Umarım sizler 14 Şubat Sevgililer Gününü badiresiz atlatmışsınızdır. Özellikle yalnızlara dönük toplumsal baskının tavan yaptığı böyle bir günde, evinden çıkmayanından, telefonunu kapatanına, türlü türlü örnekler duymuşsunuzdur.
Özellikle bu günde, her yerde vıcık vıcık kırmızı kalp klişelerinden, gülle başlayıp ayıcıklarla, tek taşlarla her yer kichlerle doldu.
Bir insanı sevmek böyle olmamalıydı diye düşünüyorum, böylesi ezberden, böylesi özensiz, böylesi tekdüze, böylesi kalıplara sığınmamalıydı.
Kalp, mum, tektaş, romantizm vs.. Sevgiliniz var ya da yok bu kadar kendi olmamaya çabalamamalı, kendi olmamaktan korkmamalıydı insan.
Herkes duayen, herkes uzman kesildi. Siz de benim gibi muzdaripseniz bu durumdan, sizde de artık kimsenin inandırıcılığı kalmamıştır.
Özellikle çeşitli sosyal ağlarda her biri kendi hesabı üzerinden ‘en’ pazarlamacısı olmuş argo ifadeyle piyasa yapmaya, imaj oluşturmaya çalışıyor.
Ne izlesem diye baksanız, film eleştirmeni çok, çakması bol orijinali yok. Ne okusam diye gezinseniz maşallah kitap kurdundan geçilmiyor ortalık ama okutanı çok ama okuyanı yok.
Gurmeler mi dersiniz yoksa şefler mi? İki tur yapıp turist rehberi geçineni mi yoksa evinde pineklerken idealize ettiği tembelliğine ortak arayanı mı?
Azıcık mütevazi olmak kimsenin aklına gelmez, azıcık sussam mı diye düşünmeyi kendine yediremez. Yeni yetme ergenlerden, kelli felli dede sıfatında sülfüriklenene kadar her kuşaktan insan bulursunuz. Sizi çağıran, peşinden sürüklen diye ağız dolusu iddialarla, yapay zekadan devşirdiği malumatlarla sosyal medya şeyhliğine soyunan ne çok insan var.
Kimi film eleştirmeni, kimi psikolog, kimi sosyolog geçinir. Kimi ilişki uzmanı, kimi aile danışmanı kimi de din alimi kesilir. Mürit avında herkes.
128 kilobaytlık bellekleriyle, iki sayfa kitap yalayan edebiyat eleştirmeni, birkaç saniye görüntü çekeni film yönetmeni kesilir de siz de ciddiye alıyorsanız vay halinize.
Her birimiz kendini derya sanır da sularında yüzmeye çağırır, serinlemek açılmak sınırlarını genişletip uzak denizlerde dalgalarda sörf yapmak isteyeni.
Emek yok, sabır yok, beceri yok, nitelik desen o hiç yok.
Ya tutarsa diye herkes içerik üreticisi herkes yoldaş arar ama yolu bilen yok. Öyle bir tembellik ki yolu yürümeye mecali yok ama yol yürüsün ayaklarının altında diye bekler.
Eskiden öyle miydi? Değildi; kitap dergileri, sinema dergileri vardı. Sanat bültenleri layık olana yer verirdi. Zaman kısıtlı söz sınırlıydı. Okudukların, izlediklerin, duydukların değerdi.
Şimdi ortalık, enlerden ve encilerden geçilmiyor.









