"Biz Başkalarının Önünde Diz Çökmeyiz"

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli TBMM Genel Kurul Toplantısında Konuştu.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, AK Parti'nin klonlanması önerisine sinirlenerek, 'Siz kim oluyorsunuz?" diyen MHP'ye yüklenen Başbakan Erdoğan'a, "Biz ne başkalarının önünde diz çöker, 'deliğe süpürmeyin' diye yalvarırız, ne de aziz şehidine hakaret eder, canilere 'sayın' diye hitap ederiz" sözleriyle cevap verdi.
Bahçeli, 2002 seçimlerinde MHP'nin yüzde 18'den yüzde 8.3'lere gerilediğini hatırlatan Erdoğan'a tepki göstererek, "Evet, 2002 seçimleri ile partimiz yaklaşık yüzde 18 oydan, yüzde 8.3 oya inmiş ve barajı geçemeyerek Meclis dışı kalmıştır. Bu bir yaşanmış vakıadır. MHP'siz siyasetin kurgulandığı bu senaryoda, baş aktörün AK Parti olduğu artık belli olmuştur. Milliyetçilik yüzde 8.3'e inerken, teslimiyetçilik yüzde 34.3'e yükselmiştir" diye konuştu.
MHP lideri, AK Parti'yi 'küresel sermayenin figüranı' olmakla, CHP'yi ise 'kendisini cumhuriyetin bekçiliğini vehmetmekle' suçladı.
Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, AK Parti ve CHP'ye yüklenerek, "Bir yanda küresel güçlerin figüranı olduğu artık iyice ortaya çıkan AKP zihniyeti ile diğer yanda kendilerine Cumhuriyetin bekçiliğini vehmeden ana muhalefetin tavrı karşısında bunalan vatandaşlarımız huzura, esenliğe, güvene tam anlamıyla hasret kalmıştır" diye konuştu.
Bahçeli, AK Parti'nin hakkında açılmış kapatılma davası için 'ne olacaksa bir an önce olsun' aceleciliğine sığınarak sonucu bekleyeceği yerde, ilk genel seçime kadar, siyaseten hem kendisinin hem de Türkiye'nin önünü açacak girişimlere başlaması gerektiğini savundu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, 'AK Parti'nin klonlanması' önerisi getiren MHP'ye yönelik sert açıklamalarını cevaplayan Bahçeli, şunları söyledi: "Bizim önerimizin esası budur. Bugün itibariyle başka bir kısa vade çözüm şekli ve yolu da görünmemektedir. Başbakan'ın MHP'ye yönelttiği çirkin suçlamalar, gerçekleri ısrarla ve inatla saptırmak isteyen tehlikeli bir psikolojinin tezahürleri olmuştur. Sayın Başbakan geçtiğimiz haftaki grup konuşmasında zımnen partimizin girişimini hatırlatarak, önerimizle yargısız infaz yaptığımızı belirtmiş, sözde kendilerine hesap kestiğimizden bahsetmiştir. Bizim siyasi etikten nasip almamış olduğumuzu söylemiş ve eğer birileri siyasetten çekilecekse bunu milletin söyleyebileceğini belirtmiştir. Ayrıca, Başbakan Erdoğan önerilerimizi gayri meşru bulmuş, bunların milli ve manevi değerlerimize de demokratik değerlere de sığmayacağından dem vurmuştur. Bizim meselemiz AK Parti'nin ve Başbakan'ın siyasi geleceği değil, ülkemizin ve demokratik rejimimizin geleceğidir. Bu konularda görüşlerimizi açıklamak da Başbakan'ın keyfine ve iznine tabi değildir. AK Parti, kendi parti meclis grubuna uyguladığı düşünme ve konuşma yasağı ve sansürüne bizim de uymamızı herhalde beklememektedir. AK Parti'nin ve Başbakan'ın bu süreçte nasıl bir yol izleyeceği kendi bilecekleri bir iştir. Buna karışan yoktur. Burada yargısız infaz yapmak ve Genel Başkanlarının feda edilmesini isteyen de yoktur. Yapılan sadece, en kötü durum senaryosunu hatırlatmak ve buna şimdiden hazırlıklı olmanın her bakımdan yararlı olacağı konusunda kendilerini uyarmak ve milletimizle paylaşmaktır. Fakat, bu söyledikleri kendince menkul olan Başbakan Erdoğan'ın bir tespiti vardır ki, yerinde ve doğrudur. Evet, 2002 seçimleri ile partimiz yaklaşık yüzde 18 oydan, yüzde 8.3 oya inmiş ve barajı geçemeyerek Meclis dışı kalmıştır. Bu bir yaşanmış vakıadır. Ancak, bu durumu yalnızca demokratik siyasi mücadelenin bir doğal sonucu olarak görmek saf dillik olacaktır. Küresel güçlere dur diyen Milliyetçi Hareketin o seçimde Meclis dışı kalışı ile bu dayatmalara kucak açan AK Parti'nin yükselişi arasında anlamlı bir bağ mutlaka olmalıdır. Bilinmelidir ki Sayın Başbakan'ın örnek verdiği 3 Kasım 2002 seçimlerinin sonucunda oluşan Meclis aritmetiği, kendilerine taşeron arayan küresel güçlerin yönlendirdiği kirli siyasetin eseri olarak ortaya çıkmıştır. Türk milletinin menfaatleri ve onuru ile bölgemizdeki barış dengelerini gözeten partimizin, seçim sürecinde Meclisten uzaklaşması için her türlü oyun içte ve dışta oynanmıştır.
Hatırlanacağı üzere partimiz, bu dönemde kritik karar gerektiren her konuda Türkiye'nin etrafındaki kuşatılmışlık ve teslimiyet anlayışını kırmaya çalışmış, milli meselelerde onurlu duruşun temsilcisi olmuştur. Bu dönemde devlette devamlılık anlayışının bir gereği olarak, bir devlet stratejisi halinde geçmişten kalan uluslararası bazı angajmanları ortaklığın sınırlarını zorlayarak sorgulamıştır. Ülkemizi, başka başkentlerin çekim ve etki alanından kurtarmaya çalışmış, sorunlara yalnızca Ankara'dan bakan 'Türkiye merkezli' bir bakış tarzını siyasete egemen kılmaya çalışmıştır. Siyasetimizde bir istikrar, denge ve güven unsuru olan MHP'nin gerilemesi ve AK Parti'nin işbaşına gelmesi ile; Küresel gücün Ortadoğu'da kan dökmeye başlaması, bölücülüğün alabildiğine artması, terörü sıfırlamış Türkiye'de şahadetlerin yeniden başlaması ve kaynaklarımızın sınır tanımaksınız yabancılara peşkeş çekilmesi asla bir tesadüf değildir. MHP'siz siyasetin kurgulandığı bu senaryoda, baş aktörün AK Parti olduğu artık belli olmuştur. Milliyetçilik yüzde 8.3'e inerken, teslimiyetçilik yüzde 34.3'e yükselmiştir." MHP lideri, MHP'yi kastederek, "Siz kim oluyorsunuz?" diyen Başbakan Erdoğan'a şu sözlerle cevap verdi: "Bu soru bizim kendimizi ve düşüncemizi bir kez daha Sayın Başbakan'a anlatmamız gereğini doğurmuştur. Buradan Sayın Başbakan ve AK Parti yönetimine diyorum ki, biz Milliyetçi Hareket Partisiyiz. İlhamını, gücünü ve inancını milletinden alan Türk milliyetçileriyiz. Türkiye sevdamız, Türk milleti sevgimizdir. Vatan, bayrak, kardeşlik ortak paydamız, bağımsızlık, demokrasi ve hürriyet kavgamızdır. Biz Çanakkale'de göğsünü siper eden neslin evladıyız. Türkiye Cumhuriyetini önce kurtaran ve sonra kuran iradenin adıyız. Biz ne devletimizle didişir yabancılara şikayet ederiz, ne milletimizi kimliksizleştirerek içi boş bir ahali haline getirmeyi isteriz. Yabancıların eleştirilerine boyun eğmeyiz. Avrupa'nın ülkemizi kınayan kararlarına imza atmayız. Biz ne başkalarının önünde diz çöker, deliğe süpürmeyin diye yalvarırız, ne de aziz şehidine hakaret eder, canilere sayın diye hitap ederiz. Yurdumuzu canımızdan aziz bilir, gereğinde gözümüzü kırpmadan kendimizi feda ederiz. Mağdur oluruz, ancak mağrur dururuz, istismarını asla yapmayız, aksi bize yakışmaz. Dik dururuz, eğilmeyiz, sözümüzün eriyiz, başka türlü olmak bize düşmez. 'Önce ülkem, sonra partim ve sonra ben' deriz ve yeri geldiğinde gereğini derhal yaparız. Düzenlerin, tertiplerin, komploların içinde olmayız, olduğumuz gibi görünür, göründüğümüz gibi de oluruz.
Biz Milliyetçi Hareketiz. Dün ne isek bugün de oyuz. Bu ilkelerle yola çıkarak, tamamen milletimizin ve devletimizin selameti açısından yapıcı önerilerde bulunduk. Başka bir niyetimiz ve maksadımız yoktur ve olamaz. Demokrasimizin geleceği için partimiz 70 milletvekili ile üzerine düşen görev ve sorumluluğu bugün de hiçbir karşılık beklemeden yerine getirmeye hazırdır".
(YZE-ÖK-Y)

















