Son günlerde sosyal medyada hepimiz 80'lere dönüyoruz.
Yapay zekâyla hazırlanan eski mahalleler, bakkallar, kıyafetler, sokaklar… O görüntüler bizi geçmişe götürüyor. Ama bana göre özlediğimiz yalnızca eski sokaklar değil; komşuluk, paylaşmak, esnaf ahlakı, saygı ve vicdan.
Peki 80'lerin görüntülerine dönerken, o yılların vicdanına da dönebilecek miyiz?
Bugün ülkemizin ihtiyacı olan sorulardan biri budur.
Mesele Milletin Sofrası
Türkiye son yıllarda hayat pahalılığıyla mücadele ediyor. Bunun en fazla hissedildiği yerlerden biri de mutfak.
Ben yaklaşık kırk yıldır mutfağın ve gıdanın içerisindeyim. Bu nedenle yıllardır aynı soruyu soruyorum:
Çiftçinin tarlasından çıkan ürün, vatandaşın sofrasına ulaşıncaya kadar neden bu kadar pahalanıyor?
15 Eylül'de yaş sebze ve meyve piyasasına yönelik başlatılan soruşturma bu bakımdan önemlidir.
Adalet Bakanlığının açıklamasına göre yaklaşık 1.029 çiftçinin beyanına başvuruldu; Hal Kayıt Sistemi ve Çiftçi Kayıt Sistemi verileri incelendi. Bazı büyük tedarikçilerin arz ve maliyetleri gerçeğe aykırı göstererek fiyatları yukarı yönlü manipüle ettikleri iddiaları kapsamında 41 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildi ve 22 ilde 109 iş yeri ve ikamette işlem başlatıldı.
Elbette soruşturma devam ediyor. Suçluluğa karar verecek makam yargıdır ve sektörün tamamını suçlamak büyük bir haksızlık olur.
Türkiye'nin dürüst üreticisi, tüccarı, sanayicisi ve esnafı bizim değerimizdir.
Ancak milletin sofrasını haksız kazanç alanına dönüştüren hukuka aykırı bir yapı varsa, onun karşısında da devletin ve hukukun bulunması gerekir.
Çünkü mesele sadece domatesin, biberin, patatesin fiyatı değildir.
Mesele çiftçinin alın teri, emeklinin pazar filesi, çalışanın maaşı ve milletin sofrasıdır.
Devletin Kurumları Birlikte Hareket Ettiğinde
Bu soruşturmanın bana göre en önemli taraflarından biri kurumların koordinasyonudur.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünün yanı sıra Hazine ve Maliye Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı ile Ticaret Bakanlığının veri, analiz ve raporlarıyla sürece katkı verdiği açıklandı.
İşte Türkiye'nin ihtiyacı olan anlayış budur:
Devletin kurumlarının milletin menfaati için birlikte çalışması.
Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek'in üreticinin emeğini, vatandaşın bütçesini ve piyasanın adil işleyişini koruma yönündeki açıklamalarını da bu nedenle önemli buluyorum. Sayın Gürlek aynı gün, güçlü bir ekonominin öngörülebilir bir hukuk düzeni ve güven veren bir adalet sistemi üzerinde kalıcı olabileceğini ifade etti.
Bu mücadelede görev yapan savcılarımızın, güvenlik güçlerimizin, denetçilerimizin ve kamu çalışanlarımızın emeği değerlidir.
Ama bu mücadeleyi yalnızca devletten beklemek de doğru değildir.
Hepimiz Elimizi Taşın Altına Koymalıyız
Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'dan ve bakanlarımızdan her sorunun tek tek çözülmesini beklemek yerine, devletin her kademesindeki yöneticinin kendi görevini en iyi şekilde yapması gerekir.
Bir kurumun başındaysak işimizi bileceğiz.
Bilmiyorsak bilen insanlarla çalışacağız.
Liyakati öne çıkaracağız.
Tüccarsak kazanacağız ama vatandaşımızı düşüneceğiz.
Sanayiciysek büyüyeceğiz ama ülkemizi de büyüteceğiz.
Esnafsak ekmeğimizi kazanacağız ama ticaret ahlakından vazgeçmeyeceğiz.
Çünkü makam da ticaret de kazanç da sonunda bir sorumluluktur.
Tarladan Sofraya Şeffaf Türkiye
Buradan devletimize bir öneride de bulunmak istiyorum:
Tarladan sofraya fiyat şeffaflığını daha da güçlendirelim.
Üreticinin satış fiyatından toptancı, nakliye, depolama ve perakende aşamalarına kadar fiyat oluşumunu mümkün olduğunca izlenebilir hâle getirelim.
Böylece vatandaş gerçek maliyet artışını görebilsin.
Dürüst tüccar zan altında kalmasın.
Çiftçinin emeği korunsun.
Haksız kazanç varsa devlet daha hızlı tespit edebilsin.
Türkiye'nin ekonomik mücadelesi yalnızca cezalandırmayla değil; şeffaflık, üretim, liyakat, adalet ve güvenle kazanılabilir.
Türkiye Kazansın
Şimdi yeniden o 80'lerin fotoğraflarına dönelim.
Aslında özlediğimiz eski otomobiller veya kıyafetler değil.
Birbirimizi düşündüğümüz Türkiye'yi özlüyoruz.
O vicdanı yeniden hatırlayalım.
Üretici kazansın.
Tüccar kazansın.
Sanayici kazansın.
Esnaf kazansın.
Çalışan kazansın.
Vatandaş kazansın.
Ama hepsinden önemlisi Türkiye kazansın.
Devletimiz milletin hakkını korurken biz de üzerimize düşeni yapalım.
Birbirimizi suçlamak yerine üretelim, doğruyu yapanı destekleyelim, yanlışı hukukla düzeltelim ve işimizi ehline verelim.
Çünkü güçlü bir Türkiye yalnızca devletin değil, 86 milyonun ortak emeğiyle kurulacaktır.
Ve hepimiz zaman zaman elimizi vicdanımıza koyup şu soruyu kendimize soralım:
Ben kazanırken milletim de kazanıyor mu?
Cevabımız "evet" olduğunda, Türkiye de kazanacaktır.
Şef Reşat Aydın
Gastronomi Yazarı










