Dışarıdan bakınca oda seçimlerinde her şey demokratik görünüyor.
Sandık var.
Oy var.
Adaylar var.
Seçim var.
Fakat sandığın bulunması tek başına demokrasi için yeterli değildir.
Önemli olan her oyun temsile ne kadar yansıdığıdır.
Ticaret ve sanayi odalarının seçim sistemi hukuka uygundur. Ancak bu sistemin temsil adaleti tartışmalıdır. Çünkü küçük oy farkları, büyük temsil sonuçları doğurabilmektedir.
Yüzde 49 Temsilsiz Kalabilir
Bir meslek grubunda iki liste yarışıyor.
Biri yüzde 51, diğeri yüzde 49 oy alıyor.
Mevcut sistem, oyları listeler arasında oransal olarak dağıtmıyor. Blok liste yarışında küçük bir farkla öne geçen taraf, komite ve meclis üyeliklerinin tamamını kazanabiliyor.
Yüzde 49 oy alan liste ise hiç temsil edilemeyebiliyor.
Bu durumda sandık çalışıyor.
Fakat temsil adaleti çalışmıyor.
Meclise farklı görüşler giremiyor. Muhalefet zayıflıyor. Yönetimi denetleyecek denge oluşmuyor.
Üye Başkanı Doğrudan Seçmiyor
Oda üyeleri yönetim kurulu başkanına doğrudan oy vermiyor.
Önce meslek komitesi ve meclis üyeleri seçiliyor.
Daha sonra oda meclisi, kendi üyeleri arasından yönetim kurulu başkanını ve yönetim kurulunu belirliyor.
Yani üyeler başkanı değil, başkanı seçecek meclisi seçiyor.
Bu nedenle başkanlık yarışı, bütün üyelerin doğrudan desteğinden çok mecliste çoğunluğu kurma hesabına dayanıyor.
Bu sistem hukuka uygundur.
Ama doğrudan demokrasi değildir.
Üye tercihi ile başkanlık makamı arasına bir temsil kademesi koymaktadır.
Borç, Sandığın Önüne Geçiyor
Aidat borcu nedeniyle üyeliği askıya alınanlar, borçlarının tamamını ödemedikçe seçmen listesine giremiyor.
Borç zamanında ödenirse seçmen listesine yeniden girilebiliyor.
Bunun hukuki gerekçesi açıktır: Yükümlülüğünü yerine getiren üye, yönetimde söz sahibi olsun.
Ancak ekonomik kriz dönemlerinde başka bir gerçek ortaya çıkıyor.
Borçlu küçük işletme yalnızca ödeme güçlüğü yaşamıyor. Aynı zamanda temsil hakkını da kaybedebiliyor.
Böylece ekonomik güç ile seçimlere katılım arasında doğrudan bir bağ kuruluyor.
Bu bağın demokratik sonuçları tartışılmalıdır.
Her Aday Aynı Çizgiden Başlamıyor
Görevdeki yönetim dört yıl boyunca üyelerle temas kuruyor.
Toplantılarda yer alıyor.
Etkinliklerde görünüyor.
Kurumu temsil ediyor.
Bu görevlerin tamamı yasaldır. Ancak görevde bulunmak doğal bir tanınırlık avantajı yaratmaktadır.
Rakip adayların üyelerle aynı ölçüde iletişim kurması ise kolay değildir.
Kişisel verilerin adaylara dağıtılması elbette doğru olmaz. Fakat oda, bütün adaylara eşit ve tarafsız iletişim imkânı sağlayabilir.
Aday tanıtım toplantıları düzenlenebilir.
Programlar oda kanallarından eşit biçimde duyurulabilir.
Üyeler, bütün seçenekleri karşılaştırabilir.
Eşit seçim yalnızca sandık kurmak değildir. Adayların sesini eşit biçimde duyurabilmesidir.
Komiteler Seçimin Haritasıdır
Hangi işletmenin hangi meslek grubunda yer aldığı teknik bir konu gibi görünür.
Oysa bu sınıflandırma seçim sonuçlarını doğrudan etkiler.
Benzer sektörlerin nasıl gruplandırıldığı, temsil gücünü artırabilir veya azaltabilir.
Bu nedenle meslek grupları açık ve nesnel ölçütlerle oluşturulmalıdır.
Üyeler süreç hakkında bilgilendirilmelidir.
İtiraz yolları kolaylaştırılmalıdır.
Şeffaflık, kuşkuyu azaltır.
Değişim İçin Ne Yapılabilir?
Çözüm zor değil.
Başkanın doğrudan üyeler tarafından seçilmesi tartışılabilir.
Meslek komitelerinde nispi temsil uygulanabilir.
Bütün adaylara eşit tanıtım imkânı verilebilir.
Seçim süreçleri sadeleştirilebilir.
Üyeler hakları konusunda zamanında bilgilendirilebilir.
Gerekli yasal ve teknik güvence sağlanırsa elektronik oy seçeneği değerlendirilebilir.
Bunlar sistemi zayıflatmaz.
Tam tersine, odaların temsil gücünü artırır.
Mevcut sistem yönetimde istikrar sağlayabilir. Fakat istikrar, değişimin önünü kapatan bir yapıya dönüşmemelidir.
Çünkü odalar birkaç kişinin yönettiği kapalı yapılar değildir.
Binlerce işletmenin ortak kurumudur.
Sandık kurmak önemlidir.
Ama yeterli değildir.
Gerçek demokrasi, yalnızca oy vermek değil; verilen oyun yönetime yansıdığını görebilmektir.










