Dr. Zuhal Sönmezer Yazıları

Dr. Zuhal Sönmezer
Dr. Zuhal Sönmezer
Yazarın Profili
29.09.2026 03:53

Galeride 10 Bin Fotoğraf Var Ama Hafızada Ne Var?

Haber Detay Image

Geçtiğimiz günlerde etkileyici bir manzaraya veya heyecan verici bir ana tanıklık ederken çevrenize dikkat ettiniz mi? Büyüleyici bir an yaşandığı sırada havaya kalkan eller, o anı hissetmek ya da alkışlamak için değil; akıllı telefonları sıkıca kavrayıp kayda girmek için kalkıyor.

Ekrana bakmaktan hayatın akışını kaçıran, gözleriyle değil, mercekle tanıklık eden binlerce insan…

Son yıllarda hayatımızın her anını “belgeleme” tutkusu öyle bir noktaya geldi ki anı yaşamak ile anı arşivlemek arasındaki çizgi tamamen silindi. Cebimizdeki cihazlarda on binlerce fotoğraf, yüzlerce saatlik video birikiyor. Peki, asıl soru şu: Bu kadar çok şeyi kaydederken zihnimizde ne kadarını tutabiliyoruz?

“Nasıl olsa telefonda var” yanılsaması

Araştırmalar, bir nesnenin veya anın fotoğrafını çektiğimizde beynimizin zihinsel depolama mekanizmasını devre dışı bıraktığını gösteriyor. Beyin son derece pragmatik bir komut veriyor: “Bu bilgi zaten harici bir belleğe kaydedildi; benim ekstra enerji harcayıp bunu hafızaya kazımama gerek yok.”

Sonuç mu? Rüzgârın tenimizde bıraktığı hissi ya da sevdiğimiz birinin o anki içten tebessümünü unutuyoruz. Galerimiz yüksek çözünürlüklü piksellerle dolarken kendi biyolojik hafızamız bomboş kalıyor.

Anı biriktirmek mi, “kanıt” biriktirmek mi?

Asıl sormamız gereken soru belki de şu: Biz bu fotoğrafları ileride dönüp bakmak için mi çekiyoruz, yoksa orada olduğumuzu başkalarına “ispatlamak” için mi?

Çoğu zaman galeride biriken binlerce kareye dönüp bakmıyoruz bile. Onlar dijital çöplüklerde veya sosyal medya akışlarında birkaç saniyelik beğeni topladıktan sonra unutulmaya mahkûm ediliyor. Yaşamı tecrübe etmekten ziyade, tecrübe ettiğimizi sergilemenin derdine düşmüş durumdayız.

Zihinsel arşivi geri kazanmak

Elbette güzel anları ölümsüzleştirmek, yıllar sonra bakıp tebessüm etmek kötü bir şey değil. Ancak her anı bir belgesel çekimindeymişçesine kadrajın arkasından izlemek hayatın tadını kaçırıyor.

Belki de uygulanması gereken en basit kural şu: Önce gözlerinle bak, sonra çek.

Bir dahaki sefere etkileyici bir anla karşılaştığınızda telefonunuza sarılmadan önce birkaç saniye durun. Kokuyu içinize çekin, ortamdaki sesi dinleyin, ayrıntıları kendi gözlerinizle kaydedin. Bırakın beyniniz kendi yüksek çözünürlüklü fotoğrafını çeksin.

Çünkü günün sonunda sizi siz yapan şey telefonunuzun depolama alanı değil, zihninizde kalan o tarifsiz hisler olacak.

Yazarın Yazıları