Dr. Batarfi, İsrail seçimlerinin bölge politikalarına etkisini değerlendirdi

Google algoritmasına bırakmayın, okuyacağınız haberi siz seçin! Tıkla ve ekle
Güncelleme:
Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

AA Analiz'de Dr. Batarfi, İsrail seçimleri karşısında bölge ülkelerinin beklentilerini değerlendirdi. Ona göre Netanyahu'nun ayrılması fırsat olabilir ancak barış garantisi değil; Riyad normalleşmeyi Filistin devleti şartına bağlarken Ankara Suriye ve Filistin'e odaklanıyor.

Suudi Arabistan Al-Faysal Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Khaled Mohammed Batarfi, bölge ülkelerinin İsrail seçimlerinden beklentilerini AA Analiz için kaleme aldı.

***

İsrail'in komşuları, yaklaşan seçimlerde bir sonraki hükümetin bölgeyi daha güvensiz kılan politikaları değiştirip değiştirmeyeceğini merak ediyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun görevden ayrılması, bu anlamda bir fırsat olarak değerlendirilebilir ancak bu, tek başına bir barış girişimi anlamına gelmeyecektir. Bölge başkentleri, daha az çatışmacı bir muhatabın gelişini memnuniyetle karşılamak ile liderlik değişiminin işgal, tartışmalı egemenlik ve Filistinlilerin haklarının tanınmaması gibi köklü sorunlardan kaynaklanan çatışmaları çözeceğine inanmak arasında bir ayrım yapmalıdır.

Seçim aritmetiği, temkinli olmayı gerektiriyor. Anadolu Ajansı tarafından aktarılan yakın tarihli bir anket, hem Netanyahu blokunun hem de muhalefetin, tek başına iktidara gelmek için gereken çoğunluğun altında kaldığını gösteriyor. Bu nedenle, koalisyon pazarlıkları da en az önde gelen adayın kim olduğu kadar önem taşıyacaktır. Bir başbakanın uzlaşma alanı ise kısmen hangi ortakların hükümetini düşürebileceği üzerinden şekillenir. Netanyahu'ya karşı bir seçim zaferi kazanmak, otomatik olarak Filistin devletinin kurulması yönünde bir yetki alındığı anlamına gelmeyecektir. [1]

Bölgede ortak öncelikler, farklı yaklaşımlar

Bölge ülkelerinin konuya yaklaşımları farklılık arz ediyor. Kahire ve Amman için Filistinlilerin yerinden edilmesini ve sınırları boyunca istikrarsızlığın artmasını önlemek öncelikli önem taşıyor. Beyrut ve Şam, yeniden inşa için egemenliğe ve alana ihtiyaç duyuyor. Riyad, bölgesel entegrasyon ile Filistinlilerin haklarını uzlaştıran kalıcı bir çözüm arayışında. Ankara ise gelişmeleri hem Filistin meselesi hem de Suriye'nin güvenliği perspektifinden değerlendiriyor. Ülkelerin öncelikleri örtüşse de İsrail'in alacağı kararlardan etkilenme biçimleri farklılık gösteriyor.

Yeni bir hükümet, Gazze için insani yardıma erişimi kolaylaştırmak, ateşkes taahhütlerine uymak, yeniden yapılanmaya izin vermek ve geri çekilme düzenlemeleri konusunda müzakere etmek konusunda önemli kararlar alabilir. Bu tür değişiklikler hayat kurtarır ve sadece göz boyama olarak değerlendirilmemelidir ancak siyasi bir çözüm olmadan yeniden yapılanma, tekrarlanan yıkım dönemleri arasında geçici bir toparlanmayı finanse etmek anlamına gelecektir. Eylül ayında 8 bölgesel ve Müslüman ülke tarafından yapılan ortak açıklama, mevcut taahhütlerin uygulanmasını talep ederken Gazze'nin geleceğini egemen bir Filistin devletine bağladı. Bu koşul, göreve gelecek herhangi bir hükümet için esaslı bir sınav olacaktır. [2]

Batı Şeria, bir sonraki hükümeti değerlendirmek için çok daha net bir kıstas sunuyor. Hükümet, yerleşim yerlerinin genişlemesini durduracak, yerleşimcilerin şiddet eylemleriyle mücadele edecek ve Filistin topraklarını parçalayan uygulamaları geri çevirecek mi? Yoksa bu politikaları koruyup yalnızca daha diplomatik bir dille mi ifade edecek? Aynı sonuca varacak daha sakin bir yaklaşım, güven verici olmaktan çok uzak kalacaktır. Netanyahu'nun muhalifleri, ona karşı duruşlarıyla değil neleri değiştirmeye hazır oldukları üzerinden değerlendirilmelidir.

Lübnan ve Suriye bağlamında liderlik, askeri eylemlerin sıklığı, müzakere istekliliği ve anlaşmalara gösterilen saygı üzerinde etkili olabilir. Hareket alanını sürekli çatışmaya bağımlı kılmayan bir yönetim, gerilimi düşürmek adına pratik fırsatlar sunabilir ancak komşu ülkeler, güvenliklerini bir İsrailli liderin mizacına göre belirleyemez, somut düzenlemelere, egemenliğe duyulan saygıya ve İsrail'in tek taraflı güç kullanımıyla komşularının güvenlik koşullarını süresiz olarak belirleyebileceği varsayımına bir son vermesine ihtiyaç bulunuyor. İsrailli siviller de güvenliği hak ediyor, kalıcı anlaşmalarla bölgedeki tüm sivillerin güvenliğini sağlamak gerekiyor.

Suudi Arabistan ve Türkiye'nin kırmızı çizgileri

Suudi Arabistan açısından normalleşme, güvenilir bir barış çözümünün parçası olarak hala düşünülebilir bir ihtimaldir. Riyad, diplomatik ilişkilerin kurulmasını açık bir şekilde Filistin devletinin varlığı şartına bağlamıştır. İsrail başbakanının değişmesi, bu şartı ortadan kaldırmadığı gibi, Filistinlilerin yaşadığı acıların siyasi ve ahlaki sonuçlarını da silmeyecektir. Gelecekte kurulacak herhangi bir hükümetin, sunduğu teklifin sadece daha iyi bir iletişim stratejisinden ya da ucu açık yeni bir müzakere sürecinden ibaret olmadığını kanıtlaması gerekecektir. [3]

Filistin'in egemenliğine karşı çıkan gruplara bağımlı olan Netanyahu liderliğindeki bir koalisyon, bu hedefi gerçekleştiremeyecektir. Halef bir koalisyon daha fazla esnekliğe sahip olabilir ancak koalisyonun bileşimi ve programı alınan kararlarda belirleyici olmaya devam edecektir. Suudi Arabistan, ölçülebilir taahhütler talep ederken diplomatik kapıyı açık tutmalıdır. Bölgesel kabul, adil bir çözümün sağlanmasına yardımcı olabileceği için değerlidir ancak somut bir ilerleme olmadan bunu sunmak, bu etkiyi azaltacaktır.

Ankara'nın yorumu da muhtemelen benzer şekilde koşullu olacaktır. Netanyahu ile çatışmaların yoğunluğu, görevden ayrılışına potansiyel diplomatik önem kazandırıyor ancak Türkiye'nin endişeleri kişisel anlaşmazlığın ötesine uzanıyor. Ankara, ekim ayında İsrail'in Suriye'deki eylemlerini kınayarak Suriye'nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne desteğini yineledi. Yeni bir İsrail hükümeti, gerilimi azaltabilir ancak ikili arasındaki yakınlaşma, İsrail'in hem Suriye'de hem de Filistin topraklarında tavrını değiştirmesine bağlıdır. Farklı bir ton, ilişkileri tamamen onarmasa da diyaloğu başlatabilir. [4]

Bölge ülkeleri, seçimlerin pratik açıdan önemli bir değişiklik sunmadığı kanaatine varırsa tepkileri ilişkileri dondurmak değil koordineli diplomasiye gitmek olmalıdır. Kriterler üzerinde anlaşarak daha fazla entegrasyonu İsrail'in uyumuna bağlamalı, Filistin kurumlarını güçlendirmeli ve Washington ile Avrupalı ??ortaklara uygulanabilir taahhütleri desteklemeleri için baskı yapılmalıdır. Mevcut diplomatik kanallar bu amaçlara hizmet edebilir.

Seçim önemlidir çünkü hükümetlerin farklı tercihleri acıların önlenmesine katkıda bulunabilir ancak bölge, İsrail siyaseti ideal bir ortak ortaya çıkarana dek kendi çıkarlarını askıya alamaz. Bölge ülkeleri iktidara gelen koalisyonu sınamalı, gerçek ilerlemeleri ödüllendirmeli ve değişmeyen politikaları gizlemek adına sunulan "daha kabul edilebilir bir kamu imajı" yaratma girişimlerine karşı durmalıdır. Bu süreçte asıl belirleyici soru, yeni hükümetin elindeki gücü nasıl kullanacağı olacaktır.

[1] https://www.aa.com.tr/en/middle-east/israeli-opposition-leads-netanyahu-bloc-by-5-seats-3-weeks-before-election-poll/4079110'utm_source=chatgpt.com

[2] https://www.mfa.gov.tr/joint-statement-by-the-foreign-ministers-of-turkiye-egypt-indonesia-jordan-pakistan-qatar-saudi-arabia-and-uae-22-september-2026.en.mfa

[3] https://english.wafa.ps/Pages/Details/154315'utm_source=chatgpt.com

[4] https://www.mfa.gov.tr/no_-190_-israil-in-suriye-topraklarindaki-ihlalleri-hk.en.mfa

[Dr. Khaled Mohammed Batarfi, Suudi Arabistan Al-Faysal Üniversitesi Öğretim Üyesidir.]

*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Kaynak: AA
Haberler.com
2000

Haberler.com'da yer alan yorumlar, kullanıcıların kişisel görüşlerini yansıtır ve haberler.com'un editöryal politikası ile örtüşmeyebilir. Yorumların hukuki sorumluluğu tamamen yazarlarına aittir.