Demokrasi, sadece sandıkta verilen oylarla değil; aynı zamanda kullanılan dil, sergilenen tavır ve temsil edilen makamın ağırlığıyla anlam kazanır. Siyasetçinin kullandığı dil, aslında temsil ettiği makamın aynasıdır. Ne yazık ki son günlerde kamuoyuna yansıyan bazı görüntüler ve ifadeler, siyasetteki dil seviyesinin ne kadar aşağıya indiğini bir kez daha gözler önüne sermiştir.
Son olarak Aydın'ın Koçarlı ilçesinde yaşanan bir olay, bu açıdan ibretlik bir tablo ortaya koymuştur. Koçarlı Belediye Başkanı Özgür Arıcı'nın, belediye meclis toplantısı sırasında Meclis Üyesi Cevat Olgun'a yönelik sarf ettiği ağır hakaretler ve küfür içeren ifadeler, siyasetin hangi noktaya savrulduğunu açıkça göstermektedir. Bir belediye başkanının, üstelik kamuoyunun gözü önünde, meclis kürsüsünde bir meclis üyesine bu şekilde hitap etmesi kabul edilebilir bir durum değildir.
Daha da vahimi, tartışmanın büyümesi üzerine meclis üyesinin salondan kovulmasıdır. Demokratik sistemlerde belediye meclisleri, farklı görüşlerin özgürce dile getirildiği yerlerdir. Meclis üyeleri, halk adına söz söyleme hakkına sahiptir. Bu hakkın küfürle bastırılmaya çalışılması ise demokrasi kültürünün ne kadar zayıfladığını göstermektedir.
Bu tablo, akıllara daha önce kamuoyuna yansıyan bazı benzer olayları da getirmektedir. Siyasette üslup sorunu yeni değildir; ancak son dönemde özellikle bazı siyasetçilerin köşeye sıkıştıklarında küfür ve hakaret diline başvurmaları dikkat çekici bir hal almıştır. Eleştiriye tahammül edemeyen, tartışmayı fikirle değil hakaretle bastırmaya çalışan bir siyaset anlayışı, topluma da kötü örnek olmaktadır.
Unutulmaması gereken çok önemli bir gerçek vardır: Makamlar kişilere ait değildir. Makamlar millete aittir. Bir belediye başkanı o koltuğa oturduğunda sadece kendisini değil, o ilçede yaşayan on binlerce insanı temsil eder. Dolayısıyla kullandığı her söz, yaptığı her davranış o makamın saygınlığıyla doğrudan ilişkilidir.
Siyasette sert eleştiri olabilir, görüş ayrılıkları olabilir, hatta hararetli tartışmalar da yaşanabilir. Bunların tamamı demokrasinin doğal parçalarıdır. Ancak küfür ve hakaret hiçbir şekilde demokratik tartışmanın parçası değildir. Küfür, aslında fikir üretememenin ve siyasi olgunluk eksikliğinin en açık göstergesidir.
İnsan biraz edepli olur. Oturduğu makamın bir küfür makamı olmadığını bilir. Belediye başkanlığı makamı, kavga etmek ya da insanları azarlamak için değil; halka hizmet etmek için vardır. O koltuğa oturan herkesin önce bu sorumluluğun farkında olması gerekir.
Toplum, siyasetçilerden sadece hizmet değil; aynı zamanda örnek davranış da bekler. Gençlerin, çocukların, vatandaşların izlediği bir meclis toplantısında kullanılan bu tür ifadeler, siyasete olan güveni zedelediği gibi toplumsal saygı kültürünü de aşındırmaktadır.
Türkiye'de siyaset zaten uzun zamandır sert bir iklimde yürümektedir. Ancak bu sertlik, küfürle, hakaretle ve insanları aşağılayan ifadelerle daha da zehirli hale getirilmektedir. Siyasetçilerin en büyük sorumluluğu, toplumu germek değil; toplumu sakinleştiren bir dil kullanmaktır.
Bugün Türkiye'nin ihtiyacı olan şey, daha fazla kavga değil; daha fazla saygıdır. Daha fazla kutuplaşma değil; daha fazla olgunluktur. Siyasetçinin gücü bağırmakta ya da küfür etmekte değil, fikrini güçlü şekilde ifade edebilmesindedir.
Bu nedenle kamuoyuna yansıyan bu olayın ciddiyetle değerlendirilmesi gerekir. Bir belediye başkanının, meclis üyesine küfür ederek onu meclis salonundan kovması sıradan bir olay olarak geçiştirilemez. Bu sadece bir kişiye yapılmış saygısızlık değil; aynı zamanda temsil edilen makama ve demokratik kurallara yapılmış bir saygısızlıktır.
Siyasetçinin dili toplumun aynasıdır. Eğer o aynada küfür ve hakaret görülüyorsa, bu durum sadece siyaseti değil toplumsal kültürü de yaralar.
Bu yüzden herkesin kendine şu soruyu sorması gerekiyor: Siyaset gerçekten bu kadar seviyesizleşmek zorunda mı?
Cevap aslında çok basit.
Hayır.
Çünkü makamlar küfür makamı değildir. Makamlar sorumluluk makamıdır. Makamlar edep makamıdır. Makamlar millete hizmet makamıdır.
Kalın Sağlıcakla…









