Doç. Dr. Serdar Samur Yazıları

Doç. Dr. Serdar Samur
Doç. Dr. Serdar Samur
Yazarın Profili
02.08.2026 09:47

Boş Zamanımız mı Var, Yoksa Boşaltılmış Hayatlar mı Yaşıyoruz?

Haber Detay Image

Bugün size basit bir soru sormak istiyorum.

En son ne zaman gerçekten hiçbir şey yapmadınız?

Telefonunuza bakmadan… Bir bildirim sesi duymadan… Bir yere yetişmeye çalışmadan… Sadece oturup düşündünüz.

Hatırlamak kolay değil.

Çünkü artık hayatımızdaki en kıt kaynak para değil, zaman da değil.

Dikkat.

Ve dikkatimiz, farkında olmadan her gün biraz daha başkalarının kontrolüne giriyor.

***

TÜİK’in 2025 Zaman Kullanım Araştırması bu değişimi rakamlarla ortaya koyuyor.

On yıl önce sosyal medyada vakit geçirenlerin oranı yüzde 33,9’du. Bugün bu oran yüzde 71,7’ye ulaşmış durumda.

İlginç olan yalnızca bu değil.

İnsanlar arkadaşlarıyla daha fazla buluşuyor. Kafeler dolu, restoranlar kalabalık, ortak yaşam alanları her zamankinden daha hareketli.

İlk bakışta daha sosyal bir toplum ortaya çıkmış gibi görünüyor.

Ama biraz yakından bakınca başka bir tablo beliriyor.

Artık buluşmalar mesajlaşarak planlanıyor, sosyal medyada duyuruluyor, fotoğraflanıyor ve paylaşıldığında tamamlanmış hissediliyor.

Dijital dünya yalnızca ekranın içinde kalmıyor; gündelik hayatın kurallarını da belirliyor.

Değişen şey, insanların bir araya gelmesi değil; bir araya gelme biçimi.

***

Sanayi Devrimi insanın emeğini satın aldı.

Dijital çağ ise dikkatini satın aldı.

Eskiden mesai fabrikanın kapısında biterdi. Eve dönen insanın zamanı kendisine aitti.

Bugün ise iş cebimizde taşıdığımız telefonla birlikte eve geliyor.

E-postalar…

Mesajlar…

Bildirimler…

Bitmeyen içerik akışı…

Kimse bize “telefonunu eline al” demiyor.

Ama elimiz neredeyse farkında olmadan ekrana gidiyor.

Çünkü dijital ekonominin en değerli ürünü teknoloji değil; insanın dikkatidir.

Bugün şirketler yalnızca ürün satmıyor. Zamanımız için yarışıyor.

Ekranda geçirdiğimiz her dakika, izlediğimiz her video ve yaptığımız her kaydırma bu rekabetin parçasına dönüşüyor.

Artık mücadele cüzdanımız için değil, zihnimiz için veriliyor.

***

Bu dönüşüm ilişkilerimizi de değiştiriyor.

Eskiden uzun sohbetlerin adresi evlerdi.

Bugün ise arkadaşlıkların önemli bir bölümü kafelerde, restoranlarda ve alışveriş merkezlerinde yaşanıyor.

Elbette bunda yanlış olan bir taraf yok.

Ancak sosyalleşme bile giderek tüketim kültürünün içinde şekilleniyor.

Bir kahve içmeden buluşamıyoruz.

Bir fotoğraf paylaşmadan o günü tamamlanmış saymıyoruz.

Bir mekâna gitmeden sohbet edecek yer bulamıyoruz.

Farkına varmadan ilişkilerimizi bile tüketim alışkanlıklarının belirlediği bir düzene teslim ediyoruz.

***

Araştırmanın belki de en çarpıcı verisi başka bir yerde.

Türkiye’de insanlar spora günde ortalama yalnızca 12 dakika ayırıyor.

On iki dakika…

Birkaç kısa video izlemek kadar.

Bir futbol maçının uzatma süresi kadar.

Bedenimize ayırmadığımız zamanı ekranlara veriyoruz.

Sonra da “Vaktim yok.” diyoruz.

Belki de zamanımız eksik değil.

Eksik olan, zamanımız üzerindeki hâkimiyetimiz.

***

Antik Yunan’da “scholé” kelimesi bugün kullandığımız “okul” sözcüğünün kökenidir.

Ama “scholé”nin anlamı okul değildi.

Boş zamandı.

Çünkü düşünmek, öğrenmek, üretmek ve insanın kendini geliştirmesi ancak kendisine ait bir zamanın varlığıyla mümkündü.

Boş zaman, tembellik değil; özgürlüğün alanıydı.

Bugün ise boş kalmaktan korkuyoruz.

Asansörde beklerken…

Otobüste yolculuk ederken…

Bir arkadaşımızı beklerken…

Telefonumuza uzanıyoruz.

Sanki birkaç dakikalık sessizlik bile katlanılması gereken bir boşlukmuş gibi.

Oysa insan kendini en çok sessizlikte duyar.

En iyi fikirler çoğu zaman hiçbir ekranın olmadığı anlarda doğar.

***

Belki de bugün yaşadığımız en büyük değişim, zamanın elimizden alınması değil.

Zamanımızın içinin doldurulması.

Ne izleyeceğimizi…

Ne okuyacağımızı…

Nereye gideceğimizi…

Hatta kimi takip edeceğimizi bile çoğu zaman algoritmalar öneriyor.

Biz seçtiğimizi düşünüyoruz.

Oysa çoğu zaman yalnızca önümüze konulan seçeneklerden birini tercih ediyoruz.

Gerçek boş zaman ise insanın yalnızca kendisine ait olandır.

Kimsenin satın alamadığı…

Kimsenin yönlendiremediği…

Kimsenin algoritmasına teslim etmediği zaman.

İnsanın kendisiyle baş başa kalabildiği zaman.

***

Aristoteles bundan yaklaşık iki bin üç yüz yıl önce şöyle diyordu:

“Boş zaman olmadan mutluluk olmaz.”

Aradan geçen yüzyıllar boyunca teknoloji değişti.

Şehirler büyüdü.

Hayat hızlandı.

Ama insanın mutluluğu için gereken şey değişmedi.

İnsanın kendisine ait bir zamana ihtiyacı var.

Bugün yaşadığımız en büyük yoksulluk belki de para yoksulluğu değil.

Dikkat yoksulluğu.

Çünkü dikkatimizi kaybettiğimiz gün, zamanımızı da kaybediyoruz.

Zamanını kaybeden insan ise yavaş yavaş kendisini kaybediyor.

Belki de gerçek özgürlük, bazen telefonu masaya bırakıp hiçbir şey yapmadan oturabilmektir.

Çünkü insan, en çok çalışırken değil; en çok düşündüğü zaman gerçekten yaşamaya başlar..

Yazarın Yazıları