OVP’NİN SINAVI RAKAMLAR DEĞİL, GÜVEN OLACAK.
Pazar günü 2027–2029 dönemini kapsayan yeni Orta Vadeli Program açıklanacak.
Yine büyüme hedeflerini, enflasyon tahminlerini, bütçe açığını, işsizlik oranını ve kişi başına gelir rakamlarını konuşacağız. Ekranlarda tablolar açılacak, grafikler gösterilecek, hedefler sıralanacak.
Fakat artık iş dünyasının da vatandaşın da yeni bir hedef listesine değil, hedeflere nasıl ulaşılacağını anlatan inandırıcı bir yol haritasına ihtiyacı var.
Çünkü Türkiye’nin sorunu hedef koyamamak değil; konulan hedeflerin sık sık değiştirilmesi ve neden tutmadığının hesabının verilmemesi.
OVP’nin gerçek sınavı rakam açıklamak değil, güven vermek olacak.
MALİ DİSİPLİN KAĞIT ÜZERİNDE KALMAMALI
Programda bütçe açığının azaltılacağı mutlaka yazacaktır. Ancak asıl soru şu:
Nasıl azaltılacak?
Kamu harcamaları mı düşürülecek, yeni vergiler mi getirilecek, yatırımlar mı ertelenecek, yoksa kayıt dışı ekonomiyle gerçekten mücadele mi edilecek?
“Kamuda tasarruf sağlanacak” demek tek başına hiçbir şey ifade etmiyor. Hangi kurumun hangi harcamayı ne kadar azaltacağı açıklanmadığı sürece tasarruf, yalnızca güzel bir başlık olarak kalıyor.
Örneğin kamunun araç, bina, temsil, ağırlama ve hizmet alımı giderlerinde yüzde 15 tasarruf hedefleniyorsa, bunun bütçeye kaç milyar liralık katkı sağlayacağı da yazılmalı. Yıl sonunda hedefe ulaşılıp ulaşılmadığı kamuoyuna açıklanmalı.
Bir başka örnek verelim:
Aynı bölgede ekonomik verimliliği düşük üç ayrı kamu yatırımı planlanıyorsa, hepsine birden kaynak ayırmak yerine istihdam ve üretim kapasitesi en yüksek olan yatırım öne alınmalı. Kamu yatırımında siyasi öncelik değil, ekonomik verimlilik esas alınmalı.
Bütçe açığını kapatmanın en kolay yolu yine vergiye sarılmak olabilir. Ancak ücretlinin, esnafın ve kayıtlı çalışan işletmelerin sırtına yeni yükler bindirmek mali disiplin değildir. Bu, faturayı kolay ulaşılabilen kesimlere kesmektir.
Gerçek mali disiplin, önce devletin kendi harcamasını sorgulamasıyla başlar.
ENFLASYON HEDEFİNE TAKVİM EKLENMELİ
OVP’de üç yıllık enflasyon hedefleri göreceğiz. Fakat vatandaş hedefi değil, marketteki etiketi yaşıyor.
Bu nedenle “Enflasyon şu tarihte şu seviyeye düşecek” demek yetmez. O seviyeye hangi adımlarla ulaşılacağı da anlatılmalı.
Para politikası sıkı tutulurken kamu harcamaları hızla artıyorsa, Merkez Bankası frene basarken ekonomi yönetiminin başka bir ayağı gaza basıyor demektir. Böyle bir tabloda enflasyonla mücadele uzar, faiz daha uzun süre yüksek kalır ve bunun maliyetini yine üreticiyle tüketici öder.
Örneğin OVP’de yıl sonu enflasyon hedefi yüzde 20 olarak belirlenmişse; elektrik, doğal gaz, köprü ve otoyol ücretleri, vergiler ve kamu tarafından belirlenen diğer fiyatların hangi takvimle güncelleneceği de bu hedefle uyumlu olmalı.
Ocak ayında vergi ve harçlara yüzde 35 zam yapıp yıl sonunda yüzde 20 enflasyon beklemek, matematiksel olarak yazılabilir ama ekonomik olarak ikna edici olmaz.
Benzer şekilde çiftçinin gübre, mazot ve enerji maliyeti yükselirken gıda enflasyonunun yalnızca faiz politikasıyla düşmesini beklemek de gerçekçi değildir.
Enflasyonla mücadele yalnızca Merkez Bankasının görevi gibi görülemez. Tarım, enerji, ticaret, vergi ve kamu harcamaları politikası aynı hedefe bakmadığı sürece sonuç alınamaz.
YAPISAL REFORM DENİLEN ŞEY SOMUTLAŞMALI
Her OVP’de yapısal reformlardan söz ediliyor:
Üretimde verimlilik, eğitim, teknoloji, hukuk güvenliği, yatırım ortamı, cari açığın azaltılması…
Bunların hepsi doğru. Fakat hepsi bir arada ve takvimsiz yazıldığında hiçbirinin önceliği kalmıyor.
Örneğin cari açığı azaltmak istiyorsak Türkiye’nin en fazla ithal ettiği ara malları belirleyip bunların hangilerinin yurt içinde üretilebileceğini ortaya koymamız gerekiyor.
Elektronik, enerji ekipmanları, petrokimya ya da makine parçalarında dışa bağımlılığı azaltacak beş stratejik yatırım seçilebilir. Bu yatırımlar için teşvik miktarı, üretime geçiş tarihi ve ithalatı ne kadar azaltacağı açıkça ilan edilebilir.
Eğitim ve nitelikli iş gücü konusunda da “Mesleki eğitim güçlendirilecek” cümlesi yeterli değildir.
Örneğin sanayicinin kaynakçı, yazılım uzmanı, makine operatörü ve teknisyen bulamadığı bölgelerde meslek liseleriyle organize sanayi bölgeleri arasında doğrudan program kurulabilir. Kaç öğrencinin eğitim alacağı, kaçının istihdam edileceği ve uygulamanın ne zaman başlayacağı açıklanabilir.
Hukuk güvenliği ise yalnızca hukukçuların tartışacağı soyut bir başlık değildir. Bir yatırımcı, sözleşme uyuşmazlığının üç ayda mı yoksa üç yılda mı çözüleceğini bilmek ister.
Örneğin ticari davaların ortalama sonuçlanma süresinin iki yıldan bir yılın altına düşürülmesi, somut ve ölçülebilir bir reform hedefi olabilir.
YÜZLERCE HEDEF YERİNE 20 GERÇEK ÖNCELİK OLMALI
OVP’lerin en büyük sorunlarından biri, her meseleyi programa yazarak hiçbir meseleyi gerçek anlamda öncelik haline getirememek.
Yüzlerce hedefin bulunduğu bir programın takip edilmesi de denetlenmesi de mümkün değil.
Yeni OVP’de öncelikli hedef sayısı 20’yi geçmemeli. Her hedefin karşısında dört temel bilgi bulunmalı:
Tarih, sorumlu kurum, finansman kaynağı ve başarı ölçütü.
Örneğin yalnızca “Yurt içi tasarruflar artırılacak” denilmemeli.
Bunun yerine, “2028 sonuna kadar bireysel emeklilik sistemindeki katılımcı sayısı şu seviyeye çıkarılacak; düzenlemeden Hazine ve Maliye Bakanlığı sorumlu olacak; uygulamanın bütçe maliyeti şu kadar olacak” denilmeli.
Aynı yöntem enerji, eğitim, istihdam ve sanayi yatırımları için de uygulanmalı. Böylece bir sonraki yıl geldiğinde hedeflerin gerçekleşip gerçekleşmediğini gerçekten anlayabiliriz.
Aksi halde OVP, hedeflerin yazıldığı ancak sonuçların takip edilemediği bir temenni belgesi olmaktan öteye geçemez.
İŞ DÜNYASI FAİZDEN ÖNCE KURALI BİLMEK İSTİYOR
İş dünyasının temel sorusu yalnızca “Faiz ne zaman düşecek?” değil.
Asıl soru şu:
Önümüzdeki üç yılda hangi kuralla hareket edeceğiz?
Bir sanayici bugün yatırım yaparken üç yıl sonraki kuru elbette kesin olarak bilemez. Ancak vergi sisteminin sürekli değişmeyeceğini, yatırım teşvikinin yarı yolda kaldırılmayacağını, enerji maliyetlerinin öngörülebilir olacağını ve sözleşmelerinin hukuk tarafından korunacağını bilmek ister.
Örneğin bir işletme 100 milyon liralık makine yatırımı yapacaksa, önündeki üç yılda hangi vergi oranıyla, hangi enerji maliyetiyle ve hangi finansman koşullarıyla karşılaşacağını yaklaşık olarak hesaplayabilmeli.
Kurallar birkaç ayda bir değişiyorsa yatırımcı yatırım yapmaz; parasını korumaya çalışır. Üretim yerine dövize, altına veya kısa vadeli finansal araçlara yönelir. Sonra da neden uzun vadeli yatırım yapılmadığını tartışırız.
Türkiye’nin sermayeye ihtiyacı var ama sermayeden önce güvene ihtiyacı var.
Pazar günü açıklanacak OVP, yalnızca iyimser hedeflerin sıralandığı yeni bir belge olursa birkaç gün konuşulur, ardından rafa kaldırılır.
Ancak az sayıda, gerçekçi, finansmanı belirlenmiş ve takvime bağlanmış hedef ortaya koyarsa ekonomide güvenin yeniden kurulması için önemli bir başlangıç olabilir.
Çünkü ekonomide güven, “Her şey iyi olacak” demekle oluşmaz.
Neyin, kim tarafından, hangi kaynakla ve ne zamana kadar yapılacağını göstermekle oluşur.







