İnsan kimliğini temsil eden ürünlerin başında gelen fikir ve sanat eserleri, sadece onu meydana getiren kimsenin değil, tüm insanlığın ortak ürünü olarak kabul edilmektedir. Fikir ve sanat eserleri bu yönüyle sahibinden bağımsız olarak düşünülemezse de, her eser sahibinin eseri üzerinde sahip olduğu haklarının korunması ihtiyacı bulunmaktadır.
Fikir ve sanat eserlerinin hem hukuki hem de cezai yönden korunması amacına hizmet eden 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nda ise bu Kanun tarafından eser olarak kabul edilen fikri ürünler ile eser sahibinin bunlar üzerindeki maddi, manevi ve bağlantılı hakları düzenlenmiş ve bu hakların ihlali durumunda uygulanacak cezai müeyyideler öngörülmüştür.
2547 sayılı Kanun'a göre intihal suçu "başkalarına ait özgün fikir, metot, veri veya eserleri bilimsel kurallara uygun biçimde atıf yapmadan kısmen veya tamamen kendisine ait gibi göstermek" olarak tanımlanmıştır.
Eserin tümünün değil de bazı bölümlerin, pasajların, ezgilerin veya ibarelerin, eser sahibinin adı zikredilmeksizin alınması da intihaldir. İntihalden söz edilebilmesi için eserin aynen alınmış olması da şart değildir, eserde bölümlerin, namelerin, figürlerin diziminde değişiklikler halinde de intihal vardır. Hatta özgün eser, çalma eserde büyük ölçüde tekrarlanıyor ve hissediliyorsa da intihal gerçekleşmiştir. Ancak intihal için aranan temel şart, özgün eser sahibinin hususiyetinin çalıntı esere aynen geçmesidir; yoksa bir eserden esinlenip kendi hususiyetini yansıtarak meydana getirilmiş eserlerde intihalden söz edilemez.
Fikir ve sanat eserleri hukuku kapsamında bir eserin varlığından söz edilebilmesi için diğer kimselerce algılanabilir biçimde, söz, yazı, resim, çizgi görüntü vs. şeklinde şekillendirilmesi gerekir. Ancak fikri ürünün eser olarak kabul edilebilmesi için mutlaka maddi olarak, fiziki ortamda tespit edilmiş olması gerekmez. Bu nedenle bir konferansta yapılan konuşma yazılı olarak tespit edilmemiş olsa bile diğer şartları taşıyorsa, yani SAHİBİNİN HUSUSİYETİNİ TAŞIYORSA FSEK kapsamında korunur. Bu durumda eserin sözlü olarak şekillendiği kabul edilir.
Müşterek eser sahipliği veya iştirak halinde eser sahipliği durumlarında eseri oluşturanlardan her biri mağdur sıfatını taşır. Eser sahipliğinin müşterek eser sahipliği ve elbirliği eser sahipliği şeklinde görünümleri mevcuttur. İntihal yapılarak oluşturulan yeni eserin bu nitelikte bir eser olması durumunda eser sahiplerinden her biri müşterek fail olarak sorumlu tutulacaktır. Faille birlikte icra hareketlerini gerçekleştirmemekle birlikte suçun işlenmesine yardım edenler yardım eden sıfatıyla sorumlu tutulabilirler.
FSEK md. 8/2'ye göre, "bir işlenmenin ve derlemenin sahibi, asıl eser sahibinin hakları mahfuz kalmak şartıyla onu işleyendir". Eser sahibinin mali haklarından biri eserden işlenmek suretiyle yararlanılması olduğundan eserin işlenmesi sahibinin iznine tabidir. İşleme eser, öncekine bağımlı olmakla birlikte işleyenin hususiyetini taşır. Bu nedenle işleme bir eser olarak kabul edilen çeviri eserler bakımından ayrı bir değerlendirme yapılmalıdır.
2547 sayılı Kanun'un 53/5 maddesine göre;intihal suçunun karşılığı verilecek ceza "üniversite öğretim mesleğinden çıkarma"dır. Ceza akademik bir kadroya bir daha atanmamak üzere üniversite öğretim mesleğinden çıkarma anlamına gelmektedir. Dolayısıyla intihal suçu Kanun'da idari anlamda oldukça ağır bir yaptırıma bağlanmıştır.
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na göre de intihal suçu cezai yaptırıma bağlanmıştır. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun 71 inci maddesinin 3 üncü bendinde "Bir eserden kaynak göstermeksizin iktibasta bulunan kişi altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezasıyla cezalandırılır" hükmü mevcuttur. Aynı maddenin 5. bendinde "Bir eserle ilgili olarak yetersiz, yanlış veya aldatıcı mahiyette kaynak gösteren kişi, altı aya kadar hapis cezası ile cezalandırılacağına" hükmedilmiştir. Ancak 5846 sayılı Kanun'a göre adli yargıda intihal suçu, şikayete bağlı suçlardandır. İntihal suçu şikayeti geçerli olabilmesi için hak sahiplerinin veya üyesi oldukları meslek birliklerinin haklarını kanıtlayan belge ve sair delilleri Cumhuriyet başsavcılığına vermeleri gerekir. Bu belge ve sair delillerin şikayet süresi içinde Cumhuriyet başsavcılığına verilmemesi halinde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir.
2547 sayılı Kanun'un 53/C maddesine göre;"53/C Disiplin cezası verilmesini gerektiren fiil ve hallerin işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren; Uyarma, kınama, aylıktan veya ücretten kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması veya birden fazla ücretten kesme cezalarında bir ay içinde, Üniversite öğretim mesleğinden çıkarma ve kamu görevinden çıkarma cezasında altı ay içinde, disiplin soruşturmasına başlanmadığı takdirde disiplin soruşturması açılamaz." Dolayısıyla idarenin intihal suçunu haber almasından itibaren ALTI AY içinde disiplin soruşturması başlatması gerekir. Aksi halde intihal suçu zamanaşımı gerçekleşmiş olur ve intihal suçu disiplin soruşturması başlatılamaz. Kanun'a göre; "Disiplin cezası verilmesini gerektiren fiillerin işlendiği tarihten itibaren iki yıl, üniversite öğretim mesleğinden çıkarma cezasını gerektiren fiil açısından altı yıl geçmiş ise disiplin cezası verilemez." Denilmektedir. Dolayısıyla intihal suçu zamanaşımı bakımından altı yıllık bir süreye tabidir.
Ancak intihal suçu zamanaşımı bakımından bu suçun temadi etmesi yönünden de değerlendirilmesi gerekir. Danıştay'ın da 2005 yılından sonra kararlarında intihal suçunun temadi eden nitelikte bir suç olduğuna yer vermiştir. Dolayısıyla intihal suçu zamanaşımı değerlendirmesinde intihal suçuna konu eserin, bilim dünyasında etkilerinin devam edip etmediği hususunun da özellikle intihal suçunda ceza verme yetkisi zamanaşımı yönünden dikkate alınması gerekir.
Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nda düzenlenen intihal suçları ile fikir ve sanat eserlerinin ceza hukuku aracılığıyla korunması amaçlanmıştır. Cezai yönden korumanın yanı sıra yine aynı Kanun'da hukuki korumaların da ayrıntılı bir biçimde sağlandığı görülmektedir. Bilimsel eserlerin korunması bakımından ise Yükseköğretim Kurumları Yönetici, Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliği'nde aynı zamanda bilim etiğine aykırı bir davranış olarak bir başkasının bilimsel eserinin veya çalışmasının tümünün veya bir kısmının kaynak belirtmeden kendi eseri gibi gösterilmesi bir disiplin suçu olarak düzenlenmiştir.









