30 Ağustos sadece bir zaferin yıldönümü değildir.
Bir milletin “Bu topraklarda bağımsız yaşayacağım” iradesinin tarihe kazındığı gündür.
Başkomutanlık Meydan Muharebesi'nin arkasında büyük bir stratejik akıl, büyük bir millet ve büyük bir fedakârlık vardı. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının önderliğinde Anadolu ayağa kalkmıştı.
Ama o destanın en ağır yükünü asker taşıdı.
Anadolu'nun köyünden, kasabasından, şehrinden gelen insanların çocukları...
Kiminin babası çiftçiydi, kimininki memur, esnaf ya da işçi. Büyük imkânlara sahip değillerdi. Fakat çok büyük bir şeye sahiptiler:
Vatan duygusuna.
Onlar yalnızca bir savaşı kazanmadılar. Arkalarında bağımsız bir ülke bırakabilmek için hayatlarını ortaya koydular.
Bu nedenle 30 Ağustos'u kutlarken yalnızca geçmişin askerlerini değil, bugünün askerlerini de hatırlamak gerekir.
Bir Ordunun Gücü Sadece Silahı Değildir
Türkiye yakın tarihinde ordusunu derinden etkileyen ağır dönemlerden geçti.
Balyoz, askerî casusluk ve benzeri davalarda çok sayıda asker ağır suçlamalarla karşı karşıya kaldı. Yıllarca süren yargılamalar, tutukluluklar ve sonrasında gelen beraat ve bozma kararları, yaşanan hukuki mağduriyetleri bütün ağırlığıyla ortaya koydu.
Ardından 15 Temmuz geldi.
FETÖ'nün Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki yapılanmasının ülkeyi nasıl büyük bir felaketin eşiğine getirebildiğini hep birlikte gördük.
Şimdi üzerinde biraz düşünmemiz gereken şu soruya dikkatinizi çekiyorum:
Devlet, kendisine sadakatle hizmet etmiş ve haksızlığa uğramış insanlarına karşı sorumluluğunu tamamen yerine getirdi mi?
Mesele yalnızca maddi tazminat değildir.
İtibar meselesidir.
Adalet meselesidir.
Devlete duyulan güven meselesidir.
Çünkü bir subayı yetiştirmek kolay değildir. Devlet yıllarca eğitim verir, millet kaynak ayırır. O insan ailesinden ve hayatından fedakârlık eder; karşılığında gerektiğinde canını ortaya koyması beklenir.
O halde devletin de ona karşı bir yükümlülüğü vardır:
Adalet.
Kurmay Akıl da Zarar Gördü
Bu dönemin bir başka ağır sonucu, TSK'nın yetişmiş kurmay insan gücünde yaşanan kayıptı.
Balyoz, askerî casusluk ve benzeri davalardan etkilenenler arasında çok sayıda kurmay subay da bulunuyordu. Yargılamalar, tutukluluklar ve kariyer kesintileri yalnızca bireysel mağduriyetlere yol açmadı; ordunun yıllar içinde oluşturduğu stratejik düşünce birikimini ve kurumsal hafızasını da etkiledi.
Çünkü ordunun gücü yalnızca silahında değil, onu yönlendiren akıldadır.
Kurmaylık; stratejik düşünmek, gelecekteki tehditleri öngörmek ve savaşı daha başlamadan planlayabilmektir.
Mesele kurmay ve sınıf subaylarını karşı karşıya getirmek değil; liyakati ve stratejik askerî düşünce geleneğini korumaktır.
Teknoloji değişir, silahlar gelişir. Ama onları doğru zamanda, doğru yerde ve doğru stratejiyle kullanacak yetişmiş insan yoksa teknoloji tek başına yeterli değildir.
30 Ağustos Bize Bir Borcu Hatırlatıyor
Bu nedenle 30 Ağustos'u yalnızca törenlerle ve güzel sözlerle anmak eksik kalır.
30 Ağustos aynı zamanda bir devlet ve toplum ahlakını hatırlatmalıdır:
Bu ülkeye sadakatle hizmet eden insanı yalnız bırakmamak.
Geçmişte hukuksuzluğa uğramış askerlerin haklarını teslim etmek, zedelenen itibarlarını gidermek, mesleki kayıplarına hukuk devleti içinde çözüm üretmek...
Ve benzer dönemlerin tekrar yaşanmaması için liyakat esaslı, hukukla güvence altına alınmış güçlü kurumlar oluşturmak...
Asıl sahip çıkmak budur.
Askerine sahip çıkmak, yapılan her şeyi sorgusuz kabul etmek anlamına gelmez.
Demokratik hukuk devletinde güçlü ordu; hukuka bağlı, sivil demokratik otoriteye tabi, liyakatli ve profesyonel ordudur.
Cumhuriyet'in ordusuna yakışan da budur.
Askerinize Sahip Çıkın
Bugün 30 Ağustos.
Bir asır önce Anadolu'nun mütevazı evlerinden çıkan insanların bir ülkenin kaderini nasıl değiştirdiğini hatırlıyoruz.
Onların çocukları bugün sınırda, denizde, havada görev yapıyor.
Depremde enkazın başında...
Sel olduğunda vatandaşın yanında...
Sınırda nöbette...
Ailesinden yüzlerce kilometre uzakta...
Bu nedenle yalnızca geçmişin kahramanlarına teşekkür etmekle yetinmeyelim.
Bugünün askerine de sahip çıkalım.
Ama kişilere ve dönemsel tercihlere göre değil; hukuka, liyakate ve adalete sahip çıkarak.
Çünkü güçlü devlet, kendisine hizmet eden insanı görevi bittikten sonra unutan devlet değildir. Haksızlığa uğradığında onun hakkını teslim edebilen devlettir.
FETÖ'nün devlet kurumlarında ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nde açtığı yaraların tamamen kapanması zaman alabilir. Fakat iyileşmenin yolu bellidir:
Adalet. Liyakat. Kurumsal hafıza.
Ve hak edenin hakkını teslim etmek.
Çünkü bir millet askerinden gerektiğinde hayatını ortaya koymasını istiyorsa, o asker de devletinden şunu bekleyebilmelidir:
“Başına ne gelirse gelsin, devletim bana adaletle davranır.”
30 Ağustos ruhuna sahip çıkmak biraz da budur.
Askerinize sahip çıkın.
Çünkü bu yalnızca askere değil, bu ülkenin geleceğine karşı da bir borçtur.
Ve bazı borçlar unutulmaz.
Ne mutlu Türk'üm diyene.
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.










