Kemal Sayar: 'Diziler, psikolojik farkındalığın artmasına hizmet ediyor' - Haberler
Haberi Paylaş

Kemal Sayar: "Diziler, psikolojik farkındalığın artmasına hizmet ediyor"

AA / Musa Alcan - Haberler | Güncel
Kemal Sayar:

Pskiyatrist Prof. Dr. Kemal Sayar, Mavera Eğitim ve Sağlık Vakfı'nın YouTube kanalında yayınlanan söyleşide konuştu.

Pskiyatrist Prof. Dr. Kemal Sayar, Mavera Eğitim ve Sağlık Vakfı'nın YouTube kanalında yayınlanan söyleşide konuştu.

Sayar, Sevda Dursun'un yönettiği "Terapi: Dizilerden Gerçeğe" başlıklı programda, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınından dolayı zor bir dönemden geçildiğini söyledi.

Herkesin kendi sağlığını tehdit altında hissettiği değerlendirmesini yapan Sayar, "Pek çoğumuz kendimize bunu ifade etmesek de ölümün nefesinin ensemizde dolaştığını hissediyoruz. Çünkü öyle bir hastalıkla karşı karşıyayız ki kimi nasıl vuracağı, kimi nasıl, nereye sürükleyeceği bilinmiyor. Tıp maalesef çok değişik bir şey ile karşı karşıya kaldı. Dolayısıyla belirsizliğin yarattığı çok yoğun bir endişe var. Geleceği tam göremediğimiz için, sabahın seher vaktinde bir öksürükle mi uyanacağız ateşle mi uyanacağız bilemediğimiz için sürekli bunun kaygısı ve endişesi içindeyiz. Bu da bizleri tabii daha sıkıntılı bir hale getiriyor." açıklamasında bulundu.

"Hepimiz kendimizi anlatmak isteriz"

Sayar, insanların "hikaye eden" varlıklar olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

"Hepimiz kendimizi anlatmak, hikaye etmek isteriz. Sıkıntımızı, derdimizi, tasamızı bir şekilde kelimelere dökmek ve bu hikayenin karşı taraftaki aksini duymak ve görmek isteriz. Dolayısıyla insan var olduğu müddetçe dert de var olmuştur. Kelimeler var olduğu müddetçe bu dert de hikayelere dökülüp anlatılmak istenmiştir. 'İnsan üç beş damla kan ve bin endişe' diyor Sadi. O endişeleri bir şekilde karşınızdaki insanlara duyurmak, geçirmek istiyoruz ve böylece hafiflediğimizi, rahatladığımızı hissediyoruz."

Psikiyatride modern terapi öncesindeki döneme değinen Kemal Sayar, "Geçmiş çağlarda dert dinleyiciler muhakkak vardı. İnsanların derdini dinleyerek onlara bir yol gösterme işi, dinler öncesi çağlarda şamanlara ait bir imtiyazdı. Şaman yaralanmış şifacıdır. Yani kendisi de bir cezbeye kapılmış birisidir. İlahi olanla bir bağı olduğu düşünülür. Şamanın bu ilahi olanla temasının insanlara da tedavi yönünde bir avantaj sağladığı onun dokunuşuyla, okumasıyla, ayinleriyle, insanları içine kattığı ritüellerle bir tür şifa verici nitelik taşıdığı düşünülmüştür. Daha sonra kurumsal dinlerin ortaya çıkmasıyla din adamları bu görevi üstlenmiş. İnsanların derdini dinleyip ahlaki otoriteler halinde insanlara yardımcı olma görevini üstlenmişlerdir. Hristiyan aleminde rahipler şamanların yerini almıştır. Bizde de gayriresmi ruhsal sağaltım müesseseleri olarak tekkeler, şeyh efendiler, sufilik yolunun önderleri insanların -adını öyle koymasalar da 'biz terapi yapıyoruz' demeseler de- ruhsal şifa arayışlarına şifa olmaya çalışmışlardır." ifadelerini kullandı.

"Melodramın dozu kaçmamalı"

Sayar, "Orta Çağ'da 'deliler' yakılırken, cadı olarak avlanırken bizim 800'lü 900'lü yıllarda Kahire'de Şam'da ruhsal tedavi yapan büyük hastanelerimiz vardı." dedi.

Son dönemde artan "terapi" ağırlıklı dizilerin artış sebeplerinden bahseden Sayar, şunları kaydetti:

"Dizi karakterlerinin bizde yarattığı özdeşim duygusu bize iyi geliyor. Diziler bize hikaye anlattığı için dizileri seviyoruz. Galiba bu hikayeler ilk defa karşımıza çıkan hikayeler, o yüzden ilgimizi çok çekti. Ben yıllardan beri şunu düşünürdüm, hatta bunu kendi aramızda da konuşurduk, 'Neden biraz alzaymır hastası bizim Türk dizilerinde yok? Neden aile fertlerinden birisi şizofreni hastası değil? Neden bir obsesif-kompülsif bozukluğu olan birisi bir dizinin bir kenarından görünmez? Daha önceki dizilerimiz fazla sterildi. Hayattan ve hayatın içinden karakterler pek yoktu, masalsı karakterler vardı. Neticede tabii bunlar bize bir öykü anlatıyorlar, öykü kahramanları ne kadar özdeşim kurmamıza izin verirse -çok idealize ettiğimiz tipler olabilir, çok nefret ettiğimiz tipler olabilir- o kadar güçlü etki bırakmıyorlar üzerimizde. Biraz da kabiliyetlerini, güçlerini bize özdeşim kurma yeteneği verip vermemelerine borçluyuz. Ne kadar iyi özdeşim kurarsak o kadar sevebiliyoruz diziyi. Burada ilk defa galiba daha önce aşinası olmadığımız bazı hayatlara aşina olduk ve onların yaşayabileceği ıstıraplar hakkında bilgi sahibi olduk. Bu çok değerli bir şey. Bu yönüyle bu dizilerin psikolojik farkındalığın artmasına hizmet ettiğini söyleyebiliriz."

Sayar, melodramın dozunun da kaçırılmaması gerektiğini vurgulayarak, "İnsanların acılarına bakıp 'Oh çok şükür ben öyle değilim' demek gibi bir duyguya maruz kalabilirsiniz. Bu dizileri izlerken böyle diyoruz demiyorum ama mesela 'reality show' izleyicilerinde böyle olduğundan bahsedilmiştir psikoloji literatüründe. Bir başkasının yaşadığı ıstıraba bakarken, o ıstırap bir yandan bizi üzer fakat bir yandan da 'çok şükür ben böyle bir ıstırabın içinde değilim der' ve kendimizi bir yandan da teselli edebiliriz. Yani televizyon dizilerinde böyle bir psikolojik unsur da olabilir. ' Masumlar Apartmanı'ndaki obsesif kardeşlerin bu kadar tutulması belki insanların pandemi sürecinde çok fazla onlarla özdeşmesiyle alakalı olabilir." tespitlerini paylaştı.

"Psikiyatrist, psikoterapist imgesinin dizilere girmesini yararlı buluyorum"

Pandeminin özellikle ilk 3-4 ayında birçok kişinin obsesif-kompülsif sıkıntılar yaşadığını anlatan Sayar, şöyle konuştu:

"Birisi bana, 'Bazen 'Masumlar Apartmanı'ndaki kardeşlerin aşırı yıkanmaları beni güldürüyor.' dedi. Ben de 'Obsesif-kompülsif bozukluk, yani takıntı hastalığı, vesvese hastalığı o kadar ağır bir rahatsızlıktır ki o insanların gerçek haletiruhiyesini bilseniz, onların içine girseniz, onlarla beraber çok üzülür ağlarsınız.' dedim. Asla komik bir şey değildir, kişiye çok büyük ıstıraplar veren bir şeydir. Yani insanların acısına yabancılaşmamayı da öğrenebilmemiz lazım. Bütün bu dizileri izlerken başka bir gezegenden birisi geliyor komik şeyler yapıyor gibi, o insanların acısını izlemeyip, 'Böyle olmak, bu insan gibi olmak nasıl bir şey' dediğimiz o muhteşem soruyla kendi kendimizi baş başa bırakmamız lazım. Sosyal empati dediğimiz, bir başkası olmak, bir başkasının ıstırabını yaşamak nasıl bir şeydir, onunla nasıl hemhal oluruz, onu nasıl daha iyi anlarız? Bu soruları sormamız lazım."

Sayar, psikiyatri açısından dizilerde olması gerekenlere işaret ederek, "Bu diziler bize sadece acıyı değil, o acıya çözüm üretilebileceğini, her acının sonunda bir rahatlama hissinin de gelebileceğini, insanın biraz da kendi kaderinin yazarı olduğunu, kendi gayretiyle bazı şeylerin inşa edilebileceğini, insanın seçim yapma kudretini haiz bir varlık olduğu hissini bize verebilirlerse, zannediyorum sadece melodramatik yapımlar olarak hatırlanmaz, insanların ruh sağlığına katkıda bulunan yapımlar olarak da hatırlanırlar. Ben her halükarda psikiyatrist, psikoterapist imgesinin dizilere girmesini yararlı buluyorum. Çünkü belki bir 20-30 sene öncesine kadar, ruhsal şikayetlerinizi dile getirmek adete ayıp kabul ediliyordu ve bunlardan söz etmek sanki çok netameli bir alana girmek, bir karakter zaafı, iman zaafı -dindar insanların arasında çok yaygın bir mitolojidir bu, iman zaafın varsa depresyona girersin diye, tamamıyla yanlış- bu tür mitolojileri ters yüz etmesi bakımında iyi olduğunu düşünüyorum." değerlendirmesinde bulundu.

Gerçek hikayelerin insanlara nüfuz etme kabiliyetinin çok daha yüksek olduğunun altını çizen Kemal Sayar, şunları söyledi:

"Bizler bir filmi, hikayeyi, dizi filmi, romanı gerçeklikten esinlenerek yazıldığını bilerek okursak veya izlersek, ondan çok daha fazla etkilenebiliyoruz. Çok daha basit bir şey söyleyeceğim, insanlara bir rakam vermek, mesela 'şu kadar insan aç dünyada' demek bir yanda, aç bir insanın, muhtaç bir insanın resmini göstermek öbür yanda ise insanlar rakamlardan değil görüntülerden etkileniyorlar. Çünkü insan zihni kolaylıkla, orada gördüğü kişiyle hızlı bir özdeşim kuruyor ve 'onun yerinde ben de olabilirdim' deyip mesela elini cebine daha kolay atıp yardım ediyor."

AA / Musa Alcan - Son Dakika Haberleri
/beğendim
/alkışladım
/beğenmedim
/güldüm
/üzüldüm
/sinirlendim
/şaşırdım
500