Transatlantik ilişkilerde "zihniyet değişimi" Avrupa için neler vadediyor?
ABD'nin Avrupa'dan savunma ve güvenlikte daha fazla sorumluluk üstlenmesini beklediği yeni dönemde, Münih Güvenlik Konferansı'nda verilen mesajlar transatlantik ilişkilerde "zihniyet değişimi" olarak tanımlanan yeni rol paylaşımının Avrupa için hem daha fazla sorumluluk hem de Washington'la...
ABD'nin Avrupa'dan savunma ve güvenlikte daha fazla sorumluluk üstlenmesini beklediği yeni dönemde, Münih Güvenlik Konferansı'nda verilen mesajlar transatlantik ilişkilerde "zihniyet değişimi" olarak tanımlanan yeni rol paylaşımının Avrupa için hem daha fazla sorumluluk hem de Washington'la uyum baskısı anlamına geldiğini gösterdi.
Atlantik'in iki yakasındaki ilişkiler yeni bir dinamikle bir yılını doldurdu.
Ocak 2025'te başlayan Trump yönetiminin Avrupa'ya verdiği sert mesajlar ve Avrupa'nın bu yeni döneme uyum sağlama çabasıyla geçen bir yılın ardından, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun 13-15 Şubat'ta düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı'ndaki mesajları, transatlantik ilişkilerde yeni bir aşamaya girileceği sinyalini verdi.
Bundan bir sene önce, Trump döneminin başında aynı konferansa ABD'yi temsilen Başkan Yardımcısı JD Vance katılmış, konuşmasının merkezine Avrupa'ya yönelik eleştirileri yerleştirmişti.
ABD'nin Avrupa ülkelerinin savunma harcamalarını arttırması, NATO'da daha büyük rol oynaması, Avrupa'nın güvenliğini sırtlanması talebi, ilk kez o zaman resmi ağızdan aktarılmıştı.
Bu konuşmanın üzerinden geçen bir yılda Avrupa, savunma ve güvenlik alanında özerklik elde etmek için ilk kez somut adımlar attı.
Avrupa Birliği (AB) 800 milyar avroluk ortak savunma finansmanı SAFE programını başlatarak savunma sanayisini güçlendirme hedefini ortaya koyarken, Ukrayna'ya askeri destek ve güvenlik garantileri için "Gönüllüler Koalisyonu" gibi yeni formatlarla elini taşın altına koydu.
Bu adımlar henüz tam anlamıyla somut bir çıktı vermiş olmasa da Avrupa'da, Trump yönetiminin biçimlendirdiği değişim, belirgin biçimde gözler önüne serildi.
Dışişleri Bakanı Rubio, Trump yönetiminin çizgisi dışında mesajlar verdi
Avrupa halihazırda JD Vance'in geçen yılki çağrısının işaret ettiği yönde ilerlerken, Rubio'nun bu yılki mesajları, tam olarak bu dönüşümün ortasında geldi.
Rubio, Münih Güvenlik Konferansı'nda ABD'yi temsilen yaptığı konuşmada, ABD ile Avrupa'nın derin tarihsel ve stratejik bağlarla birbirine bağlı olduğunu vurguladı, zaman zaman yaşanan anlaşmazlıkların Avrupa'nın geleceğine duyulan kaygıdan kaynaklandığını söyledi.
Avrupa'nın güçlü olmasını istediklerini ifade eden Rubio, "Amerikalılar her zaman Avrupa'nın çocuğu olarak kalacak" sözleriyle transatlantik bağların devam ettiği mesajını verdi.
NATO'da "zihniyet değişimi"
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin yeni söylemi de konferansa damga vuran açıklamalar arasında yer aldı.
Brüksel'deki karargahta İttifak'ın savunma bakanlarını bir araya getiren toplantının ardından Münih'e geçen Rutte, "zihniyet değişimi"nden söz etti.
Rutte, NATO içerisinde Avrupa'nın daha büyük rol üstlendiği, ABD'nin de Avrupa'da konvansiyonel ve nükleer varlığını devam ettirirken, ilgisini Asya-Pasifik gibi ilgilenmesi gereken diğer alanlara kaydırabilmesine imkan veren yeni bir anlayışın oluştuğunu aktardı.
Genel Sekreter daha önce de Davos'ta yapılan Dünya Ekonomik Forumu'nda Avrupa'nın savunmada özerkliğinin bir sınırı olduğunu dile getirmiş, "AB'nin ya da Avrupa'nın ABD olmadan kendini savunabileceğini düşünen varsa, hayal görmeye devam etsin." ifadelerini kullanmıştı.
Von der Leyen Rubio'nun mesajlarından memnun, Rutte'ye tepkili
Avrupa politikasının en etkili isimlerinden Ursula von der Leyen, Münih'te hem Rubio hem de Rutte'ye karşılık vererek, AB'nin pozisyonunu ortaya koydu.
Von der Leyen, Rubio'nun açıklamalarından memnuniyet duyduğunu dile getirdi, ABD Dışişleri Bakanı'nın konuşmasının kendisini çok rahatlattığını belirterek, "Benim için çok güven vericiydi." ifadelerini kullandı.
Rutte'nin sözlerine karşılık olarak da Alman siyasetçi, "Hayır, sevgili dostum" çıkışıyla, Avrupa'nın "ya ABD'ye bağımlılık ya da müttefikliği sona erdirmek" seçenekleri arasına sıkışmadığını, savunmada özerkliğini elde ederken, NATO içerisinde müttefiklik ilişkisini de sürdüreceğini anlattı.
Von der Leyen'in vurgusu, NATO Savunma Bakanları Toplantısı sırasında Brüksel'de düzenlenen AB zirvesinde verdiği "AB'nin kurucu anlaşmasında yer alan karşılıklı savunma paktının hayata geçirilmesi" gerektiği mesajıyla beraber düşünüldüğünde, Avrupa güvenliğinin yalnızca NATO çerçevesinde değil AB kurumsal yapısı içinde de tartışılmaya başlanacağı sinyalini verdi.
ABD'de ton yumuşaması stratejik beklentiyi değiştirmedi
Son aylarda Avrupa'da Trump yönetiminin NATO'ya bağlılığının zayıflayabileceği ve ABD'nin Avrupa güvenliğinden kademeli olarak çekilebileceği kaygısı, Grönland üzerinden yaşanan gerilimle birlikte, Avrupalı liderler arasında ABD'nin müttefiklik rolüne ilişkin soru işaretlerini artırmıştı.
Von der Leyen'in Rubio'nun sözlerinde hissettiği teminat, Trump yönetimiyle işlevsel bir ilişki kurma çabasının parçası olarak değerlendirilebilir.
Brüksel, transatlantik ilişkilerde gerilim yaşansa da Washington'la diyaloğu açık tutma stratejisini koruyor. Rubio'nun Münih'te verdiği mesajların bu yaklaşım açısından uygun bir zemin oluşturduğu düşünülebilir.
Bu mesajlar aynı zamanda Avrupa'nın son bir yıldır ABD ile güvenlik ve savunma alanında gösterdiği çabanın Washington tarafından fark edildiği şeklinde de yorumlanabilir.
Öte yandan, ilerleyen günlerde bu mesajın Avrupa kulislerinde farklı bir alt metinle de tartışılması muhtemel.
Avrupa'nın ekonomik büyüme, enerji maliyetleri, sosyal harcamalar, konut krizi ve göç gibi başlıklara odaklanan siyasi gündeminin, Trump yönetiminin biçtiği rolle bir yıl içinde savunma ve güvenliğe kaydığı düşünüldüğünde, Rubio'nun mesajları Washington'ın Brüksel'den beklediği rol paylaşımının teyidi olarak da okunabilir.
Rubio'nun konuşması bu açıdan, geçen yıl Başkan Yardımcısı J.D Vance'in sert mesajlarıyla başlayan sürecin Avrupa'da bir yıl içinde atılan adımların ardından daha ılımlı tonda devamı olarak görülebilir. ABD temsilcisinin Münih'te verdiği mesajlar, ABD'nin Avrupa ile birlikte hareket etmeyi tercih ettiği ancak gerektiğinde tek başına ilerleyebileceği yönündeki stratejik yaklaşımın değişmediği yönünde değerlendirilebilir.
Bu nedenle Münih'te oluşturulan görece olumlu havanın kalıcı olup olmayacağı, Avrupa'nın bu "stratejik yönlendirme"ye nasıl karşılık vereceği, diğer yandan savunmada özerklik adımlarını nasıl ilerleteceği ve transatlantik ilişkilerde yeni güç dengesinin nasıl şekilleneceği, gelecek dönemde merak edilen konular arasında yer alıyor.













