Keşmir sorunu: Uluslararası hukuk, Pakistan'ın ilkesel duruşu ve küresel vicdanın sessizliği

Keşmir sorunu: Uluslararası hukuk, Pakistan'ın ilkesel duruşu ve küresel vicdanın sessizliği
Güncelleme:
Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

Cammu ve Keşmir sorunu, Birleşmiş Milletler gündemindeki en eski çözülememiş meselelerden biri olmaya devam ediyor. Editör, siyasi analist ve kitap elçisi Naveed Aman Khan konuyla ilgili önemli bir makale kaleme aldı.

Cammu ve Keşmir sorunu, Birleşmiş Milletler gündemindeki en eski çözülememiş meselelerden biri olmaya devam ediyor ve Güney Asya'da sürekli bir gerginlik kaynağıdır. Alt kıtanın bölünmesinden yetmiş yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen, bu sorun hâlâ bölgesel istikrarı, nükleer barışı ve uluslararası hukukun temel ilkelerini tehdit etmektedir. Pakistan'a göre Keşmir, bir toprak meselesi değil; kendi kaderini tayin hakkı, insan hakları ve uluslararası hukuk düzeninin güvenilirliğiyle ilgili bir konudur. Pakistan'ın Keşmir konusundaki tutumu sürekli, ilkesel ve BM kararlarına dayalıdır. Buna karşılık Hindistan'ın Cammu ve Keşmir üzerindeki kontrolü, rızaya değil zor kullanmaya dayanan gayrimeşru bir işgal olarak görülmektedir.

Keşmir sorununun merkezinde, BM Şartı'nda yer alan ve birçok BM Güvenlik Konseyi kararıyla tekrar vurgulanan kendi kaderini tayin hakkı vardır. Örneğin 1948 tarihli BM Güvenlik Konseyi'nin 47 sayılı kararı, Cammu ve Keşmir'i ihtilaflı bölge olarak tanımış ve halkın geleceğini belirlemesi için özgür ve tarafsız bir plebisit yapılmasını öngörmüştür. Pakistan, kalıcı bir çözümün bu kararlara uygun olması gerektiğini sürekli dile getirmiştir. Hindistan ise bu kararların uygulanmasına karşı çıkmış ve bölge üzerindeki kontrolünü idari, askeri ve demografik yöntemlerle pekiştirmiştir.

Hindistan'ın "Hindistan Tarafından İşgal Edilen Cammu ve Keşmir" üzerindeki iddiası uluslararası hukuk açısından meşru değildir. Bölge hâlâ uluslararası alanda ihtilaflı olarak tanınmaktadır ve tek taraflı adımlar bu statüyü değiştiremez. Hindistan'ın 2019'da Anayasa'nın 370 ve 35A maddelerini kaldırması, uluslararası hukukun ciddi bir ihlali olarak görülmüştür. Bu adım, işgalci gücün demografik yapıyı değiştirmesini yasaklayan Cenevre Sözleşmesi'ne aykırıdır. Pakistan bu kararı sert şekilde reddetmiş ve bunun Keşmir'i kalıcı olarak ilhak etme girişimi olduğunu belirtmiştir.

KEŞMİR SORUNU SADECE HUKUKİ DEĞİL, AYNI ZAMADA BÜYÜK BİR İNSAN HAKLARI KRİZİDİR

Keşmir sorunu sadece hukuki değil, aynı zamanda büyük bir insan hakları krizidir. Bölge dünyanın en fazla askerle kontrol edilen yerlerinden biri haline gelmiştir. Yıllar boyunca uluslararası insan hakları kuruluşları ve bağımsız gözlemciler, keyfi tutuklamalar, işkenceler, zorla kaybetmeler ve yargısız infazlar gibi çok sayıda ihlali rapor etmiştir. 1980'lerden bu yana yüz binden fazla sivil hayatını kaybetmiştir.

Hindistan'ın uyguladığı AFSPA yasası güvenlik güçlerine neredeyse tam dokunulmazlık vermekte, bu da hesap verebilirliği ortadan kaldırmaktadır. Sivilleri kör eden saçma sapan silahlar (pellet guns), uzun süreli sokağa çıkma yasakları, iletişim kesintileri ve toplu tutuklamalar yönetim aracı değil, baskı yöntemleridir. Pakistan bu durumu uluslararası platformlarda sık sık gündeme getirmiştir.

Pakistan'ın tutumu saldırganlık veya yayılmacılık değil, uluslararası taahhütlere bağlılıktır. İslamabad, sorunun barışçıl yollarla, diyalog ve BM mekanizmalarıyla çözülmesini savunmaktadır. Pakistan, Keşmir halkının mücadelesinin dışarıdan yönlendirilmediğini, tamamen onların kendi iradesine dayandığını vurgulamaktadır.

Uluslararası toplumun rolü ise hayal kırıklığı yaratmıştır. Büyük güçler zaman zaman endişelerini dile getirse de bu sözler somut adımlara dönüşmemektedir. Stratejik çıkarlar ve ekonomik ilişkiler, insan hakları konusundaki evrensel değerleri gölgede bırakmaktadır. Bu sessizlik, uluslararası hukukun otoritesini zayıflatmaktadır.

BM, SADECE SÖZLÜ ENDİŞLERLE YETİNMEMELİ, KARARLARINI UYGULAMAK İÇİN AKTİF ROL ÜSTLENMELİDİR

BM kararları güçlü devletler tarafından süresiz şekilde görmezden gelinebiliyorsa, çok taraflı sistemin güvenilirliği sorgulanır. Adil ve kalıcı çözüm, zaten uluslararası toplum tarafından kabul edilmiş çerçevede mümkündür. BM, sadece sözlü endişelerle yetinmemeli; kararlarını uygulamak için aktif rol üstlenmelidir. Bu, özel temsilciler atamayı, insan hakları ihlallerini izlemeyi, iletişim kısıtlamalarını kaldırmayı, siyasi tutukluları serbest bırakmayı ve özgür bir plebisit için uygun ortamı sağlamayı içerir. Pakistan, BM gözetiminde böyle bir süreci desteklemeye hazır olduğunu defalarca belirtmiştir.

Sonuç olarak Keşmir sorunu, uluslararası toplum için ahlaki, hukuki ve siyasi bir sınavdır. Pakistan'ın tutumu nettir: Cammu ve Keşmir uluslararası hukuk açısından ihtilaflı bir bölgedir, Hindistan'ın varlığı gayrimeşru bir işgaldir ve Keşmir halkı kendi geleceğini belirleme hakkına sahiptir. Güney Asya'da barış, ancak adalet, uluslararası hukuka saygı ve halkın iradesinin tanınmasıyla sağlanabilir.

Makalenin yazarı, editör, siyasi analist, kitap elçisi ve İslamabad'da yaşayan, birçok kitabın yazarıdır. Kendisine naveedamankhan@hotmail.com adresinden ve X'te @AmanNaveed11 hesabından ulaşılabilir.

Naveed Aman Khan

Haberler.com / Dünya
Haberler.com
500

Haberler.com'da yer alan yorumlar, kullanıcıların kişisel görüşlerini yansıtır ve haberler.com'un editöryal politikası ile örtüşmeyebilir. Yorumların hukuki sorumluluğu tamamen yazarlarına aittir.