İsrail'de alıkonulan Lübnanlı: Serbest kalmak yeniden doğmak gibi
İsrail askerlerince kaçırılıp 2,5 ay alıkonulan Hüseyin Abdullah Mahmud Ayaş, işkence ve psikolojik baskı altında geçen süreci "yeniden doğuş" diye niteledi; ailesi ise öldürülme ya da kaçırılma ihtimalleri arasında endişeli günler yaşadı.
Lübnan'ın güneyinde İsrail askerleri tarafından kaçırılan ve yaklaşık 2,5 ay sonra serbest bırakılan Hüseyin Abdullah Mahmud Ayaş, alıkonulduğu dönemde yaşadığı belirsizlik, işkence ve psikolojik baskı dolu günlerin ardından serbest kalışını "yeniden doğuş" olarak niteledi.
Alıkonulduğu süre boyunca Lübnanlı Ayaş'ın ailesi iki acı ihtimal arasında yaşadı; öldürülmüş müydü yoksa İsrail tarafından kaçırılmış mıydı?
Acı bekleyiş, 33 yaşındaki Ayaş'ın dün Lübnan'ın güneyindeki Nebatiye vilayetine bağlı Haruf beldesindeki ailesine dönmesiyle sona erdi.
Ayaş, İsrail güçlerinin üzerine ateş açmasıyla başlayan, gözleri bağlı ve elleri kelepçeli geçirdiği 3 geceyle devam eden ve Ras Nakura bölgesinde Uluslararası Kızılhaç Komitesine teslim edilmesiyle biten hikayesini AA muhabirine anlattı.
Gözaltı sürecinin Nebatiye kentinden Lübnan'ın güneyindeki Kefr Tebnit bölgesine geçtikten sonra başladığını belirten Ayaş, İsrail askerlerinin kendisine ateş açtığını, ardından araçtan inmeye zorladıklarını daha sonra ise gözlerini bağlayıp ellerini kelepçelediklerini ifade etti.
Ayaş, "Beni çeşitli evler arasında mekandan mekana götürdüler. Belirli aralıklarla başka yerlere naklediyorlardı." dedi.
Lübnan'ın güneyinde evler ve mevziler arasında mekik dokuduğu 3 gece boyunca nerede olduğunu veya nereye götürüleceğini bilmeyen Ayaş, daha sonra İsrail içine ve ardından hapishaneye sevk edildi.
İnsandan numaraya dönüştürülme
Hapishaneye ulaşmasıyla Ayaş'ın yaşadığı çilede yeni bir dönem başladı. Artık kimliğini adı değil, gözaltı süresince kendisine eşlik edecek bir numara belirliyordu.
Cezaevi yönetiminin adını ve kişisel detaylarını sorduktan sonra kendisine bir numara verdiğini ve gözaltı merkezinde kimliğinin bu numara olduğunu belirten Ayaş, uygulanan prosedürlere dair şunları söyledi:
"İşlemler, alıkonulan kişinin kıyafetlerinden ve sivil eşyalarından arındırılmasını, cezaevine özel giysilerin verilmesini ve ardından diğer odalara nakledilmeden önce günlerden haftalara kadar uzayabilen bir süre boyunca tek kişilik hücreye konulmasını kapsıyor."
Aralarında Lübnanlı, Suriyeli ve Filistinlilerin de bulunduğu farklı uyruklardan kişilerin alıkonulduğunu kaydeden Ayaş, bu kişilerin uzun aralıklarla odalar arasında nakledildiğini aktardı.
Ayaş'ın belirttiğine göre, sorgulama ilk günden itibaren başladı ve sorular kimliği, işi ve Hizbullah ile bir bağlantısı olup olmadığı üzerinde yoğunlaştı.
"Zihniniz sürekli bitmeyen endişelerle meşgul oluyor"
Duyduğu türden fiziksel işkence biçimlerinin ötesinde, ağır hakaretlere maruz kaldığını belirten Ayaş, ayrıca geleceğini ve ne zaman serbest bırakılacağını bilmemenin getirdiği ağır psikolojik baskıyı yaşadığını dile getirdi.
Ayaş, "Ülkeniz olmayan bir yerdesiniz, hiç tanımadığınız insanların arasındasınız ve ne zaman çıkacağınızı bilmiyorsunuz. Zihniniz sürekli bitmeyen endişelerle meşgul oluyor." ifadelerini kullandı.
Bilinmezliği beklemenin karşılaştığı en zor şey olduğunu vurgulayan Ayaş, alıkonulanlara serbest bırakılacakları tarih veya götürülecekleri yer hakkında önceden hiçbir bilgi verilmediğini kaydetti.
Ayaş, nereye gittiklerini bilmeden gözleri bağlı ve elleri kelepçeli hareket ettirildiklerini ancak teslim edilecekleri yere vardıklarında özgürlüğe kavuşmak üzere olduklarını anladıklarını belirtti.
Tarif edilemez bir sevinç
Ayaş, alıkonulan kişinin serbest bırakılacağını öğrendiği anla ilgili yaşadığı duyguyu "Alıkonulan kişiye serbest bırakılacağı haberinin verildiği gün, onun yeniden doğduğu gündür. Ben de İsrail hapishanelerinde bir numaraya dönüştüm, çıktığım gün benim doğum günüm oldu." şeklinde ifade etti.
Uluslararası Kızılhaç Komitesine ulaştığında korku ve bekleyiş duygularının yerini, kelimenin tam anlamıyla büyük bir sevince bıraktığını söyleyen Lübnanlı genç, nihayet uzun süredir uzak kaldığı insanların yanına döneceğini anladığını belirtti.
Ayaş, eve girdiği ve ailesiyle buluştuğu andaki sevincinin ise kelimelerle anlatılamayacak kadar büyük olduğunu söyledi.
İki ihtimalle yaşayan aile
Aile açısından çile, Ayaş'ın evden çıkıp geri dönmediği, nereye gittiğini ve başına ne geldiğini bilemeden iletişimin koptuğu gün başladı.
Teyzesi İlham Hamdan, ailenin yaklaşık 2,5 ayı öldürülmüş olabileceği veya İsrail güçlerinin eline düşmüş olabileceği ihtimalleri arasında sürekli bir endişe içinde geçirdiklerini söyledi.
Hamdan, serbest bırakılacak grupta "Hüseyin Ayaş" isminin bulunduğunu tahliyeden bir gün önce öğrendiklerini ancak Lübnan'ın güneyinde aynı ismi taşıyan birden fazla kişi olması sebebiyle ilk başta onun kendi çocukları olduğundan emin olamadıklarını aktardı.
Ailenin uzun bekleyişinin sona ermek üzere olduğunu anlaması, tam adının "Hüseyin Abdullah Mahmud Ayaş" olarak açıklanmasıyla kesinleşti.
Hamdan, "İki buçuk ay boyunca Hüseyin'in hayatta olup olmadığını ya da İsrail tarafından alıkonulup konulmadığını bilmeden yaşadık." dedi.
Ailesi oğullarına kavuşsa da Ayaş, diğer alıkonulanlar evlerine dönmeden sevincinin tamamlanmayacağını belirterek, Lübnan'ın güneyindeki durumun sakinleşmesini ve onların da serbest bırakılmasını temenni etti.
İsrail alıkoyduğu kişileri birer gün arayla serbest bıraktı
İsrail, 4 Eylül'de Ayaş'ın yanı sıra Lübnanlı Ali Şur ile Suriyeli Esad Hasiki ve Visam Samavi'yi serbest bırakarak Ras Nakura Sınır Kapısı'nda Uluslararası Kızılhaç Komitesine teslim etmişti.
Böylece İsrail'in 2 gün içinde serbest bıraktığı kişilerin sayısı, 3 Eylül Perşembe günü yaklaşık 11 aylık gözaltının ardından serbest bırakılan Lübnanlı Malik Kemal Razi ile birlikte 5'e yükseldi.
İsrail Başbakanlık Ofisi, yapılan incelemelerin bu 5 kişinin herhangi bir örgüte üye olduğunu veya savaş faaliyetlerine katıldığını kanıtlamadığını itiraf etmiş ve "alıkonulmaya devam edilmeleri için bir gerekçe bulunmadığını" açıklamıştı.













