Ergenekon" Davası Temyiz Duruşması - Haberler
Haberi Paylaş

Ergenekon" Davası Temyiz Duruşması

Ergenekon

"Ergenekon" davasının temyiz duruşmasında beşinci gün, sanık savunmalarıyla devam ediyor.

"Ergenekon" davasının temyiz duruşmasında beşinci gün, sanık savunmalarıyla devam ediyor.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi'ndeki duruşmaya, emekli Orgeneraller Hurşit Tolon, Nusret Taşdeler, Yalçın Küçük, Kemal Kerinçsiz, Nusret Senem ve Hikmet Çiçek'in de aralarında bulunduğu bazı sanıklar, avukatları ve yakınları katıldı.

Aydınlık Gazetesi Yazarı Hikmet Çiçek savunmasında, Ankara'da yaşanan terör saldırısını kınayarak, "Karşımızdaki örgüt, cumartesi günü 97 canımızı alan IŞİD terör örgütünden çok daha tehlikelidir, çok daha vahimdir. Devlet içinde, poliste, yargıda, sivil bürokraside, devlet içinde yuvanlandığı için IŞİD'den daha tehlikelidir. Cumhuriyetimizi yıkmak istediler ama bunun öyle kolay almayacağını anladılar. Şimdi kendileri Silivri'deler" diye konuştu.

"Ergenekon" davasının, bir hukuk davası değil, "Cumhuriyet'le hesaplaşma davası, bir karşı devrim operasyonu" olduğunu belirten Çiçek, "Tertibin bir ucu Atlantik'in ötesine dayanmaktadır. Türkiye'dekiler ise onların iş birlikçisi ve tetikçileridir. Bu dava toplumu sindirmek, susturmak, korkutmak için açılmıştır. Burada hukuk, bir maşa gibi sadece alet olarak kullanılmıştır" görüşlerini savundu.

Devletin gizli belgelerini elinde bulundurmakla suçlandığını, Ergenekon davasında en uzun süre hapiste kalan sanıklardan biri olduğunu ifade eden Çiçek, 25 Mart 2008'de gözaltına alındığında, Aydınlık dergisinin haber-araştırma müdürü ve aynı zamanda İşçi Partisi basın bürosu başkanı olarak görev yaptığını anlattı.

Hikmet Çiçek, "Ergenekon" davası savcılarının, yargıçlarının, gizli bir örgüt içinde olması gereken hiyerarşiyi bir türlü delillendiremediklerini belirterek, kullandığı telefonun rehberinde Doğu Perinçek, Nusret Senem, Ferit İlsever, Emcet Olcaytu, Serhan Bolluk, Mehmet Perinçek gibi İşçi Partili yönetici ve üye arkadaşlarının isimlerinin bulunmasını bile "sanığın bir kısım diğer sanıklarla irtibatı" olarak gösterildiğini kaydetti.

Ergenekon savcısının mütalaasında, "kendisinden birçok askeri ve istihbari nitelikli belge ele geçmiş olması dikkate alındığında, Ergenekon Terör Örgütünde önemli bir konumu bulunduğu" sonucuna varıldığını anlatan Çiçek, "Harp Akademileri Komutanlığının halka açık stantlarında satılan kitaplar, 28 Şubat süreci sırasında o süreci anlatan Batı Çalışma Grubuna ilişkin raporlar, 'Batı Harekat Konsepti' adı verilen ve o dönemdeki Genelkurmay kaynaklı resmi çalışmalardır. Bu belgeleri toplamışım, kitap yapmışım. 'İrticaya karşı Genelkurmay belgeleri' adı altında 1997 yılında yayımlanmış. Kitap, sadece bu belgelere dayanıyor. Suç mudur bu?" diye sordu.

Çiçek, 13 yıl önce yazdığı "Hangi Hizbullah" adlı kitabında kaynak göstererek kullandığı Jandarma Genel Komutanlığının "Hizbullah Terör Örgütü ve Diğer İrticai Faaliyetler, Eylül 1999" kitapçıktan dolayı da cezalandırılmasının istendiğini söyledi.

Bir gazetecinin arşivinde pek çok şey bulunacağını ifade eden Çiçek, "Evimde, iş yerimde, bilgisayarımda bulunan haberler, haber notları, bilgi notları yüzlercedir. Bir gazeteciye değişik konularda sayısız bilgi ve haber gelir. Bir gazetecinin arşivinde devletin resmi belgesi de olur, gayri resmi belge de. İmzalı imzasız mektuplar olur, tehditler de olur, övgüler de. Ben neyin arşivini yapacağımı savcılara mı soracağım?" dedi.

Davanın gizli tanıklarını da eleştiren Çiçek, "Ergenekon" davasının, gizli tanık beyanları üzerine kurulduğunu belirtti. "Gizli tanıklar arasında koyun hırsızı, oto hırsızı, kız kardeşinin kızını satan da var, gayrimeşru alemde tanınmak için çabalayan da PKK'lı da..." diyen Çiçek, gizli tanıkların hiçbir kanıt, bilgi ve görgüye dayanmayan ifadelerine dayanarak Ergenekon sanıklarının yıllarca hapiste tutulduğuna vurgu yaparak, şöyle konuştu:

"Yaklaşık 20 yıldır Aydınlık'ta yaptığım haberlerdir benim suçum. Ben, Fetullahçı Gladyo'nun devlet içindeki yuvalanmasına karşı yıllardır mücadele eden insanlardan biriyim. Bu konuda birkaç kitaba sığacak sayısız haber yaptım. Hem de ses getiren, devlet içinde, kamuoyunda tartışılan haberler. Bu karanlık örgütlenmeyle mücadele eden haberler. 10 Ocak 1999 tarihli Aydınlık'ın kapak haberini, 'Devlete sunulan rapor: Fethullah Emniyeti Ele Geçirdi' haberini ben yazmıştım. Bu haber üzerine, Başbakanlık Teftiş Kurulu soruşturma başlatmış, Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde soruşturma açılmıştı ama o günlerde ne yazık ki devlet içindeki bu cemaat yapılanmasına karşı güçlü bir siyasi irade olmadığı için soruşturmadan bir sonuç çıkmamıştı. Suçlarım Aydınlık'taki haberlerimdedir. Ben o yazıları bugün de savunmaktan onur duyuyorum."

Çiçek, bu davanın esastan bozulmasını ve karşıdaki suç örgütü hakkında suç duyurusunda bulunmasını istedi.

Levent Kırca'ya anma

Hikmet Çiçek'in avukatı Ceyhan Mumcu da Ankara'daki terör saldırısında hayatını kaybedenlerin yanı sıra tiyatro sanatçısı Levent Kırca'yı da anmak istediğini söyledi.

Kırca'nın, bir sanatçı olarak bu duruşmaları yakından izlediğini, kendilerine sahip çıktığını anlatan Mumcu, Kırca'nın duruşmalardaki gözlemlerini bir tiyatro oyunuyla Türk kamuoyuna sunduğunu ifade etti .

Mumcu, müvekkili Hikmet Çiçek'in, gazeteci olarak elinde bulundurduğu belgeler ve yaptığı haberler nedeniyle suçlandığına dikkati çekerek, "Ben kardeşim Uğur Mumcu'dan biliyorum, gazeteciye çok belge gelir" dedi. Çiçek'in de mesleğinin gereği olarak arşivlediği belgeler nedeniyle suçlandığını ifade eden Mumcu, bu davanın bir an önce sonuçlandırılmasını istedi.

Emekli binbaşı Emek'in savunması

Sanık emekli binbaşı Fikret Emek de savunmasında, sözde örgüt üyesi olduğu gerekçesiyle 41 yıl 10 ay hapisle cezalandırıldığını belirtti.

Özel Kuvvetler Komutanlığı görevindeyken emekli Albay Mustafa Levent Göktaş ile irtibatlı olduğu için cezalandırıldığını da anlatan Emek, "Yıllarca Özel Kuvvetler Komutanlığı bünyesinde hain bölücü terör örgütüne karşı Göktaş ile omuz omuza savaşarak, kader birliği yapmamız örgütsel bağlantı olarak kabul edilmiştir" dedi.

Doğu'da terör örgütüne karşı yaptığı görevlerden birinde dağda ağır yaraladığını, gazi unvanı aldığını söyleyen Emek, "Vatanı uğruna kanını dökmüş bir gazinin asla terörist olamayacağını anlamamaları mümkün değildir. Bana terörist denilmesini hazmedemiyorum" diye konuştu.

Evinde ele geçen silahlar nedeniyle da davaya dahil edildiğini vurgulayan Emek, yanında bulundurduğu iki silah ve patlayıcıları, teröristlerden kamp bölgelerinde ele geçirdiklerini ve bunları teröristlere karşı kullandıklarını anlattı. Emek, "Teröristlerin kamp bölgelerinden aldığım ve kullanım süreleri geçen, kullanılmayacak haldeki bu silahlar delil yapıldı" dedi.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi Başkanı Eyüp Yeşil'in, silahların kullanılamaz durumda olduğuna dair rapor alınıp alınmadığını sorması üzerine Emek, silahların ve patlayıcıların fotoğraflarından paslı ve küflü olduğunun görüleceğini, mahkemenin bu konuda rapor aldırmadığını ve patlayıcıların imha edildiğini belirtti.

Emek'in Avukatı Abdullah Eren de dağda terörle mücadele sırasında, terör örgütü kamplarından elde edilen silahların ne şekilde kullanıldığının herkes tarafından bilindiğini söyledi.

Eren, ele geçirilen 9 eğitim bombasının 15 yıl boyunca açılmadığından paslı ve küflü olduğunun görüldüğünü ancak arama sırasında paslı bombaların yanına yeni bombaların da eklendiğini iddia etti.

Yargılama sırasında bu iddialarını dile getirdikleri halde sonradan koyulan bombaların ertesi gün imha edildiğini Eren, hiçbir araştırma yapılmadan, istedikleri raporlar alınmadan müvekkilinin "örgüte silah temin etmek"le suçlandığını kaydetti.

Avukat Eren, davanın esastan sonuçlandırılarak, Emek hakkındaki mahkumiyet kararının bozulmasını istedi.

AA - Son Dakika Haberleri

Abdullah Eren, Ceyhan Mumcu, Levent Kırca, Hikmet Çiçek, Politika, Güncel, Haber

title