Başbakan Erdoğan Bursa'da İftara Katıldı: (1)
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 'Bizleri Ramazana Ulaştıran Rabbimiz, İnşallah Bayrama da Ulaştırsın Temennisinde Bulunuyorum
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 'Bizleri Ramazana ulaştıran rabbimiz, inşallah bayrama da ulaştırsın temennisinde bulunuyorum. Tabii ki, başka temennim, 'inşallah iki bayramı bir arada yaparız' temennimdir' dedi.
Erdoğan, partisinin Bursa İl Başkanlığı tarafından Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi'nde düzenlenen iftar yemeğine katıldı. Yemeğin ardından konuklara hitap eden Erdoğan, ramazan ayında son güne girildiğini belirterek, rahmet, bereket ayının sonuna gelindiğini söyledi.
Ramazan ayının gerek Türk milleti, gerek İslam alemi gerekse tüm insanlık için barışa, huzura, kardeşliğe, vesile olmasını Allah'tan dileyen Erdoğan, 'Bizleri Ramazana ulaştıran Rabbimiz, inşallah bayrama da ulaştırsın temennisinde bulunuyorum. Tabii ki, başka temennim, 'inşallah iki bayramı bir arada yaparız' temennimdir' diye konuştu. Bursa ve Balkan şehirlerinin benzerliğine dikkati çeken Erdoğan, Balkan kelimesinin aslında herkesin bildiği gibi yüksek, aşılmaz, sarp dağ anlamına geldiğini belirterek şöyle konuştu:
'Tarih boyunca biz bu sarp dağları aşmayı, birbirimizle buluşmayı, kucaklaşmayı hep birlikte başardık. Bu bölgedeki tüm insanların ortak tarihi, kültürleri, değerleri var. Örneğin Bursa'dan yola çıkıp yüzlerce kilometre sonra Saraybosna'ya vardığınızda orada Bursa'ya tıpatıp benzeyen bir şehir buluyorsunuz. Adı Bursa olan hanlar, çarşılar görüyorsunuz. Üsküp'teki kardeşim buraya Bursa'ya geldiğinde asla yabancı şehre değil, kendi şehrine, kendisinden bir şehre geldiğini hissediyor. Minareleriyle, köprüleriyle hanlarıyla, medreseleriyle, kütüphaneleriyle bizim şehirlerimiz hep birbirine benziyor. Priştine'de bunu görüyorsunuz. Bosna'da, Köstence'de, Kırcaali'de, Selanik'te, Gümülcine'de, Manastır'da daha nice şehirler, aynı mimariyi, ruhu, özü taşıyor. Yemeklerimiz, kültürlerimiz şarkılarımız folklorumuz birbirine benziyor. Bunların ötesinde biz ortak tarihi paylaştığımız kadar ortak geleceği de paylaşıyoruz. Hatta ortak kaderi paylaşıyoruz.'
Erdoğan, bölgedeki ülkelerin, halkların kaderinin asla birbirinden ilgisiz, kopuk ve bağlantısız olmadığını dile getirerek, 'Biz bu bölgenin tarihini birlikte yazdık. Emin olunuz ki, istikbalini geleceğini de hep birlikte yazacağız. Tarih boyunca nasıl her şeyi paylaştıysak bugün de sevincimizi, hüzünlerimizi, ideallerimizi paylaşıyoruz' dedi.
- 'AKDENİZ'İN HUZURU AFRİKA'NIN REFAHI MESELEMİZ OLDU'-
Saraybosna'nın sevincinin İstanbul'un, Edirne'nin ve Bursa'nın sevinci olduğunu vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:
'Üsküp'ün, Sofya'nın, Bükreş'in, Priştine'nin hüznü İzmir'in, Diyarbakır'ın, Ankara'nın, Antalya'nın hüznüdür. Onun için biz yakın coğrafyamızın meseleleriyle ilgilenmeye bölgelerimizdeki ülkelerle her açıdan dayanışma içinde olmaya azami hassasiyet gösterdik. Sadece Balkanlar değil Kafkasya'nın barışı, Ortadoğu'nun istikrarı, Akdeniz'in huzuru, Afrika'nın refahı bizim meselemiz oldu. Bölgesel barış, küresel adalet için her fırsatta ağırlımızı koyduk. Bakınız şu anda dünyada dikkatleri üzerinde toplayan, takdirleri üzerinde toplayan bir Türkiye var. Belli bir ülkeyle, ülkelere takılıp kalmıyoruz. Çok boyutlu düşünüyoruz. Bir yandan AB ile katılım müzakereleri yapıyor, diğer yandan Ortadoğu ülkeleriyle yakın ilişkiler geliştiriyoruz. Bir yandan İran'ın, Suriye ve Lübnan'ın uluslararası meselelerine yapıcı katkılar sağlıyor diğer yandan Toronto'da New York'ta, Pittsburgh'da katıldığımız zirvelerde küresel ekonomi hakkında tezlerimizi ortaya koyuyoruz.'
Erdoğan, Suriye, Lübnan, Ürdün ve Libya ile vizeleri kaldırdıkları gibi Sırbistan ve Rusya ile nisbi olarak da vizeleri kaldırdıklarını belirterek, çevredeki ve bölgedeki ülkelerle ticareti, dayanışmayı ve işbirliğini artırdıklarını anlattı.
Barış, dayanışma ve kardeşlikten başka hiçbir gaye taşımadıklarını vurgulayan Erdoğan, 'Tiflis için nasıl adalet istediysek Saraybosna, Priştine için de aynı şekilde adalet istedik. Bakü için, Karabağ için Lefkoşa için nasıl hukuk istiyorsak Kabil, Bağdat için de hukuk istiyoruz. Haiti'nin, Şili'nin, Pakistan'ın çocukları için nasıl seferber olduysak Kudüs'ün çocukları Gazze'nin çocukları için aynı şekilde seferber oluyoruz' diye konuştu.
- 'HUZURUN, BARIŞIN, İSTİKRARIN TEMİNATI OLAN BİR TÜRKİYE'-
Erdoğan, Müslüman, Hristiyan, Musevi ayrımı yapmadıklarını da belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:
'(Bu insandır) diye bakıyoruz. Sadece şu son 8 yılda Balkan ülkelerinde çok sayıda tarihi esere sahip çıktık. Onardık, hizmete açtık. Balkanlar'daki Osmanlı eserlerini gün yüzüne çıkarmak, insanlık mirasına kazandırmak için yoğun gayret içinde olduk. Son çıkardığımız yasayla Dış Türkler Başkanlığını kurduk. Devlet Bakanı Faruk Çelik'e bağladık. Onun makamına bağlı olarak kurduk. Bu kurum Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu olmak üzere dünya üzerinde tüm soydaş ve vatandaşlarımızın sorunlarıyla yakından ilgilenecek. Ülkemiz, bölgemiz adına büyük hedeflerimiz var. Türkiye'nin güven ve istikrar zemininde büyümesi için mücadele ediyoruz. Güçlü bir politika, ekonomi, yani güçlü bir Türkiye hiç kuşkunuz olmasın bölgede huzurun, barışın, istikrarın teminatı olan bir Türkiye anlamına gelir. '
- '12 EYLÜLDE KAZANAN TÜRKİYE OLACAK'-
Erdoğan, 12 Eylül 2010'da gerçekleştirilecek halk oylamasının bu noktada çok büyük hayatiyet arz ettiğini vurgulayarak, şunları söyledi:
'12 Eylülde kazanan asla ve asla bir siyasi parti olmayacak, kaybeden de bir ya da birkaç siyasi parti olmayacak. 12 Eylülde kazanan AK Parti olmayacak, herhangi bir kesim ya da zümre olmayacak. 12 Eylülde ülkenin tamamı, 73 milyonun tamamı kazanacak. 12 Eylül itibarıyla umut dolu, vizyon yüklü, ufku olan bir Türkiye olarak yolumuza devam etmek istiyoruz. Prangalardan kurtulmuş olarak yolumuza devam etmek istiyoruz. Sanayi şehri Bursa'da şunu özellikle altını çizerek ifade etmek istiyorum; 13 Eylülden itibaren Türkiye çok daha büyük, sağlam çok da istikrarlı zemine kavuşacak. Türkiye, ekonomi, yatırım, istihdam ve üretim açısından çok güvenli zemine kavuşacak. 8 yıldır hükümet olarak Türkiye'yi 2 sihirli kavramla buluşturduk; istikrar ve güven. Bunu koruyoruz, bunun kaybolmasını istemiyoruz. İstikrarı, güveni olmayan ülkeye kimse yatırım yapmaz. Bunları bir yana bırakın demokrasisi ileri olmayan ülkeye kimse yatırım yapmaz. Çünkü demokrasi ile ekonomi at başıdır. Demokrasi geriyse ekonomi de geridedir. Demokrasiyi ileri taşıyorsanız o ülkede ekonomi de katlayacaktır. Son 8 yılın parametrelerine bakıldığında demokraside aldığımız mesafelerle ekonomide sıçrama yaptık.'
- '12 EYLÜLDE İKİ ŞEY OYLANACAK'-
Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin istikrar ve güven zemininin daha da pekişeceğini dile getirerek, şeffaf bir yönetim anlayışıyla bu sürecin devam ettirilmesi gerektiğini bildirdi.
Devlet öncelikli ülke değil, insan öncelikli ülke yolunda mücadele verdiklerini vurgulayan Erdoğan, şöyle konuştu:
'Hanımların, kadınlarımızın özellikle kendi haklarının anayasal teminat altına alındığı bir ülke, çocuklarımızın istismarının önlendiği ülke, özürlülerin anayasal güvence altına kavuştuğu bir ülke, şehitlerimizin, dul ve yetimlerinin anayasal güvence altına alındığı bir ülke, 12 Eylülde AK Parti değil Türkiye kazanacak. 12 Eylülde iki şey oylanacak. Darbe anayasası, milletin anayasası. 'Hayır' diyenler 'darbe anayasası'na 'evet' diyorlar. 'Evet' diyenler 'milletin anayasasına 'evet' diyorlar. Aradaki fark bu. 12 Eylülde Türkiye üzerindeki vesayetçi anlayışı, statükocu anlayışı def edecektir. Kadınlar, çocuklar, gençlerimiz kazanacaktır, şehitlerimizin bizlere emaneti kazanacaktır. Üstünlerin hukuku değil, hukukun üstünlüğü egemen olacaktır.'
- 'KİMİN ÖN BAHÇESİ OLACAKSIN?'-
'Yargı birilerinin arka bahçesi değil, milletin ön bahçesi olacaktır' diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
'Yargıtay başkanı bir ifade kullandı, 'kimsenin ne arka ne ön bahçesi olmayacağız' dedi. Kararı verirken millet adına mı veriyorsun? Bundan sonra kararı verirken millet adına verme. Milletin ön bahçesi olmayacaksın da kimin ön bahçesi olacaksın? Son cümleleri bağlarken 'millet adına' diyorsun. Biz de sizden başka bir şey istemiyoruz. Diyoruz ki, 'millet adına karar verin'. Siyasetçi gibi ortalarda dolaşmayın. Yargı, meydanlarda dolaşarak, konuşarak hareket etmez. Yargı kararlarıyla konuşur. Biz sizden bunu bekliyoruz. Siz kararlarınızla konuşacaksınız. Bu ülkede yasamanın nasıl çalışacağı ortadadır, yürütmenin nasıl çalışacağı, yargının nasıl çalışacağı ortadadır. Bu ülkede bir yargı oligarşisi oluşturulmuş ve bununla ne yazık ki yürütme engellenmek isteniyor. İşte bu atılan adım, aynı zamanda buna. İnşallah Bursa, bitişin değil, yeni başlangıçların şehridir ve yeni başlangıçlara vesile olacaktır. Konya'da bir güneş batarken Selçuklu devleti zayıflarken Bursa'da yeni bir güneş doğdu, Osmanlı Devleti ortaya çıktı. Bugün burada son mitingimizi yaptık. Aslında yeni bir başlangıcın ilk adımlarını attık. 13 Eylül ile birlikte bu güçlenecek. Türkiye'nin inşallah bu ilk adımlarının atıldığı Bursa'dan ileri demokrasiye, özgürlüklere bir başlangıç yapıyoruz.'
(sürecek)
(ZAK-HÜY-MUR-İC) - BURSA
















