok daha fazla odun kesebilmektedir. Bunun nedeni incelendiğinde, sadece sürekli çalışmanın yeterli olmadığı; gerekli durumlarda kullanılan araçların geliştirilmesi ve verimliliğin artırılması gerektiği görülmektedir.
Bir baklava üretim işletmesini düşünelim. Otuz yıllık geleneksel yöntemlerle hamur yoğurup üretim yapan bir işletme ile daha modern yöntemler ve makine alt yapısı kullanan rakibini karşılaştıralım. Modern yöntemleri ve teknolojileri kullanan işletme; daha az personel ve enerjiyle daha fazla üretim yapmakta, ürünlerini daha uygun maliyetle piyasaya sunabilmekte ve rekabette öne geçebilmektedir. Bu noktada işletmelerin tüm süreçlerini masaya yatırmaları, verimsiz alanları tespit etmeleri ve süreç iyileştirme çalışmaları yapmaları gerekmektedir. Aksi halde kör bir baltayla odun kesmeye devam eden ormancı gibi, çok çalışıp az sonuç alma riskiyle karşı karşıya kalabilirler.
Bu nedenle işletmeler; süreçlerini, insan kaynaklarını ve teknolojik altyapılarını sürekli gözden geçirmeli, gerekli iyileştirmeleri zamanında yapmalı ve etkin, verimli, sürdürülebilir bir yapı oluşturmalıdır.
Bireysel olarak ta; hayatın hengamesi ve koşuşturması içerisinde kendine zaman ayıramayan kişiler çok fazla yorulmalarına rağmen hayattan istedikleri tadı alamadıklarına şahit oluyoruz. Kendine ve etrafına zaman ayırarak hayata devam eden kişiler ise hem bedensel hem de zihinsel olarak daha dengeli bir yaşam sürdürebilmekte, yaşamın küçük güzelliklerinden keyif alabilmekte ve ilişkilerini daha sağlıklı şekilde yönetebilmektedirler.









