Serpin Alparslan Yazıları

Serpin Alparslan
Serpin Alparslan
Yazarın Profili
20.10.2026 20:05

MEKKE İTTİFAKI; TÜRKİYE'YE GÜVENCE Mİ, YENİ BİR RİSK Mİ?

Haber Detay Image

Ortadoğu’da güç dengeleri yeniden şekillenirken Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki yakınlaşma Ankara’nın güvenliğini mi güçlendirecek, yoksa Türkiye’yi bölgesel çatışmaların daha fazla içine mi çekecek?

Dünya giderek daha tehlikeli bir döneme giriyor. Orta Doğu'da savaşın sınırları genişlerken Avrupa'nın sokakları karışıyor. Ülkeler yeni ittifaklar kuruyor, savunma bütçelerini artırıyor, enerji yollarını ve ticaret koridorlarını yeniden şekillendiriyor.
Bir tarafta Gazze, Lübnan, Suriye, İran ve Yemen hattında bitmeyen gerilimler, diğer tarafta toplumsal huzursuzluğun büyüdüğü Avrupa...

Fransa'da hayat pahalılığına ve kamu hizmetlerindeki sorunlara karşı başlayan protestolar şiddet olaylarına dönüştü. İtalya, Belçika, İspanya, Portekiz ve Arnavutluk'ta da farklı nedenlerle toplumsal tepkiler yükseliyor.

Avrupa'da yalnızca ekonomik değil, siyasi ve toplumsal bir güven krizi yaşanıyor. Enflasyon, enerji maliyetleri, göç politikaları ve gelir dağılımındaki bozulma, toplumlar arasındaki ayrışmayı derinleştiriyor.

Peki, Avrupa iç savaşa mı sürükleniyor?

Bugün için böyle kesin bir hüküm vermek doğru olmaz. Ancak sokaklardaki öfkenin giderek yayılması, Avrupa'nın uzun yıllardır savunduğu ekonomik refah ve toplumsal istikrar modelinin ciddi bir sınavdan geçtiğini gösteriyor.

Üstelik bu yalnızca Avrupa'nın meselesi değil. Çünkü Avrupa'daki her siyasi sarsıntı, Türkiye'nin ticaretini, ihracatını, yatırımlarını ve güvenliğini doğrudan etkiliyor.

Orta Doğu'da ise mesele çok daha tehlikeli. Burada siyasi gerilimler artık yalnızca diplomatik açıklamalarla sınırlı kalmıyor; askeri müdahalelerle yeni krizlere dönüşüyor.

İsrail, Trump ve Türkiye üçgeni

27 Ekim seçimlerine hazırlanan İsrail'de Başbakan Netanyahu'nun Türkiye'ye yönelik sert açıklamaları dikkat çekiyor. Özellikle Suriye üzerinden yükselen gerilim, seçim hesaplarının bölgesel güvenliği nasıl etkileyebileceği sorusunu gündeme getiriyor.

Denklemin merkezinde ABD Başkanı Donald Trump var. Erdoğan'la yakın ilişkiler kurarken Netanyahu'ya da destek veriyor. İsrail'in Türkiye'ye F-35 satışını engellemeye çalıştığına ilişkin haberler, ilişkilerin ne kadar hassas olduğunu gösteriyor.

ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ise Türkiye ile İsrail'in savaş istemediğini, ancak istenmeyen bir askeri olayın çatışmaya dönüşebileceğini vurguluyor.

Yunanistan'ın İsrail'le savunma iş birliğini derinleştirmesi de Doğu Akdeniz'deki güç dengelerini yeniden gündeme taşıyor.

Kısacası bölgede yeni güvenlik arayışları hız kazanıyor.

Mekke İttifakı Türkiye'ye ne kazandıracak?

İşte bu ortamda Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan 16 maddelik Mekke Ortak Savunma Anlaşması gündeme geliyor.

Anlaşmanın ikinci maddesi özellikle dikkat çekici. Taraflardan birine yönelik dış kaynaklı silahlı saldırı, hepsine yapılmış sayılacak. Savunma sanayii, askeri eğitim, istihbarat ve lojistik alanlarında da iş birliği öngörülüyor.

Bu ittifakın caydırıcılık açısından olumlu sonuçları olabilir. Ancak burada asıl sorgulanması gereken, tarafların birbirine ne sağlayacağı.

Pakistan nükleer silahlara sahip. Peki bu güç Türkiye için gerçekten bir güvenlik garantisi mi? Anlaşmada Türkiye'ye açık bir nükleer koruma taahhüdü bulunmuyor.

Suudi Arabistan ise büyük bir ekonomik güce ve düzenli orduya sahip olmasına rağmen Yemen'deki çatışmalarda ciddi güvenlik sorunları yaşıyor.

Türkiye'nin askeri tecrübesi ve gelişmiş savunma sanayii Suudi Arabistan'a önemli katkılar sağlayabilir. Peki Suudi Arabistan Türkiye'ye ne sağlayacak?

Savunma sanayimize yeni yatırımlar mı yapılacak? Ortak üretim ve ihracatta somut kazanımlar mı elde edilecek? Enerji tedarikinde veya petrol fiyatlarında Türkiye'ye özel avantajlar sunulacak mı?

Anlaşma bunların hiçbirini açıkça garanti etmiyor.

Üstelik 5 Ekim'de alınan kararla, üzerinde uzlaşılan askeri kuvvetlerin ve yeteneklerin Suudi Arabistan'a hızla konuşlandırılması için hazırlık yapılması kararlaştırıldı.

Bu gelişme önemli bir soruyu gündeme getiriyor:

Türkiye, Suudi Arabistan'a yönelik Husi saldırıları karşısında yalnızca savunma teknolojisi ve istihbarat desteği mi verecek, yoksa ilerleyen dönemde doğrudan askeri sorumluluk da üstlenecek mi?

Aynı şekilde Pakistan'ın Hindistan'la yaşayabileceği bir çatışma Türkiye'nin güvenlik gündemini nasıl etkileyecek?

İttifakın ekonomik boyutunu da unutmamak gerekiyor. Kızıldeniz ve Hürmüz'deki gerilimler petrol fiyatlarını, taşımacılığı ve enflasyonu doğrudan etkiliyor.

Türkiye'nin bölgede istikrarın korunmasında önemli çıkarları var. Ancak bunun için üstlenilecek yükümlülüklerin sınırları da açıkça belirlenmeli.

Mekke İttifakı Türkiye için yeni bir güvenlik güvencesi olabilir. Fakat bu güvence, belirsiz askeri sorumluluklara dönüşmemeli.

Çünkü bir ittifakın gerçek değeri, yalnızca verdiği güvenlik sözüyle değil, tarafların karşılıklı ne kazandığı ve hangi bedeli üstlendiğiyle ölçülür.

Mekke İttifakı'nın gerçek sınavı savaşta değil, savaşı önleyebilme gücünde olacak.

Unutmayalım, ittifaklar masada imzalanır; ancak sonuçlarının bedelini ülkeler ve halklar öder.

Yazarın Yazıları