Sanatta bir enstelasyon yapmak için önce sabır gerekir. Usta, ceviz ya da şimşir ağacından yüzlerce, bazen binlerce küçük parça keser. Her biri bir parmak boğumu kadar. Sonra bu parçaları birbirine geçirmeye başlar. Ne bir çivi kullanır ne de bir damla tutkal. Parçalar yalnızca birbirine dayanarak, birbirini tutarak bir kafes oluşturur. Kafesin boşluklarına kırmızı, mavi, sarı, yeşil renkli camlar yerleştirilir. Pencere tamamlandığında güneş içeri girer ve odanın duvarlarına binlerce renkli parçadan oluşan bir ışık halısı serilir. Azerbaycan'ın Şeki şehrindeki Han Sarayı'nın pencereleri iki yüz yılı aşkın süredir bu şekilde ayakta duruyor. Ben bu sanatı her düşündüğümde aynı şeye hayret ederim: Hiçbir parça tek başına bir şey ifade etmez. Ama hepsi bir araya geldiğinde, ışık onların arasından geçince, bir bütün belirir. Bu yazı, o şebekelerin şehrinden gelen genç bir ressam hakkında: Tural Möyüfov.
Möyüfov'un resimleri de bir şebeke gibi. İlk bakışta rastgele boya katmanları, kazınmış yüzeyler, sprey izleri görürsünüz. Biraz daha bakınca parçaların arasından bir figür, bir at, bir insan ilişkisi belirmeye başlar. Bu hafta o parçalar İstanbul'da bir araya geliyor. Medicana Eğitim Grubu MBA Okulları, Cumhuriyetin 103. yılında 4. Cumhuriyet Yüzyılı Uluslararası Sanat Çalıştayı'nı 24–29 Ekim tarihlerinde Fişekhane'de düzenliyor. Türkiye, İspanya, Mısır, Meksika, Slovakya, Çin, Azerbaycan, Karadağ, Ukrayna ve Belarus'tan yirmi beş sanatçı "Nutuk'tan İlhamla: Fikri Hür İzler" temasıyla bir araya geliyor. MBA Okulları'nın ortaokul ve lise öğrencileri altı gün boyunca bu sanatçılarla aynı atölyede tuval boyayıp heykel biçimlendirecek, sonunda da Cumhuriyetin 103. yılına özel ortak bir sanat manifestosu yazacaklar. Eserler 29 Ekim akşamı bando ve koro eşliğinde açılacak bir sergiyle Fişekhane'de izleyiciyle buluşacak.
Burada dikkatimi çeken şu: Möyüfov, çalıştayın genç kuşak temsilcilerinden biri. 1991 doğumlu. Akriliğin yanında sprey boya kullanıyor, sokak sanatının hızını tuvale taşıyor. Bana göre Fişekhane'deki ortaokul ve lise öğrencileri için bu çok değerli. Çünkü onlara sanatın yalnızca müze duvarlarında değil, bir duvar yazısında, bir sprey kutusunun tıslamasında da başlayabileceğini gösterecek biri. Ustalarla gençler arasında bir köprü daha.
Şeki'den Bakü'ye, Kazan'dan Moskova'ya
Tural Möyüfov 1991'de Azerbaycan'ın Şeki rayonuna bağlı Kiş köyünde doğdu. Kiş, Kafkasya'nın en eski kiliselerinden birine ev sahipliği yapan, dağların eteğinde küçük bir köy. Uluslararası platformlarda adı Moyufov ya da Moyulov olarak da geçiyor. 2009-2013 yılları arasında Azerbaycan Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde okudu. Bugün uluslararası rezidans programları ve sergilerle Bakü, Kazan ve Moskova gibi farklı kültür merkezlerinde çalışıyor.
Kanaatimce bu akademi adı, Fişekhane'deki çalıştay için ayrı bir anlam taşıyor. Çalıştayın küratörü Prof. Dr. Orhan Cebrailoğlu da 1992'de aynı akademiden mezun olmuştu. Aradan yirmi bir yıl geçmiş. Bir kuşağın ustası ile bir sonraki kuşağın genç ressamı, aynı kapıdan çıkıp bu hafta İstanbul'da aynı atölyede buluşuyor.
Möyüfov'un sanatı soyut dışavurumculuk ile figüratif soyutlamanın kesişiminde duruyor. Keten tuval üzerine akrilik boyayla endüstriyel sprey boyayı birlikte kullanıyor. Biri klasik ve kontrollü, öbürü hızlı ve sokaktan gelme. Renkleri üst üste katmanlandırıyor, kazıyor, akıtıyor. Ona göre bu katmanlama süreci, insan zihninin ve duygularının karmaşık yapısının bir simgesi.
Çözülen ve Yeniden Kurulan Beden
Önümde Möyüfov'un bir resmi duruyordu. Dikey, dar bir tuval. Koyu kahverengi, hızlı çizgilerle taranmış bir zeminin önünde iki figür. Birbirine yaslanmış, belki sarılmış iki beden. Biri mavi ve gri lekelerden, öbürü toprak ve turuncu tonlardan oluşuyor. Sarı ve kırmızı çizgiler bedenlerin üzerinden yara izleri gibi geçiyor. Siyah konturlar bir yerde formu belirginleştiriyor, bir başka yerde dağıtıyor. Yüzler neredeyse yok. Ama o iki bedenin birbirine ne kadar ihtiyaç duyduğunu hissetmek için yüze gerek de yok.
Bu resmi akılda tutarak sordum: "Tural, eserlerinde insan figürü salt bir beden temsilinin ötesine geçiyor. Gerginliği, hareketi ve dönüşümü tuvale nasıl taşıyorsun?"
İnsan bedenini "statik bir anatomi" olarak görmediğini, biçimsel bozulmalar ve dinamik fırça vuruşlarıyla yeniden kurduğunu anlattı. Figürlerin onun için ne anlama geldiğini ise şöyle tarif etti:
"Figürler, zihinsel ve ruhsal süreçlerin tuval yüzeyindeki bir yansıması hâline geliyor. Formun çözülmesi ve yeniden yapılanması, bireyin içsel gerilimini, mücadelesini ve varoluşsal dönüşümünü görünür kılıyor."
"Çözülme ve yeniden yapılanma" ifadesi bence şebeke sanatını çok iyi anlatıyor. Bir şebeke ustası ağacı küçük parçalara böler, sonra o parçalardan yeni bir bütün kurar. Möyüfov da bedeni parçalara ayırıyor ve renkli lekelerle yeniden birleştiriyor. Bana kalırsa buradaki asıl mesele, o yeniden kurulan bedenin artık eskisi gibi olmaması. Bir şebekeden geçen ışık nasıl renk değiştiriyorsa, Möyüfov'un tuvalinden geçen insan da dönüşmüş olarak çıkıyor.
Koyu Tonlar, Sert Geçişler
Möyüfov'un paletinde koyu ve doygun renkler hâkim. Ama o koyuluğun içinde birden parlayan bir sarı, bir kırmızı, bir mavi beliriyor. İkinci sorumu bu karşıtlık üzerine sordum: "Katmanlı renk kullanımın, ışık-gölge karşıtlıkların ve yüzey dokuların kompozisyonlarındaki derinliği ve dramatik atmosferi nasıl şekillendiriyor?"
Tuvallerinde koyu ve doygun tonların bir arada kullanılmasından, katmanlı boya dokularından yararlandığını söyledi. Etkisini ise şöyle anlattı:
"Biçimler arasındaki sert ve akışkan geçişler, yüzeyde hem dinamik bir ritim yaratıyor hem de izleyiciyi figürün duygusal yoğunluğuna çeken tekinsiz, düşsel ve dramatik bir atmosfer kuruyor."
Meseleye buradan baktığımda, resimdeki o kahverengi taramaların neden bu kadar önemli olduğunu anlıyorum. Arka plan karanlık, sıkışık, neredeyse bir orman çalılığı gibi. İki figür ise o karanlığın içinden mavi ve turuncu bir ışıkla beliriyor. Tıpkı bir şebeke pencerenin karanlık bir odaya renkli ışık düşürmesi gibi. Karanlık olmasa ışık bu kadar parlak görünmezdi. Möyüfov'un dramı da buradan doğuyor.
Tuvalden Mekâna
Möyüfov'un üretimi tuvalle sınırlı değil. Mekânsal düzenlemeler ve enstalasyonlarla da çalışıyor. Son sorumu bu genişleme üzerine sordum: "Resimden mekâna ve nesneye uzanan bu yolculukta disiplinlerarası yaklaşımın ve kavramsal çerçeven nasıl?"
İki boyutlu tuval yüzeyindeki arayışını mekânsal düzenlemeler ve enstalasyonlarla genişlettiğini anlattı. Bu çalışmalarda ele aldığı konular ise dikkat çekici:
"Toplumsal hafıza, iletişim, medya ve bireysel ifade özgürlüğü gibi kavramları nesneler üzerinden yeniden yorumluyorum. Bu da bana çağdaş sanat alanında çok yönlü bir ifade dili kazandırıyor."
Bütün bunları yan yana koyduğumda "bireysel ifade özgürlüğü" kavramının Fişekhane'deki çalıştayın temasıyla nasıl örtüştüğünü görüyorum. "Fikri Hür İzler" teması da tam olarak bunu soruyor: Bir insan kendi fikrini ne kadar özgürce ifade edebilir? Buradan şunu çıkarıyorum: Möyüfov gibi genç bir sanatçı, bu soruyu medya ve iletişim çağının diliyle soruyor. Yani tam da Fişekhane'deki gençlerin her gün içinde yaşadığı dünyanın diliyle.
Fişekhane'de Enstelasyonlar
Bir şebeke pencerenin en şaşırtıcı yanı, hiçbir parçanın ötekini zorla tutmaması. Çivi yok, tutkal yok. Her parça yalnızca komşusuna yaslanıyor. Bütün, birbirine güvenen parçaların eseri. Fişekhane'deki çalıştay da bence bu hafta böyle bir şebekeye dönüşecek. On ülkeden gelen sanatçılar ve onlarca genç, farklı renklerde camlar gibi aynı çerçevenin içine yerleşecek. Kimse bir başkasını kendine benzemeye zorlamayacak. Herkes kendi rengini koruyacak ama yanındakine yaslanacak. Tam da bu nedenle "Fikri Hür İzler" temasını bir şebeke gibi okumak hoşuma gidiyor. Hür fikirler birbirini çivilemez, birbirine dayanarak ayakta durur.
29 Ekim akşamı sergi kapıları açıldığında Fişekhane'nin salonlarına ışık düşecek. O ışık, Şeki'nin şebekelerinden geçen güneş gibi, on ülkenin renklerinden geçip duvarlara yansıyacak. Kim bilir, belki o salondaki gençlerden biri o akşam ilk kez kendi renkli camını bulacak.










