Fransa'da yükselen faizler, Avrupa'da büyüyen borç yükü ve gençlerin sokaklara taşan tepkisi, ekonomik sorunların giderek toplumsal bir krize dönüştüğünü gösteriyor.
Avrupa'nın ekonomik dengeleri yeniden sarsılıyor. Bu kez krizin merkezinde Yunanistan değil, Avrupa Birliği'nin en büyük ekonomilerinden Fransa var. Üstelik mesele yalnızca milyarlarca avroluk kamu borcu değil. Sokaklarda büyüyen öfke, gençlerin gelecek kaygısı ve derinleşen toplumsal eşitsizlik de bu tablonun bir parçası.
23 Ekim'de CNBC'de yayımlanan analiz, Fransa'nın yeni bir Avrupa borç krizinin sinyallerini verdiğine dikkat çekiyor. Ancak bu kez fay hatları farklı. Finans piyasalarındaki tedirginlikle toplumsal huzursuzluk aynı dönemde büyüyor.
Fransa'nın kamu borcu 3,6 trilyon avroya, milli gelirine oranı ise %119,1'e ulaşmış durumda. Ülkenin 10 yıllık tahvil faizi %5'in üzerine çıktı. Yani Fransa borçlanırken artık daha yüksek bir bedel ödüyor.
Peki Avrupa'nın ikinci büyük ekonomisi bu noktaya nasıl geldi?
Yıllardır biriken bütçe açıkları, zayıf büyüme ve siyasi belirsizlikler ülkenin hareket alanını daraltıyor. Devletin artan faiz yükü, eğitimden sağlığa kadar kamu hizmetlerinin finansmanını da tartışmaya açıyor.
AVRUPA'NIN BORÇ HARİTASI ALARM VERİYOR
Üstelik sorun yalnızca Fransa'nın değil.
Eurostat'ın 2026 ikinci çeyrek verilerine göre Avro Bölgesi'nin toplam kamu borcu 14,44 trilyon avroya, Avrupa Birliği genelinde ise 15,95 trilyon avroya ulaştı.
Kamu borcunun milli gelire oranı Yunanistan'da %140,8, İtalya'da %139,9, Belçika'da %110,2, İspanya'da %101,4. Almanya'da ise %63,4.
Elbette yüksek borç her zaman kriz anlamına gelmiyor. Önemli olan ekonominin bu borcu hangi maliyetle çevirebildiği.
Fransa'nın farkı burada. Avrupa'nın ekonomik merkezlerinden birinde finansman koşullarının bozulması bütün Avro Bölgesi'ni etkileyebilir. Nitekim tahvil piyasasındaki baskı İtalya ve Belçika'da da hissediliyor.
Bir ülkede başlayan güven kaybı, ortak para kullanan ekonomilerde sınır tanımıyor.
SOKAKLARDA BİRİKEN ÖFKE
Fransa'da hükümet borçları ve bütçe açıklarını tartışırken öğrenciler sokaklara çıktı.
Öğretmen eksikliği, kalabalık sınıflar, yetersiz eğitim bütçesi ve okulların koşullarıyla başlayan protestolar daha geniş bir toplumsal tepkiye dönüştü.
2 Ekim'de binden fazla lise gösterilerden etkilendi. 17 Ekim'deki protestolara resmî verilere göre yaklaşık 550 bin kişi katıldı. Organizatörler ise sayının 800 bine ulaştığını açıkladı.
Gösterilerde binlerce kişi gözaltına alındı, yüzlerce kişi yaralandı. İşletmeler zarar gördü, günlük yaşam aksadı.
Ancak sokaktaki öfkenin arkasında eğitimden daha büyük bir sorun var.
Gençler iyi bir eğitim alsalar bile iş bulabileceklerinden, çalışsalar bile ev kiralayabileceklerinden ve geleceklerini güvence altına alabileceklerinden emin değil.
Bir ülkede gençler geleceklerini sokakta aramaya başlamışsa mesele artık yalnızca eğitim bütçesi değildir.
FRANSA'DAN AVRUPA'YA UZANAN HUZURSUZLUK
Benzer tepkiler Avrupa'nın farklı ülkelerinde de görülüyor.
Belçika'da öğrenciler eğitim reformlarını ve bütçe kesintilerini protesto ediyor. İtalya'da ücretler, eğitim harcamaları ve hayat pahalılığı gündemde. İrlanda'da üniversite öğrencileri yüksek öğrenim ve barınma maliyetlerinden şikâyetçi.
Almanya ve Avusturya'da eğitim bütçeleri, İspanya ve Portekiz'de ise konut krizi öne çıkıyor.
Elbette bu gösterilerin tamamı Fransa'dan yayılan tek bir hareket değil. Ancak ortak sorun aynı: Gençlerin alım gücü zayıflıyor, gelecek güvencesi azalıyor.
Bir zamanlar iyi bir eğitim ve düzenli bir iş bağımsız hayat kurmak için yeterli görülüyordu. Bugün Avrupa'nın birçok kentinde çalışan gençlerin bile tek başına ev kiralaması ciddi bir ekonomik mücadeleye dönüşmüş durumda.
Bu tablo, kuşaklar arasındaki ekonomik uçurumun giderek büyüdüğünü gösteriyor.
KRİZİN FATURASINI KİM ÖDEYECEK?
Avrupa hükümetleri borçlarını azaltmak zorunda. Ancak bunun bedelini kimin ödeyeceği tartışmalı.
Vergiler mi artırılacak, kamu yatırımları mı ertelenecek, yoksa eğitim, sağlık ve sosyal harcamalarda mı kesintiye gidilecek?
Üstelik gösterilerin de ekonomik faturası büyüyor. Zarar gören işletmeler, aksayan ulaşım ve kaybedilen iş günleri bunun görünen kısmı.
Asıl sorun, gençlerin eğitim ve iş fırsatlarını kaybetmesi, toplumun kurumlara duyduğu güvenin zayıflaması.
Çünkü bütçe açığı zamanla kapatılabilir. Ancak kaybedilen fırsatları ve gelecek umudunu geri kazanmak çok daha zor.
TÜRKİYE BU TABLONUN NERESİNDE?
Avrupa'daki gelişmeleri Türkiye'den uzak bir mesele olarak göremeyiz.
Avrupa Birliği, en önemli ihracat pazarımız. Avrupa ekonomilerindeki yavaşlama başta otomotiv, tekstil, hazır giyim ve makine sektörlerini etkileyebilir.
Finansman koşullarının sıkılaşması Türk şirketlerinin dış kaynak maliyetini artırabilir. Avrupalı tüketicilerin alım gücünün zayıflaması ise turizm gelirlerimiz açısından risk oluşturabilir.
Kısacası Avrupa'nın borç sorunu yalnızca Paris'in, Roma'nın veya Brüksel'in meselesi değil.
BORÇLARIN DA BİR SINIRI VAR, TOPLUMUN SABRININ DA
Avrupa bugün iki büyük sorunla karşı karşıya: Kamu borçlarını kontrol altına almak ve bunu yaparken toplumsal refahı korumak.
Ancak ekonomik dengeleri düzeltmeye çalışırken toplumun geniş kesimlerinin yaşam koşullarını ağırlaştırmak, yeni sorunların kapısını açabilir.
Devletler borçlarını çevirmeye çalışırken gençler hayatlarını kurmanın hesabını yapıyor.
Avrupa'nın yaşadığı gerilim tam da burada.
Borçların vadesi var, faizlerin hesabı var. Peki, bir kuşağın kaybettiği geleceğin hesabını kim verecek?










