Bir televizyon programı, bir şehrin kaderini değiştirebilir mi?
Dünyanın gastronomi şehirlerine baktığımızda bu sorunun cevabı nettir: Evet. Bugün İspanya’nın Bask Bölgesi, İtalya’nın Emilia-Romagna’sı, Japonya’nın Osaka’sı ya da Peru’nun Lima’sı yalnızca lezzetleriyle değil; hikâyelerini dünyaya anlatma biçimleriyle gastronomi destinasyonuna dönüştüler. Çünkü modern gastronomi artık yalnızca yemek üretmek değildir.
Gastronomi; kültürdür.
Turizmdir.
Ekonomidir.
Kültürel diplomasidir.
Şehir markalaşmasıdır.
Ve en önemlisi, bir medeniyetin hafızasını gelecek kuşaklara taşıyan en güçlü araçlardan biridir.
İşte bu nedenle MasterChef Şeflerin Rotası’nın Erzurum’da gerçekleştirilmesini, yalnızca bir televizyon programı olarak değil; Erzurum’un gastronomi geleceğine yapılan stratejik bir yatırım olarak görüyorum.
Bir Erzurumlu…
Bir araştırmacı şef…
Bir gastronomi yazarı…
Ve dünyanın farklı ülkelerinde mutfak yöneticiliği yapmış bir şef olarak bu organizasyonu gönülden destekliyor, emeği geçen herkesi yürekten kutluyorum.
Bu organizasyon; Erzurum’un gastronomi turizmine, yerel üreticisine, esnafına, yatırımcısına ve şehir markasına açılan güçlü bir vitrindir.
Bir Vizyonun Ürünü
Böylesine büyük organizasyonlar tesadüfen ortaya çıkmaz. Arkasında vizyon, planlama ve uzun soluklu emek vardır. Erzurum’un gastronomi alanında son yıllarda attığı adımların en önemlilerinden biri, UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı’na gastronomi alanında kabul edilmesidir. Bu başarıda büyük emeği bulunan Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Mehmet Sekmen’i gönülden kutluyorum.
UNESCO Gastronomi Şehri unvanı, yalnızca alınmış bir belge değildir; şehrin gastronomi kimliğinin uluslararası ölçekte tescillenmesidir. Aynı şekilde Gastronomi Kültür Daire Başkanı Sayın Resul Parlak’ın özverili çalışmaları, organizasyonun sahadaki koordinasyonu ve gastronomiyi kurumsal bir yapıya dönüştürme gayreti de takdire değerdir. Bu sürece gönülden destek veren Acun Ilıcalı ve Ilıcalı ailesinin katkıları da Erzurum’un gastronomi yolculuğunda önemli bir güç olmuştur. Bir şehir ancak ortak akılla büyür.
Erzurum Sadece Cağ Kebabı Değildir
Bugün ne yazık ki Erzurum denildiğinde birçok kişinin aklına yalnızca cağ kebabı ve kadayıf dolması geliyor. Oysa bu bakış açısı, Erzurum’un binlerce yıllık gastronomi mirasını iki tabağa sığdırmaya çalışmaktır. Erzurum; Türk gastronomi medeniyetinin önemli duraklarından biridir.
Muhammed bin Mahmud Şirvânî’nin eserlerinde anlatılan tahıl, süt ve et temelli yemek kültürü; Safevî döneminin Karnâme ve Maddetü’l-Hayât yazmaları ile Evliya Çelebi’nin Erzurum sofralarına dair aktardıkları, bu coğrafyanın yalnızca yemek pişiren değil, gastronomi üreten bir medeniyet merkezi olduğunu göstermektedir. Türk mutfak kültürü, yayla mutfağı ve kış hazırlıklarından bin yıllık oluşturduğu üretim geleneğine kadar Erzurum, Türk gastronomi medeniyetinin yaşayan hafızalarından biridir.
İşte bu nedenle Erzurum’u yalnızca iki yemekle değil, bir gastronomi medeniyeti olarak anlatmak zorundayız.
MasterChef’in Asıl Katkısı
Bu organizasyonu daha da anlamlı kılan önemli unsurlardan biri de MasterChef’in değerli şefi Mehmet Yalçınkaya’nın Erzurum’u milyonlarca izleyiciye kendi anlatımıyla tanıtmasıdır. Bazen bir şefin anlattığı hikâye, milyonlarca liralık reklam kampanyalarından daha etkili olur. Bu nedenle Mehmet Yalçınkaya’nın Erzurum mutfağını ulusal ölçekte görünür kılması, şehir markalaşması açısından son derece kıymetlidir.
Asıl kazanan ise Mehmet Yalçınkaya değil…
Asıl kazanan Erzurum’dur.
Eleştirmek Kolaydır, Şehir İnşa Etmek Zordur
Her büyük organizasyon eleştirilir. Bu doğaldır. Ancak gastronomi destinasyon yönetimini ve şehir markalaşmasını bilmeden yapılan eleştiriler, çoğu zaman şehrimize katkı sağlamaz.
Artık “Ben neden yoktum?” anlayışını geride bırakmalıyız.
Onun yerine şu soruyu sormalıyız:
“Erzurum’u dünyaya daha güçlü nasıl anlatabiliriz?”
Gerçek dadaşlık, kişisel beklentileri değil; memleketinin geleceğini öncelemektir.
UNESCO Gastronomi Şehri olmak bir son değil, yeni bir başlangıçtır.
Şimdi görevimiz; bu unvanın hakkını vermek, tarihî mutfak mirasımızı bilimsel çalışmalarla desteklemek, genç şefler yetiştirmek, yerel üreticiyi güçlendirmek ve Erzurum’u dünya gastronomi haritasında hak ettiği noktaya taşımaktır.
MasterChef Şeflerin Rotası işte bu yolculuğun önemli duraklarından biridir. Bu nedenle bu tür organizasyonları yalnızca bir televizyon programı olarak değil, Erzurum’un geleceğine yapılan yatırım olarak okumalıyız.
Çünkü şehirler yalnızca tarihleriyle değil, o tarihi dünyaya anlatabildikleri ölçüde büyür. Erzurum’un gerçek zenginliği yalnızca isminde değil; binlerce yıllık Türk gastronomi medeniyetini geleceğe taşıyacak ortak vizyonunda saklıdır.









