Prof. Dr. Uğur Batı Yazıları

Prof. Dr. Uğur Batı

Taşın Sessiz Dili: Biten Bir Serginin Ardından Devrim Erbil ve Mozaik Koleksiyonu

17.05.2026 19:13
Haber Detay Image

Bugün benim için çok özel bir yazı yazacağım. Biten bir sergi ardından mozaik sanatını yorumlayacağım. Devrim Erbil eserlerini mozaik olarak yorumlayan iki sanatçı, baba-kız sanatçı Aylin Gündoğdu ve Sebahattin Gündoğdu’nun mozaik sanatında estetik hafıza, kültürel süreklilik ve zamansal inşasına bakacağım.

Çağdaş sanatın önde gelen isimlerinden Devrim Erbil ve Akın Ekici’nin “Ters Yüz İmgeler – Sanata İyi Bakın!” başlıklı sergisi, farklı tekniklerde birçok eseri sanatseverlerle buluşturuyor. Zıtlık ve dönüşümler üzerinden gerçek ve imge kavramlarını ele alan sergi, Prof. Dr. Uğur Batı olarak benim küratörlüğümde DenizBank’ın kültür sanat mekanı Galeri Deniz’de açıldı. Prof. Devrim Erbil ile Galeri Deniz’de 28 Nisan 2026 tarihinde birlikte açılışını gerçekleştirdiğimiz “Ters Yüz İmgeler Sanata İyi Bakın” sergisinde Sebahattin Gündoğdu ve Aylin Gündoğdu’nın Devrim Erbil için uyarladığı özel mozaikler de görücüye çıktı. Uğur Batı küratörlüğünde Devrim Erbil eserlerini yorumladıkları Mozaik Koleksiyonunun ilk sergisi olan bu sergi, sanatseverlerin olağan üstü ilgi gösterdiğini söyleyebiliriz. Sergi 17 Mayıs’a kadar Galeri Deniz’de açık kaldı.

Şimdi Aylin Gündoğdu ve Sebahattin Gündoğdu’nun üzerinden mozaik ve Devrim Erbil bağlantısına bakalım.

Mozaik: Taşın Canlı Ruhu

İnsanlık tarihi incelendiğinde sanatın en temel işlevlerinden birinin hafıza üretmek olduğu görülür. Yazıdan önce resim, resimden önce işaret, işaretten önce ise yüzeylere bırakılan izler vardı. Sanat, insanın kendisini dünyaya kaydetme biçimidir. Bu kayıt biçimleri arasında mozaik sanatı, hem maddi kalıcılığı hem de görsel anlatı kapasitesi bakımından özel bir yere sahiptir. Çünkü mozaik yalnızca görüntü üretmez; zamanı sabitler, mekânı anlamlandırır ve kültürel sürekliliği görünür hale getirir.

Mezopotamya Uygarlıkları’ndan başlayarak Helenistik Dönem, Roma İmparatorluğu ve Bizans İmparatorluğu boyunca gelişen mozaik sanatı; sarayların, tapınakların, kamusal yapıların ve kutsal mekânların vazgeçilmez görsel dili olmuştur. Bu sanatın temel gücü, parçaların birlikteliğinden doğan bütünlüktür. Her taş, her kırık yüzey, her renk geçişi tek başına eksiktir; fakat birlikte anlam kazanır. İşte tam bu noktada Aylin Gündoğdu ve Sebahattin Gündoğdu’nun mozaik pratiği, çağdaş sanat içinde dikkate değer bir yere yerleşmektedir.

Onların üretim pratiği, mozaik sanatını tarihsel bir nostalji olarak ele almaz; aksine yaşayan, dönüşen ve çağdaşlaşan bir ifade biçimi olarak yeniden yorumlar. Bu yaklaşım, geleneksel sanat üretiminde sıkça karşılaşılan tekrar sorununu aşar ve mozaiği bugünün estetik meseleleriyle buluşturur.

Mozaik sanatının en dikkat çekici tarafı, onun paradoksal yapısıdır: kırılmış olanın bütünlüğü temsil etmesi. Bu, yalnızca biçimsel bir durum değildir; aynı zamanda insan varoluşunun metaforik bir karşılığıdır. Hayatın parçalı yapısı, anıların kırık doğası, zamanın bölünmüş akışı ve insan deneyiminin dağınık karakteri mozaikte somutlaşır. Aylin Gündoğdu ve Sebahattin Gündoğdu’nun eserleri bu parçalı yapıyı estetik bir organizasyona dönüştürür.

Sanat tarihçisi Heinrich Wölfflin’in biçimsel analiz kuramı açısından bakıldığında, mozaik; çizgisel yapı ile yüzeysel derinlik arasında kurulan karmaşık bir ilişki alanıdır. Gündoğdu’ların eserlerinde bu ilişki güçlü şekilde görülür. Her tessera (taş parçası), formun sınırını belirlerken aynı zamanda yüzeyin ritmini oluşturur.

Bu ritim kavramı önemlidir. Çünkü mozaik, durağan görünen ama içinde sürekli hareket taşıyan bir sanattır. Işığın yüzeye çarpmasıyla renk değişir, gölge oluşur, derinlik artar. Böylece eser günün farklı saatlerinde farklı bir kimlik kazanır. Bu, mozaiği diğer yüzey sanatlarından ayıran önemli bir özelliktir.

Aylin Gündoğdu ve Sebahattin Gündoğdu’nun eserlerinde ışık yalnızca fiziksel bir unsur değildir; kompozisyonun aktif bir bileşenidir. Özellikle cam mozaik kullanımlarında ışığın kırılması, izleyiciyle eser arasında sürekli değişen bir ilişki kurar. Sanat burada sabit değildir; deneyimle birlikte dönüşür.

Mozaik sanatı teknik olarak son derece disiplinli bir yapı gerektirir. Bir resimde sanatçı spontane kararlar verebilir; renkleri değiştirebilir, kompozisyonu dönüştürebilir. Ancak mozaikte her karar daha yapısaldır. Taşın kesimi, yerleşim açısı, boşluk oranı, renk geçişleri ve yüzey dengesi önceden planlanmalıdır.

Bu planlama süreci, adeta mimari bir düşünce biçimi gerektirir.

Devrim Erbil Mozaiklerine Yorum

Devrim Erbil, tıpkı batik, halı ve marküteri çalışmalarında olduğu gibi, mozaik tekniğini de sanatı kapalı kapılar ardındaki galerilerden çıkarıp kamusal alanlara, yani halkın içine taşımanın en etkili yolu olarak görmüştür. Onun için mozaik; mimariyle bütünleşen, zamana meydan okuyan ve çizgisel üslubunu devasa boyutlarda ifade etmesine olanak tanıyan kalıcı bir malzemedir.Devrim Erbil’in resimlerindeki o meşhur titreşen çizgiler, kuş sürüleri ve İstanbul silüetleri, mozaik tekniğinde farklı renk, doku ve boyutlardaki taşların (tessera) yan yana gelmesiyle hayat bulur. Çizgi Etkisi ile Aylin Gündoğdu ve Sebahattin Gündoğdu, mozaik derzlerini ve taş dizilim hatlarını adeta birer fırça darbesi veya gravür çizgisi gibi kullanır. Işık ve renk oyunları ile cam (smalti) ve doğal taş mermerlerin ışığı yansıtma özelliklerinden yararlanarak, tuvaldeki o canlı ve dinamik renk kontrastlarını mozaik yüzeylerde de yakalamayı başarır.

Aylin Gündoğdu ve Sebahattin Gündoğdu’nun teknik yaklaşımında görülen en güçlü özelliklerden biri, yüzey organizasyonundaki matematiksel dengedir. Eğrisel hareketlerin parçalı sistem içinde akıcı görünmesi, teknik ustalık gerektirir. Çünkü düz taşlarla eğri üretmek, mozaik sanatının en zor alanlarından biridir.

Burada geometri devreye girer!

Antik mozaik ustalarının kullandığı geometrik bölme sistemleri, bugün hâlâ temel tekniklerden biridir. Aylin Gündoğdu ve Sebahattin Gündoğdu’nun eserlerinde bu teknik mirasın çağdaş bir devamlılığı görülmektedir. Özellikle dairesel ritimler, spiral hareketler ve merkezden yayılan kompozisyonlar güçlü geometrik bilinç taşır.

Aylin Gündoğdu ve Sebahattin Gündoğdu’nun estetik dili ise daha çok duygusal yüzey örgüsü üzerinden okunabilir. Renk geçişlerinde görülen hassasiyet, yüzeyin sert yapısını yumuşatarak izleyiciye daha organik bir deneyim sunar. Bu yönüyle eserlerde teknik sertlik ile duygusal akış dengelenmektedir.

Sanatta malzeme seçimi, yalnızca fiziksel değil kavramsal bir tercihtir. Mermer, doğal taş, cam, seramik ve metal parçaların bir araya gelişi farklı anlam katmanları oluşturur.

Doğal taş kullanımı doğayla bağ kurar.

Cam kullanımı ışığı çağırır.

Seramik tarihsel sürekliliği temsil eder.

Metal modern müdahaleyi simgeler.

Aylin Gündoğdu ve Sebahattin Gündoğdu’nun eserlerinde malzeme dili, anlatının kendisine dönüşmektedir.

Özellikle Anadolu coğrafyasının mozaik geleneği düşünüldüğünde bu üretimlerin kültürel değeri daha iyi anlaşılır. Zeugma Antik Kenti mozaikleri, dünyanın en önemli mozaik miraslarından biridir. Anadolu, binlerce yıl boyunca mozaik estetiğinin merkezi olmuştur.

Bu tarihsel bağlam içinde Aylin Gündoğdu ve Sebahattin Gündoğdu’nun üretimi, yalnızca bireysel sanat pratiği değil; aynı zamanda kültürel devamlılık pratiğidir.

Ancak burada kritik fark şudur:

Geçmişi tekrar etmek ile geçmişi yeniden yorumlamak aynı şey değildir.

Sanatsal değer, ikinci alanda oluşur.

Aylin Gündoğdu ve Sebahattin Gündoğdu’nun sanatında Anadolu motifleri, geleneksel ikonografi, simgesel formlar ve tarihsel estetik hafıza modern kompozisyon anlayışıyla yeniden yapılandırılır.

Bu noktada sanat felsefesi açısından Walter Benjamin’in “aura” kavramı önemlidir. Benjamin’e göre sanat eserinin biricikliği onun zamansal varlığında saklıdır. Mozaik tam da bu biricikliği güçlendiren bir sanat formudur. Çünkü her taşın yerleşimi geri döndürülemezdir.

Bu geri döndürülemezlik, eserin ontolojik ağırlığını artırır.

Aylin Gündoğdu ve Sebahattin Gündoğdu’nun eserlerinde bu durum açık biçimde hissedilir. Her parça kesin bir karardır.

Bu nedenle mozaik, kararsızlığa izin vermeyen bir sanattır.

Aynı zamanda sabır sanatıdır.

Modern dünyanın hız kültürü düşünüldüğünde mozaik neredeyse zamana karşı bir direnç biçimidir. Hızın karşısında yavaşlık. Tüketimin karşısında kalıcılık. Geçiciliğin karşısında süreklilik.

Bu yüzden mozaik çağdaş dünyada yeniden önem kazanmaktadır.

Çünkü insan artık kalıcı olana ihtiyaç duymaktadır.

Aylin Gündoğdu ve Sebahattin Gündoğdu’nun eserlerinde bu kalıcılık yalnızca fiziksel değil düşünseldir. Temalar zamansızdır. Formlar dönüştürülebilir ama anlam süreklidir.

Estetik olarak bu eserlerde dikkat çeken bir diğer unsur izleyiciyle kurulan mesafe ilişkisidir.

Mozaik, yaklaşınca parçalanır.

Uzaklaşınca birleşir.

Bu algısal mekanizma, sanatın izleyici üzerindeki bilişsel etkisini artırır. İzleyici bütünü görmek için mesafe almak zorundadır.

Bu durum hayatla da benzerdir.

Bazen anlamı görebilmek için uzaklaşmak gerekir.

Aylin Gündoğdu ve Sebahattin Gündoğdu’nun eserleri bu psikolojik katmanı güçlü şekilde taşır.

Yakından bakıldığında teknik ustalık görülür.

Uzaktan bakıldığında anlatı görünür.

Bu çift katmanlı yapı, eserlerin estetik gücünü artırır.

Ayrıca çağdaş mozaik sanatı artık yalnızca duvar ya da zeminle sınırlı değildir. Mekânsal enstalasyonlar, üç boyutlu yüzeyler, kamusal sanat projeleri ve mimari entegrasyonlarla genişlemektedir. Bu dönüşüm içinde Aylin Gündoğdu ve Sebahattin Gündoğdu’nun üretimleri, mozaik sanatının çağdaş mekân tasarımına nasıl entegre olabileceğine dair güçlü örnekler sunmaktadır.

Kamusal alanlarda kullanılan mozaikler, kolektif hafızanın görsel kayıtlarıdır.

Özel mekânlarda kullanılan mozaikler ise kişisel hafızanın estetik uzantılarıdır.

Bu çift işlev, mozaik sanatını benzersiz kılar.

Sonuç olarak Aylin Gündoğdu ve Sebahattin Gündoğdu’nun mozaik sanatı; yalnızca dekoratif estetik üretim değil, çok katmanlı bir kültürel düşünce alanıdır. Teknik ustalık, tarihsel bilinç, estetik organizasyon, malzeme bilgisi, zamansal farkındalık ve felsefi derinlik bu üretimlerde iç içe geçmektedir.

Onların eserlerinde taş, yalnızca taş değildir.

Renk, yalnızca renk değildir.

Parça, yalnızca parça değildir.

Her biri bir hafıza birimidir.

Ve mozaik, bu hafızaları bir araya getirerek insanın en eski ihtiyacını yerine getirir:

Unutmamak.

Çünkü sanatın özü bazen yaratmak değil, hatırlamaktır.

Mozaik ise hatırlamanın en dayanıklı biçimlerinden biridir.

Devrim Erbil'in mozaikleri, binlerce yıllık bu Anadolu ve Akdeniz geleneğini çağdaş Türk resminin modern çizgileriyle buluşturan çok kıymetli anıtlardır.

Yazarın Tüm Yazıları