Mısır'ın "Nil'in Bülbülü" ve "Doğu'nun Yıldızı" olarak anılan efsanevi ses Ümmü Gülsüm; sadece bir sanatçı değil, Arap dünyasının birleştirici sembolü ve dünya müzik tarihinin en sarsıcı figürlerinden biridir. 20. yüzyılın en etkili seslerinden biri kabul edilen sanatçı, eserlerinde sadece melodiyi değil; bir coğrafyanın acısını, sevincini ve kimlik arayışını ilmek ilmek işlemiştir.
Ümmü Gülsüm, 20. yüzyılın hemen başında (1898 veya 1904) Mısır'ın Delta bölgesindeki yoksul bir imamın kızı olarak dünyaya geldi. Az bilinen ancak karakterini şekillendiren en önemli özelliği, küçük yaşta Kur'an-ı Kerim'i ezberleyerek "Hafize" unvanını almasıdır. Babası, kızının sesindeki olağanüstü yeteneği fark edince, onu erkek kılığına sokarak mevlidlerde ve dini törenlerde ilahiler okutmaya başladı. 1920'lerin başında Kahire'ye taşınması, kariyerinin dönüm noktası oldu. Burada dönemin ustalarından eğitim alarak klasik Arap müziğini modern tınılarla harmanlamaya başladı.
Ümmü Gülsüm'ün şarkıları genellikle bir saatten fazla sürer ve dinleyiciyi "tarab" adı verilen bir tür vecd haline sokardı. Teknik mükemmeliyetini ruhsal derinlikle birleştiren sanatçı; geleneksel makamları, yüksek edebi değere sahip şiirsel metinleri, piyano ve saksafon gibi Batılı enstrümanlarla ustalıkla buluşturdu.
O'nun İslam dünyasına ve müzik mirasına en büyük hediyelerinden biri de "Talaal Bedru Alaina" (Ay Doğdu Üzerimize) ilahisidir. Kariyerinin başındaki dini köklerine bir selam niteliği taşıyan bu yorumu, o kadar evrensel bir boyuta ulaşmıştır ki; geçtiğimiz yıllarda Papa'nın Türkiye ziyareti sırasında dahi tören salonunda yankılanarak barış ve huzurun sesi olmuştur.
Ümmü Gülsüm, halkın gözünde sadece bir şarkıcı değil, "Mısır'ın 4. Piramidi" olarak görülen ulusal bir figürdü. 1967 savaşından sonra ülkesinin ordusuna destek toplamak için dünya turnesine çıkarak Arap birliğinin sesi oldu.
Dünya çapında hayranlık uyandıran bu ses için operanın efsanesi Maria Callas, "Yeryüzünün En Büyük Sesi" ifadesini kullanmıştır. Bob Dylan, Robert Plant ve Bono gibi isimler de onun vokal tekniğine ve duygusal derinliğine hayranlıklarını her fırsatta dile getirmişlerdir. Türkiye'de ise 1930'lu yıllarda Türk müziğinin radyolarda yasaklandığı dönemde, halkın Kahire radyolarını dinleyerek Ümmü Gülsüm ile teselli bulması, ülkemizdeki Arabesk türünün doğuşuna zemin hazırladığı gibi Türk Sanat Müziği bestekarlarını da derinden etkilemiştir.
3 Şubat 1975'te vefat ettiğinde, Kahire sokaklarında 4 milyondan fazla insan toplandı. Bu, dünya tarihindeki en büyük cenaze törenlerinden biri olarak kayıtlara geçti. Bugün bile Kahire'de her ayın ilk Perşembe gecesi, onun konser kayıtları radyolarda yayınlanmaya devam etmektedir.
En Bilinen Eserleri:
Enta Omri (Sen Benim Ömrümsün): Muhammed Abdülvahab ile yaptığı, Arap müziği tarihinin en ikonik iş birliği.
Alf Leila Wa Leila (Binbir Gece): Masalsı ve derin bir aşkın hikayesi.
Al-Atlal (Harabeler): Klasik Arap şiirinin en güçlü müzikal yorumu.
Hob Eih (Aşk Nedir): Duygusal yoğunluğun zirve noktası.
Ümmü Gülsüm; sesiyle ve seslendirdiği 300'e yakın eseriyle kültürel bir köprü kurmaya, insan ruhuna dokunmaya ve "Doğu'nun Sönmeyen Yıldızı" olarak parlamaya devam ediyor.









